|
Bu Haber 02.01.2010 02:27:25
Eklenmiştir. 2209 Kez Okunmuştur. |
|
V - Y - Z Harfleri İle Başlayan Erkek Bebek İsimleri Adları ve Anlamları
|
BU HABERİ
BEĞEN VE
PAYLAŞ
|
|
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Vabil |
İri damlalı yağmur. |
Arapça |
| Vacib |
1. Dini (şer'i) bakımdan terkedilmesi doğru ve uygun olmayan, kesinlik bakımından far |
Arapça |
| Vacid |
Yaratan, meydana çıkaran. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Vafi |
Yeter, tam. Sözünde duran, sözünün eri. |
Arapça |
| Vafid |
Elçi, temsilci, rasul. |
Arapça |
| Vafir |
Çok, bol. |
Arapça |
| Vahab |
Bağışlayan, ihsan eden. Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır. "Abd" takısı |
Arapça |
| Vahat |
Çöl ortasında suyu ve yeşilliği olan yerler. Vahalar. |
Arapça |
| Vahdeddin |
Dinin tekliği, birliği. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Vahdet |
1. Yalnızlık, teklik, birlik. 2. Allah'ı birlemek, şirkten uzaklaşmak. 3. Hakimiyet v |
Arapça |
| Vahdi |
Bir ve tek olmayla ilgili |
Arapça |
| Vahib |
Bağışlayan, bağışlayıcı. Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Vahid |
Bir, tek, yalnız. Allah'ın sıfatlarındandır. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kull |
Arapça |
| Vahiddin |
Tek din, dinin tekliği. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Vahit |
Tek, bir |
Arapça |
| Vaid |
Birini iyiliğe sevk ve kötülükten uzaklaştırmak için korkutma, yıldırma. |
Arapça |
| Vail |
Sığınan, kurtulan. Sahabe adlarındandır: Vail b. Hucr. |
Arapça |
| Vaiz |
Dinsel öğütlerde bulunan kimse. |
Arapça |
| Vaki |
l.Vuku bulan, olan, düşen, olagelen, rastlayan. 2. Geçen, geçmiş olan. |
Arapça |
| Vakıf |
1. Bir şeyi elde eden, bir işten haberli olan. 2. Duran, ayakta duran. Arafat'ta vakf |
Arapça |
| Vakkas |
Okçu, savaşçı. Sahabe isimlerindendir. |
Arapça |
| Vakur |
Ağırbaşlı, temkinli. |
Arapça |
| Valaşan |
Şanı yüce, şanlı. |
Farsça |
| Valek |
Kurt anlamında kullanılmaktadır. |
Pomakça |
| Vali |
Bir vilayeti idare eden en büyük memur. |
Arapça |
| Valih |
Şaşakalmış, hayret etmiş, hayran. |
Arapça |
| Vamık |
1. Seven, aşık. 2. Vamık ile Azra öyküsünün erkek kahramanı. |
Arapça |
| Varaka |
1. Tek yaprak, tek kağıt. Yazılı kağıt. 2. İlk vahyin gelmesi üzerine Hz. Hatice'nin |
Arapça |
| Varid |
1. Gelen, vasıl olan, erişen. 2. Bir şey hakkında çıkan, söylenen. |
Arapça |
| Varış |
Zeka, anlayış, akıl. |
Türkçe |
| Varol |
Yaşa, uzun ve sağlıklı bir yaşamın olsun. |
Türkçe |
| Vasfi |
Vasıfla ilgili, vasfa ait. Nitelikli. |
Arapça |
| Vasi |
