İlk sahura kalkan, ilk orucu tutan, ilk Ramazan’ı yaşayan Sevgili Peygamberimizdi.
Sahurun vaktini, zamanını, ne zaman başladığını, ne zaman sona erdiğini Peygamberimizden öğreniyoruz.
Bu konuda tek söz sahibi, tek bilgi kaynağı, tek uygulayıcı Peygamberimizden başkası değildi.
Bu konuda nakledilen hadislere baktığımızda bu soruların cevabını alabiliyoruz.
Talk bin Ali radıyallâhü anh anlatıyor:
“Resulullah Aleyhissalâtu Vesselam buyurdular ki:
“Fecr-i kâzib size engel olmasın, fecr-i sadık karşınıza çıkıncaya kadar yiyin için.”
Hadiste geçen bu iki kavramın tanımını ve tarifini Peygamberimiz bildiriyor.
Buhari ve Müslim’in İbni Mes’ud radıyallâhü anh¬tan rivayetlerine göre, Resulullah sallallâhü aleyhi vesellem fecr-i sâdık’ı tarif ederken, “O enlemesine görülen aydınlıktır, uzunlamasına görülen değildir” buyurdu.”
Fecir, tan yerinin aydınlanması/ağarması demektir. Sahurun bittiğini ve sabah namazının kılınabileceği zaman dilimidir.
Fecr-i kâzib (yalancı fecir), sabaha karşı ufukta uzunlamasına, dikey olarak görülen ve ancak kısa bir süre belli olan hafif bir aydınlıktır. Bu aydınlık kaybolur, 20-25 dakika sonra fecr-i sâdık (doğru fecir) girer. Bu sefer enlemesine, yatay olarak ufuk çizgisi boyunca bir aydınlık belirir. Bu aydınlığa “tan yerinin ağarması” da denir.
İşte Peygamberimiz, ufukta görülen bu ilk aydınlığa itibar edilmemesini tavsiye ediyor.
Takvimlerde yer alan ve “imsak” olarak bilinen vakit, fecr-i sadık’ın girmesidir. Bu vakitte sabah ezanı okunur. Böylece hem imsak girer, oruca başlanır, hem de sabah namazı kılınır.
Sahurun vaktinin süresini ve sabah namazının vaktini de yine Peygamberimizin açıkça belirtmesiyle öğrenmemiz mümkün.
Sahur bitince sabah namazı kılınabilir mi?
Sahur vaktinin bitmesiyle hemen namaz kılınabilir mi, kılınamaz mı? Kılınırsa en azından tavsiye edilen süre ne kadardır. Bu bilgiyi hadis veriyor.
Zeyd bin Sabit radıyallâhü anh anlatıyor:
“Resulullah sallallâhü aleyhi vesellemle birlikte sahur yemeği yedik, sonra namaza kalktık.”
Kendisine: “(sahur ile namaz) Arasında ne kadar zaman geçti?” diye sorulmuştu, şu cevabı verdi:
“Elli âyet (okuyacak) kadar!”
Bu hadisten pratikte sahur yemeği yendikten ve sabah ezanı okunduktan ne kadar bir süre geçtikten sonra sabah namazının kılınacağı bildiriliyor.
Peygamberimiz ve sahabelerin bu uygulaması herkesin rahatlıkla yapabileceği bir yöntemdir.
Sahabe-i kiram, Peygamberimizin zamanında sahurla sabah namazı arasında nasıl hareket ettiklerini, sahur vakti daralınca ne yaptıklarını ve namaza nasıl hazırlandıklarını da bildiriyorlar.
Sehl bin Sa’d radıyallâhü anh anlatıyor:
“Ben ailemle birlikte sahur yemeği yiyordum. Sabah namazını da Resulullah sallallâhü aleyhi vesellemle birlikte kılmak için hızlı yiyordum.”
Peygamberimiz her konuda ümmetine kolaylığı tavsiye etmiş, onları sıkboğaz etmemiş, oruca hazırlık için kısa bir süre kalmış olsa da yemek ihtiyacının giderilmesine dikkat çekmiştir.
Ezan okunduğu anda bile geç kalınmışsa birkaç dakika içinde önündeki yemeğin bitirilebileceği müsaadesini vermiştir. Şöyle ki:
Ebû Hureyre radıyallâhü anh anlatıyor:
“Resulullah sallallâhü aleyhi vesellem buyurdular ki:
“Biriniz ezanı işitince (yiyip-içtiği) kap elinde ise, doyuncaya kadar onu bırakmasın.”
Sahurun önemi nereden kaynaklanıyor?
Sahura neden bu kadar önem veriliyor, sahur üzerinde niçin bu kadar duruluyor, neden ısrar ediliyor. Bunun hikmetini de Peygamberimiz bildiriyor.
Enes bin Malik radıyallâhü anhın rivayetine göre ise Resulullah sallallâhü aleyhi vesellem sahur yemeğini yememizi özel olarak tavsiye ederek şöyle buyuruyor:
“Sahur yemeği yiyin, zira sahur yemeğinde bereket vardır.”
Sahuru ihmal etmeyin!
Ebu Said el-Hudrî radıyallâhü anhın rivayetine göre Resul-i Ekrem Efendimiz sallallâhü aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
“Sahur yemeğinde bereket vardır. Bir yudum su bile içecek olsanız sahura kalkmayı ihmal etmeyiniz. Çünkü sahura kalkana Allah rahmet eder, melekler de bağışlanmaları için dua ederler.”
Sahura kalkmak iki türlü berekete vesiledir. Birisi, sahur yemeğini yiyen insanın gündüz oruç sıkıntısını çok daha az çekmesi, oruca dayanıklı olmasıdır. Böylece Ce¬nab-ı Hak onun rızkına, yediklerine bereket, bolluk ihsan eder.
Diğeri de, seher vakti uyanık kalmakla ibadete, duaya ve zikretmeye fırsat bulmasıdır. Sahura kalkamasa o bereketli saatleri uyku ile geçirecek, dolayısıyla manevî hissesi az olacaktır.
Hadisteki teşvik bu iki noktanın sağlanması açısından önem taşır.
Ayrıca Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi vesellem iftar yemeğini acele tutarken, sahur yemeğini geciktirirdi. İmsak vaktinin girmesine yakın zamana kadar bekler, o zaman gelince yer içerdi. Çünkü yemek ne kadar geç yenirse o kadar geç acıkılır, oruca daha hazırlıklı olunur.
Sahur: Dinler arası oruç farkıdır
Amr bin Âs radıyallâhü anhın rivayet ettiği bir hadiste Resulullah sallallâhü aleyhi vesellem bu farkı şöyle bildirir:
“Bizim orucumuzla Ehl-i Kitab’ın orucunu ayıran fark sahur yemeğidir.”
Oruç ibadeti Hz. Musa ve Hz. İsa’nın şeriatında da vardı. Çünkü oruç semavî dinlerin ortak ibadetidir. Bakara Sûresi’nde; “Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki, takvaya erersiniz” buyurulur.
Âyette açıkça ifade edildiği gibi Yahudi ve Hıristiyanlar da ilk zamanlar oruç tutuyorlardı. Fakat namaz ve zekât gibi diğer ibadetleri kendi elleriyle değiştirdikleri gibi, orucun vaktini, tutulma şeklini de değiştirdiler. İlk zamanlarda tuttukları oruçla bizim orucumuz arasında sadece bir fark vardı. O da sahurdu.
(Hadislerin kaynağı için “Peygamberin (Aleyhissalatü Vesselam) Ramazanı” adlı kitabımıza bakılabilir.)