O gün yemeğe arkadaşlarını çağırmıştı. Çok kalabalık bir gruptu. Misafirler gittikten sonra eşine:
- Teşekkür ederim hayatım. Bugün çok yoruldun; ama beni çok mutlu ettin. Her şey mükemmeldi, dedi.
- Önemli değil canım. Bütün yorgunluğum dudaklarından dökülen o iki kelimeyle geçti. İnsanın yaptığı güzel şeylerin karşılığını alması ne güzel! Yan komşumuz Hatice Hanım ne yapsa eşine beğendiremiyor. Zavallı kadın ağzıyla kuş tutsa eşi âdeta "Neden tuttun?" diyor.
Çevremizde eşlerinin iyiliklerine teşekkür edenler olduğu gibi fedakârlıklarının karşılığında koskoca bir "hiç" alan Hatice Hanım'lar da var!
Ne var ki evlilikte mutluluğun yolu, güzellikleri görmekten, kameraları kötülüklere kapatmaktan geçtiği halde kimi eşler, kameralarını güzelliklere kapatıyor. Tatlı sözleri sinelerinde sır gibi saklıyor.
"Eğer ona mükemmel olduğunu söylersem şımarır" diye düşünüyor ya da kendileriyle barışık olmadıklarından hiçbir şeyle mutlu olmuyor. Bu vehimle kendine de eşine de hayatı zehir ediyor.
Zaten ailelerdeki ekser problemler, eşlerin kendileriyle barışık olamamalarından kaynaklanıyor. Kendisiyle barışık olmayan insan, eşiyle nasıl barışık olabilir ki?
Oysa evlilikte mutlu olmak için önce insan kendisiyle barışık olmalıdır. Kendisiyle barışık olan insan, kusur ve hataları gösteren kameraları kapatır. Eşini, sırtında kambur, rakip ve düşman değil, hayat arkadaşı görür.
Bazen bu arkadaş, yorulabilir, hastalanabilir, yolda kalabilir. O zaman arka çıkmak, arkalanmak, sırtlanmak, korumak ve kollamak anlamına gelen arka(daşlık) devreye girer. Başkasını mutsuz edenin kendisinin de mutsuz, mutlu edenin de mutlu olacağını bilir.
Kendisiyle kavgalı olan mutluluk çeşmesinin musluğunu sıkıca kapayıp "Huyum kurusun ben böyleyim ne yapayım?" diye sadece şikâyette bulunur.
Kimileri de kendilerinin özel olduklarına inanırlar. Hayatta hep mutlu olmayı hak ettiklerini düşünürler; tıpkı peri masallarmdaki gibi bir hayat isterler. Onlar beyaz bulutlar üzerinde uçmalı, bir dedikleri iki olmamalı, hayat onlara cennetten bir vadi sunmalıdır.
Küçük bir aksilik karşısında "Ben bunu hak etmiyorum" diye vaveyla ederek yanlarında hazır bulunan isyan bayramını göndere çekerler.
Kimileri de çözülmeyi bekleyen bulmaca gibidirler. Mesela kadın, eşinin acıktığını gözlerinden anlayıp yemeğini hazırlamalıdır. Erkek, eşinin bir yere gitmek isteğini fark edip "Hayatım filan yere" gidelim demelidir.
Eşleri "Ben kâhin miyim ki senin kalbinden geçenleri okuyayım, neden söylemedin?" dediğinde, "Tabii anlamazsın; çünkü anlamak istemiyorsun" gibi sözlerle serzenişte bulunur, işi kavgaya kadar götürürler. Çünkü eşleri onları mutlu etmeye mecburdur. Oysa evlilikte aşırı beklentide olmayan, kendisinin özel olduğunu düşünmeyen ve bulmaca gibi çözülmeyi beklemeyenler kendileriyle barışık olanlardır. Mutlu olmak için şartların değişmesini beklemezler, her şartta ve her yerde mutlu olurlar.
Yazar: Gülay Atasoy