1. Vasiyeti yerine getiren, vesayeti yüklenen kimse, henüz reşid olmamış çocuğun işle |
Arapça |
| Vasıf |
1. Vasfeden, vasıflandıran. Bir kimse veya şeyi başkalarından ayıran kendine has hal, |
Arapça |
| Vasık |
Güvenilen, emin, mutemed. Abbasi halifelerinden birinin unvanı. |
Arapça |
| Vasıl |
Ulaşan, kavuşan, yetişen. |
Arapça |
| Vassaf |
Niteliklerini bildirerek anlatan ya da öven. Vassaf el-Hazrat. İranlı tarihçi, yazar. |
Arapça |
| Vassal |
1. Vasleden, ulaştıran, birleştiren. 2. Sayfalan yapışan, eski yazılı bir kitabın say |
Arapça |
| Vatan |
Yurt, ülke. |
Arapça |
| Vazah |
Beyaz, güzel yüzlü adam. |
Arapça |
| Vecaheddin |
Dinin yüceliği, onuru. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Vecdet |
Zenginlik, varsallık. |
Arapça |
| Vecdi |
Coşkunlukla ilgili, coşkunlukla oluşan. |
Arapça |
| Vechi |
Yüzle ilgili, yüze ait. |
Arapça |
| Vecid |
1. Bir şeyin güzelliği karşısında kendini kaybedecek dereceye gelmek, coşkulanmak. 2. |
Arapça |
| Vecih |
1. Yüz, çehre. 2. Tarz, üslup. 3. Sebeb, vesile. |
Arapça |
| Vecihi |
1. Güzellik, hoşluk, uygunlukla ilgili.2. Bir kavmin önderi, şeref ve mevki sahibi. V |
Arapça |
| Veciz |
Kısa, derli toplu. |
Arapça |
| Vedat |
Sevgi, dostluk. |
Arapça |
| Vedi |
Başkasının malını saklamakla görevli kimse. |
Arapça |
| Vedid |
Dost, sevgisi çok olan. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Vedud |
1. Çok muhabbetli, çok şefkatli. 2. Allah'ın isimlerinden. İyi kullarını sevip onlara |
Arapça |
| Vefa |
1. Sözünü yerine getirme, sözünde durma, borcunu ödeme. 2. Sevgi, dostluk ve bağlılık |
Arapça |
| Vefai |
Vefa ile ilgili. |
Türkçe |
| Vefi |
1. Vefalı, bağlı. 2. Tam, mükemmel, eksiksiz. |
Arapça |
| Vefik |
Uygun, muvafık, arkadaş, yoldaş, aynı fikirde olan. Ahmed Vefik Paşa. |
Arapça |
| Vefir |
Çok, bol. |
Arapça |
| Vehb |
Bağışlama, bağış, vergi. Vehb b. Münebbih: Kitabü'l-Kader'in müellifi.Türk dil kuralı |
Arapça |
| Vehbi |
Allah'ın ihsanı sonucu olan. Allah vergisi, fıtri. |
Arapça |
| Vehhab |
Çok hibe eden, bağışlayan. Sayısız nimetler veren yüce Allah. Bu isim Esmau'l-Hüsna'd |
Arapça |
| Vehhac |
Çok parıltı. Çok alevli. |
Arapça |
| Vekil |
1. Başkasının yerine ve adına hareket eden veya konuşan. 2. Asıl vazifelinin yerine ç |
Arapça |
| Vekkad |
Parlak, aydınlık, ışıklı. |
Arapça |
| Vela |
Yakınlık, sahiplik. Efendisinin, azat ettiği köle ve cariyesi ile olan münasebeti ve |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Veli |
1. Çocuğun bakımı ve idaresi üzerinde olan, hal ve hareketlerinden sorumlu bulunan ki |
Arapça |
| Velican |
Candan, dost, yakın. |
Arapça |
