Ergenlerde yaz tatili planlamasının diğer yaş gruplarına göre daha farklı ve hassas bir konu olduğunu söyleyen uzmanlar, ailelere "Onların duygusal özelliklerini dikkate alın" uyarısında bulunuyor.
9. sınıfa eski ifadesiyle lise 1. sınıfa başlayan öğrencilerimiz, ergenlik dönemine girmiş bulunuyorlar. Bu dönemde ergenler, bir önceki döneme göre ciddi davranış değişimleri gösterirler. Bu da onların eğitim, aile ve sosyal hayatını etkiler. Bu nedenle, son iki haftada işlediğimiz, ilköğretim 1. ve 2. kademe öğrencilerinin yaz tatili tavsiyeleri, ergen olan lise öğrencilerimizde biraz daha farklı olacak.
BENİ ANLAMIYORLAR!
Sosyal hayatı en çok etkileyen ergen davranışları; üzerine gidildiğinde anında tepki gösterebilme, anlık duygu değişimleri, bana değer verilmiyor ve anlaşılmıyorum düşüncesi, kimlik arayışı ve rol denemeleri vb.dir. Bu düşüncelere ve bu düşüncelerden kaynaklanan davranışlara, aileler tarafından çok dikkat edilmeli, çocuklarının sadece eğitim ve sosyal hayat planları değil, yaz tatili planları da yapılırken bu hassas çerçeve göz önünde bulundurulmalıdır.
DÜŞÜNCENİZ NEDİR?
Alt yaş gruplarında aileler, daha özgür tatil planı yapabilirler, ancak ergen gruplarında bu hareket, ailelere pahalıya mal olabilir! Çünkü ergen, kendisinin dikkate alınmamasına müsaade etmek istemez, tepki gösterir, hele bu, kendisini de ilgilendiren bir planlama ise... Bu nedenle, bizim fikrimiz şöyle ama sen ne düşünüyorsun, sana göre ne yapmak daha verimli olacak gibi ortak kararlar alma yoluna gidilmeli.
VERİMLİ TATİLE ÖDÜL
Ancak burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta şudur ki: Aileler bu karar alma aşamasına hazırlıksız, plansız gitmemeli, çünkü çocuğun dediği yapıldığı, onun fikri kabul edildiği zaman çoğunlukla bomboş bir tatil geçer. Onlar yaşlarının gereği, duygu boşluğu içersindedirler ve rahat zaman geçirmek, kafalarına göre takılmak isterler. Ergenin görüşü alınacak, ancak uygun olmayan isteklerde alternatif konacak ve çeşitli yollar ile ikna edilmeye çalışılacak, gerekirse verimli geçen tatilin sonuna bir hedef ve ödül konacak. (ödülün aşırı maddi olmamasına dikkat!)
KARŞI CİNSLE ARKADAŞLIK SÜRECİNE DİKKAT!
Ergenler, anlık değişen duygu dağılımlarından dolayı, karşı cinsle çalkantılı bir arkadaşlık süreci yaşarlar. Kâh ayrılıp kâh birleşirler ve bunun sonucunda, sık arkadaş değiştirebilirler.
İLETİŞİME AÇIK OLUN
Yaz tatilindeki yer değişikleri de (yazlığa gitme, akrabaların yanlarına gitme, vb), buna zemin hazırlar. Şahsi tecrübelerim de arkadaş değişiklerinin çoğunlukla yaz döneminde gerçekleştiğini gösterir. Aileler bu durumu dikkate alarak, iletişime açık olmalı ve bir sıkıntıda, çocuklarının kendilerine gelmelerine yol açmalılar, ufak tefek sorunlarda, arkadaşlarını kırmamaları, incitmemeleri, kendileri de boşluğa düşmemeleri için iletiler göndermeliler:
*Arkadaşın neden böyle yapmış olabilir? Belki senin bilmediğin bir sıkıntısı vardır,
*O'nun böyle davranmasına sen sebep olmuş olamaz mısın?