| Velid |
Yeni doğmuş çocuk. Erkek çocuk, köle. Sahabe isimlerindendir. |
Arapça |
| Veliyüddin |
Dinin sahibi. Dinin dostu. |
Arapça |
| Veliyullah |
Allah'ın sevgili kulu. Allah'a teslim olmuş, onun hakimiyet ve sultasının dışında hak |
Arapça |
| Velu |
Bir şeye fazla düşkün olan. |
Arapça |
| Vemiz |
Bulut arasından görünen ışık. |
Arapça |
| Verdi |
Güle ait, gül ile ilgili. |
Arapça |
| Verka |
1. Yabani güvercin, üveyik. 2. Açık, boz renk. |
Arapça |
| Verrak |
Kağıtçı. Ünlü Arap kelam bilgini: Ebu İsa Muhammed b. Harun el-Verrak. |
Arapça |
| Vesik |
Çok sağlam, güçlü. |
Arapça |
| Vesim |
Güzel yüzlü. |
Arapça |
| Veyis |
Yoksulluk, muhtaçlık. |
Türkçe |
| Veysel |
Aslı Üveys'tir. Kurt anlamında. Veysel Karanı: Raşid halifeler döneminde Şam'dan Medi |
Arapça |
| Veysi |
Yoksul, muhtaç. Veysi: Türk şair, yazar (Üsküp 1625). |
Arapça |
| Vezir |
Osmanlı devletinde, askeri ve idari en yüksek derece olan vezirlik rütbesinde olan ki |
Arapça |
| Vidad |
Sevme, sevgi. Dostluk. |
Arapça |
| Visali |
Kavuşma, ulaşma ile ilgili. |
Arapça |
| Visam |
Damgalı, nişanlı. |
Arapça |
| Volkan |
Yanardağ, burkan. |
Fransızca |
| Vural |
Vur al. |
Türkçe |
| Vuralhan |
Vural han. |
Türkçe |
| Vurgun |
Birine aşık, tutkun. |
Türkçe |
| Vusta |
1. Orta, ortada bulunan, arada olan, iç. 2. Orta parmak. |
Arapça |
| Welat |
Devrim. |
Kürtçe |
| Yaban |
1. Yabancı. 2. Issız kır, ova, çöl, sahra. 3. Dışarı, başka ülke, gurbet. 4. Ekin tar |
Farsça |
| Yabar |
Güzel koku, misk. |
Türkçe |
| Yabgu |
Eski Türk devletlerinde "hükümdar" anlamında kullanılan bir unvan. |
Türkçe |
| Yafes |
Hz. Nuh (a.s.)'un üçüncü oğlu. Tufandan sonra Hazar denizinin kuzeyine yerleşmiştir. |
Arapça |
| Yağın |
1. Yağmur. 2. Düşman yağı. 3. Yiğit. 4. Arka, sırt. |
Türkçe |
| Yağınalp |
(bkz. Yağın). |
Türkçe |
| Yağız |
1. Esmer. 2. Doru. 3. Yiğit. |
Türkçe |
| Yağızalp |
Esmer, güçlü yiğit. |
Türkçe |
| Yağızbay |
Esmer kimse. |
Türkçe |
| Yağızer |
Esmer kimse. |
Türkçe |
| Yağızhan |
1. Esmer hükümdar. 2. Yeğni, katı, cesur han. |
Türkçe |
| Yağızkan |
Asil, soylu kan. |
Türkçe |
| Yağızkurt |
Esmer, güçlü, kuvvetli kimse. |
Türkçe |
| Yağıztekin |
Esmer, güçlü, erkek. |
Türkçe |
| Yağmurca |
Bir tür geyik. Dağ keçisi. |
Türkçe |
| Yahşi |
1. İyi, güzel, çok güzel. 2. Yiğit, yakışıklı. 3. Toy, deneyimsiz genç. |
Türkçe |
| Yahşibay |
İyi tanınan, saygın kimse. |
Türkçe |
| Yahşihan |
Genç, güzel hükümdar. |
Türkçe |
| Yahya |
'Allah lütufkardır" anlamında. Kur'an-ı Kerim'de 5 yerde ismi geçen ve Zekeriyya (a.s |
İbranice |
| Yaktın |