*Kusursuz dost arayan dostsuz kalır, vb
NİTELİKLİ VAKİT GEÇİRİN
Özellikle erkek ergenlerde, babanın paylaşımının önemi hatırlandığında, yaz dönemi değerlendirilebilir. Şehir dışı, ülke dışı iş gezilerinde, O'na da görev ve sorumluluk verilerek, hem özgüveni desteklenebilir hem de "babam için ben buymuşum ve işe yarıyormuşum" düşüncesi kemikleştirilebilir. Benzer çalışmayı, anneler de kız çocukları için yapabilir. Biz buna eğitim koçluğu bakış açımızla "nitelikli vakit geçirme" diyoruz ve çok tatmin edici geri dönüşlerini alıyoruz. Anne babalar, çocukları ile "çok yakın, sırlarını paylaşan, dost" asla olmamalılar! Arkadaş gibi olabilirler ancak, aralarında bir perde mutlaka olmalı. Çünkü ileri derecede paylaşımların, O'nda, O'nun kaldıramayacağı kadar ağır yük oluşturacağı unutulmamalı.
Bünyamin ŞAHİN
Ortaöğretimden Yükseköğretime Harfler ve Sistemler Savaşı!
Türkiye'de ortaöğretime ve yükseköğretime geçişteki sistemlerde sürekli değişiklik yapıldığına dikkat çeken Doç. Dr. Ali Özel, Milli Eğitim ve YÖK arasındaki kopukluğu kaldıracak geniş tabanlı ve uzmanlardan meydana gelen "Eğitim Üst Kurulu" oluşturulmasını tavsiye etti.
Geçen hafta Türkiye'nin en önemli gündem maddelerinden birisi 6. ve 7. sınıflardaki SBS (Seviye Belirleme Sınavı )'nin kaldırılması oldu. Milli Eğitim Bakanı Sayın Nimet Çubukçu SBS'nin bu sınıflarda kademeli olarak kaldırılacağını yaptığı basın toplantısı ile duyurdu. Bundan böyle SBS sadece 8. sınıflarda yapılacak ve öğrenciler bu sınıfın programından sorumlu olacaklar. SBS'deki değişikliğe sebep olan tartışmaların bir benzeri 4 sene önce OKS (Ortaöğretim Kurumlar Sınavı)'den SBS'ye geçilirken yapılmıştı. O dönemdeki tartışmaları hatırlayacak olursak; "üç yıllık müfredattan 100 dakikada sınav yapılabilir mi? Çocuklarımızın geleceği tam ergenlik problemleri ile boğuştuğu bir dönemde tek bir sınavla belirleniyor, okullarda verilen takdir ve teşekkür belgeleri bizleri yanlış yönlendiriyor, çocuğumuzun durumunu 8. sınıfa kadar öğrenemiyoruz" diye kıyamet koparılıyordu. Bu gibi nedenlerle OKS'de SBS gibi ancak 3 sene dayanabilmişti. Bu arada OKS'den önce liselere geçişte LGS (Liselere Geçiş Sınavı) sınavının uygulandığını hatırlatmak isterim.
SBS KALDIRILMALI MIYDI?
Kişisel fikrim olarak, SBS, 6. ve 7. sınıflarda tamamen kaldırılmamalıydı. Bunun yerine 8. sınıflarda yapılan SBS'nin puan ağırlığı yüzde 80 ya da yüzde 90'lara kadar çekilmeli ve sembolik de olsa alt sınıflarda sınava devam edilmeliydi. Böylece veli öğrencisinin durumunu daha erken teşhis edebilecek, 8.sınıfta birdenbire çocuğunun durumunu görerek sukut-u hayale uğramayacak ve ona göre de tedbir alabilecekti. Ayrıca, artık öğrencinin 6. ve 7. sınıf programlarını ne kadar öğrenip öğrenemediği de ölçülemeyecek. Çünkü öğrenciler sadece 8. sınıf konularından sınava girecekler. Bu da onların önceki sınıfın derslerini önemsememelerine yol açabilecektir.
SİSTEMLER SÜREKLİ DEĞİŞİYOR
Türkiye'de ortaöğretime ve yükseköğretime geçişteki sistem değişikliklerinde, bu ikisinin arasında sanki bir yarış var! Ortaöğretime geçişte son 10 senede 3 sistem değişikliği yaşanırken, üniversiteye girişte 12 sene önceki ikili sınava dönüş yapıldı. İki tarafın yetkilileri de, en fazla değişimi sen mi yapacaksın yoksa ben mi?! diye mücadele halindeler! Fakat bir şeyi unutuyorlar. Böyle devam ederlerse yakında alfabede kullanacakları harf kalmayacak!
Yükseköğretimdeki ve Milli Eğitimdeki eskiye dönüşler bize göstermiştir ki Türkiye'de sistemler savaşı yaşanmaktadır. Herkesin kafasında bir sistem var ve imkân bulunduğunda çocuklarımız üzerinde denenmesinden çekinilmiyor. Türkiye'nin en büyük problemlerinden birisi, eğitim konusunda doğru bir sistemin oturtulamamasıdır. Bunun en güncel ve güzel kanıtı ise, aynı partiye mensup olan iki bakanın çok kısa sürelerle SBS hakkında aldıkları zıt kararlardır. İleride yeni gelecek bakanın hangi sistemi uygulayacağını ise bekleyip görmekten başka çaremiz yok maalesef! Umarım ortaöğretime ve yükseköğretime geçişteki yeni sistemler öncekilerden daha fazla dayanır. Çünkü en kötü sistem bile sürekli değişimden ve belirsizlikten daha iyidir.
ÖYLEYSE NE YAPMAK LAZIM?
Çözüm, eğitimimize yön veren her iki kurumunda kişilerin keyfiliğinden kurtarılmasıdır. Bunun için de eğitim alanında en az 20-25 yıllık kalkınma planları hazırlayabilecek geniş tabanlı ve uzmanlardan meydana gelen bir üst kurul oluşturulması düşünülebilir. Böylece Milli Eğitim Bakanlığı ile YÖK, planlama konusunda devre dışı bırakılacak ve yeni bir Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) gibi çalışacak bir "Eğitim Üst Kurulu"nu Türk eğitim sistemi kazanmış olacaktır. Bu kurum aynı zamanda Milli Eğitim ve YÖK arasındaki kopukluğu ortadan kaldıracak, uzman kurullardan oluşacağı için de herkesin kafasındaki eğitim modelinden ülkeyi kurtarmış olacaktır. YÖK ve Milli Eğitim Bakanlığı ise burada alınan kararların sadece uygulayıcıları olacaklardır.
DENEME TAHTASI GİBİ…
Aslında Milli Eğitim Bakanlığının içinde Talim Terbiye Kurulu (TTK), YÖK'ün içinde de Eğitim Komisyonu adları ile bu planlamaları yapacak kurumlar vardır. Ancak her ikisi de kişilere bağımlıdırlar. Bakan ve başkanlar değiştiği zaman kurul üyeleri de değişmektedirler. Ayrıca bu kurullar, tepedeki kişinin kafasındakilerin uygulayıcısı olmaktan da ileriye gidememektedirler. Yeni kurulacak olan üst kurul siyasetten ve kişisellikten tamamen kurtarılmalıdır. Bağımsız bir hüviyete sahip olmalıdır. Eğitim sistemimiz kişisel uygulamalardan uzaklaştırılmadıkça, mehteran takımı gibi bir ileri iki geri gitmekten ve deneme tahtası olmaktan asla kurtulamayacaktır. SBS'nin tek sınava çevrilmesinin dershaneler üzerinde yapacağı etki ve Sayın Çubukçu'nun açıkladığı lise çeşitliliğinin azaltılarak bütün liselerin anadolu ve meslek lisesi olarak ikiye ayrılacağı konularına yerimiz kalmadığından dolayı başka bir yazıda değinmeyi düşünüyorum.
Doç. Dr. Ali Özel
Ne 10 yaşındaki kuralları koyun ne özgür bırakın
Özellikle lise dönemindeki gençler için yaz tatili, eğitim sürecinin vazgeçilmez bir kısmıdır. Ergenlik dönemi etkilerinin giderek artmaya başladığı lise çağındaki bireyler için, yaz tatillerini nasıl geçirdikleri onların oldukça önem verdikleri kritik noktalardan biridir. Aileden giderek bağımsızlaşmaya başlayan genç, daha da özgürleştiği bu süreçte kimi zaman farkında olmasa da ailenin bir takım yönlendirmelerine ihtiyaç duyar.
OLASI PROBLEMLER
Ergen ailelerinde en sık çalıştığımız başlıca sorunlar; boş zaman değerlendirme, ev kurallarına uyma ve aile üyeleriyle iletişim. Hal böyle olunca özellikle yaz tatili sürecine giren bu aile tiplerinde az önce saymış olduğum problem başlıkları daha da belirgenleşmeye başlıyor. Sorunların belirginleşmesinin temel nedenlerine baktığımızdaysa karşımıza,okulun sona ermesi ile birlikte gençleri meşgul eden materyallerin azalması ve gencin daha çok evde zaman geçirmesi çıkıyor.
SORUNLARLA NASIL BAŞA ÇIKACABİLİRSİNİZ?
Ergenlik döneminde ortaya çıkan kimlik karmaşası sürecini bir çok genç oldukça yoğun ve sancılı bir şekilde geçirir. Bu dönemde genç, kendi bireyselliği hakkında bilgi toplamaya başlar. Neleri giymekten, neleri yemekten hoşlanır ya da hoşlanmaz. Hangi dini inancı kendisine yakın bulur, hayatta neleri doğru neleri yanlış olarak görür, vb. gibi bir çok konuyu kendi içinde tartışır ve bir sonuca ulaşmayı hedefler. Bu evrede, artık çocuğunuz ilköğretim çağındaki gibi ne söylenirse düşünmeden kabullenen ve itaat eden çocuk değildir! Artık çocuğunuz düşünmeye ve kendi başına "birey" olmaya başlamıştır. Bu durum ailenin özellikle çocuklarına bazı şeyleri kabul ettirmekte artık zorlandıklarını farketmeleriyle birlikte probleme dönüşür. Örneğin; Ahmet eskisi gibi verilen saatte akşam eve dönmemeye başlamıştır. Dönüş saatlerinde sarkmalar ve uzamalar görülür hale gelmiştir. Ailesi onu bu konuda uyardığındaysa aldıkları cevaplar benzerdir: "Bana artık karışamazsınız, ben de artık bir yetişkinim!" Ahmet kimi noktalarda haklı olsa da kimi noktalarda bazı gerçekleri gözden kaçırmaktadır. Dolayısıyla desteğe ihtiyacı vardır. O ne bir yetişkin ne de bir çocuktur, o bir "ergen"dir.
BU GERÇEKLE AİLE NE YAPACAK?
Gence ne 10 yaşındaki kurallarını koyun, ne de tamamen özgür bırakın. Sadece alanını ve sınırlarını genişletin. Yaz tatilini uzun ve yorucu bir sürecin ödülü gibi varsayarak kurallarınızı şekillendirin. Gencimiz eskiye kıyasla artık dışarıda daha uzun vakit geçirebilmelidir. Ona bu konuda güvenmezseniz,O da kendine güvenemeyecek,belki kendine güvenen birilerini bulacaktır.Ancak kesinlikle kişilik gelişimi sekteye uğrayacaktır.
Ergenler boş zamanlarında,genellikle arkadaşlarıyla birlikte olmayı ya da tv ve bilgisayar başında zaman geçirmeyi tercih ederler. Aileler ise genellikle hep aynı tepkiyi verirler: "Boş boş oturacağına git biraz ders çalış, kitap oku. Sen bu kafayla üniversiteye zor girersin". İnanın vermiş olduğunuz bu tepki hiçbir zaman çocuğunuzu güdülemez. Hele bu bir ergense aksine sizin söylediğinizin tersini yapmaya çalışacaktır. bunun yerine çocuğunuzla oturup yaz tatilini verimli geçirmeleri için hobileri ve ilgi alanları hakkında konuşup ona göre bir yönlendirmede bulunabilirsiniz.
10. - 11. -12. SINIFLARI OKUYACAKLAR YAZ TATİLİNDE NE YAPMALI?
Özellikle üniversite sınavlarına hazırlanan bu sınıflar,Temmuz ve Ağustos ayı itibarı ile günde bir yarım saat konu tekrarı yapmaları ve birkaç deneme testi çözmeleri önemli. Bu şekilde kendilerini Eylül ayı itibarı ile gelecek olan yoğun sürece ısındırmış olurlar ve bu döneme daha rahat bir geçiş yaparlar.Unutmamalıdır ki;10,11 ve 12.sınıflar 9.sınıfa benzemez ve bilhassa sayısal dersler daha ağırdır. Bu konuda ailelerin gençleri fazla sınırlamamaları ve baskı kurmamaları önemli. Biliyoruz ki, bu tür baskılar,genci ders çalışmaktan daha çok soğutmakta ve uzaklaştırmaktadır.