Kabak. Kavun, karvpuz, hıyar gibi toprakta uzanıp, yetişen bitki. |
Farsça |
| Yakub |
1. Erkek keklik. 2. İbranice, "Takib eden, izleyen". -Hz. Yusuf (a.s.)'un babası ve K |
Arapça |
| Yakup |
Bir peygamber adı |
Arapça |
| Yakzan |
Uyanık, gözü açık. |
Arapça |
| Yalabuk |
1. Güzel, yakışıklı, sevimli. 2. Parlak, ışıltılı. Şimşek. 3. Çevik, atik, işgüzar. 4 |
Türkçe |
| Yalap |
1. Parıltı. 2. İvedi, hızlı, çabuk. 3. San renkli bir kuş. 4. Şimşek. |
Türkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Yalavac |
Peygamber, elçi. |
Türkçe |
| Yalaz |
1. Alev. 2. Bayrak. |
Türkçe |
| Yalazabey |
Ateş gibi. |
Türkçe |
| Yalazalp |
Alev gibi parlak yiğit. |
Türkçe |
| Yalçın |
1. Sarp. 2. Düz kaygan. 3. Parlak, cilalı. |
Türkçe |
| Yalçıner |
(bkz. Yalçın). Çetin, sert ve yiğit. |
Türkçe |
| Yalçınkaya |
bkz. Yalçın. |
Türkçe |
| Yalçuk |
1. Parlak, parlayan. 2. Elçi. |
Türkçe |
| Yaldırak |
Ak, parlak, ışıltılı. |
Türkçe |
| Yalgın |
1. Serap, ılgın. 2. Alev. |
Türkçe |
| Yalım |
1. Alev, ateş. 2. Kılıç, bıçak vb. kesici yüzü. 3. Kaya. Sarp yer, uçurum. 4. Şimşek. |
Türkçe |
| Yalınalp |
(bkz. Yalın). |
Türkçe |
| Yalınç |
Karışık olmayan, sade, yalın, yapılması ve anlaşılması kolay olan. |
Türkçe |
| Yalkı |
1. Yalın, tek. 2. Işın. |
Türkçe |
| Yalkın |
(bkz. Yalgın). |
Türkçe |
| Yalman |
1. Kılıç, kama, bıçak, mızrak'ın ağzı veya ucu. 2. Sarp, dik. Eğik, eğinik. |
Türkçe |
| Yaltır |
Parlak, parlayan. |
Türkçe |
| Yaltırak |
1. Işık, parıltı. 2. Kuyruklu yıldız. |
Türkçe |
| Yaltıray |
(bkz. Yaltır). Ayın ışıltısı. |
Türkçe |
| Yalvaç |
(bkz. Yalavaç). |
Türkçe |
| Yamaç |
1. Dağın ya da tepenin herhangi bir yanı. Karşı. Yan. 2. Yakın. 3. Bedel, karşılık. |
Türkçe |
| Yaman |
1. Kötü, korkulan, şiddetli. 2. Cesur, güçlü. 3. İşbilir, kurnaz, becerikli. |
Türkçe |
| Yamaner |
Güçlü, cesur erkek. |
Türkçe |
| Yamanöz |
Özü güçlü olan. |
Türkçe |
| Yanaç |
Yön, taraf. |
Türkçe |
| Yanal |
1. Yanda olan, yana düşen. 2. Alaca, değişik renkli. 3. Kırmızı pembe. 4. Nehir yatağ |
Türkçe |
| Yanar |
1. Parlayan, parıldayan. 2. Kaplıca. 3. Aralık ve Ocak ayı. |
Türkçe |
| Yanık |
1. Yanmış olan, esmer. 2. Duygulu, dokunaklı. 3. Kavruk, gelişmemiş. 4. Aşık. |
Türkçe |
| Yanıker |
Aşık, vurgun kimse. |
Türkçe |
| Yaren |
Arkadaş, dost, yakın dost. |
Farsça |
| Yarkaya |
Sarp, uçurumlu kaya. |
Türkçe |
| Yarkın |
Şimşek, ışık, ışıklı. |
Türkçe |
| Yarlık |
1. Buyruk, ferman. Yasa, kanun. 2. Yoksul, acınan. 3. Bağış, lütuf. |
Türkçe |
| Yaruk |
Işık, aydınlık, parlaklık, parıltı. |
Türkçe |
| Yasa |
Sevinç memnuniyet, beğenme ve alkış ifade eder; yaşasın, ömrü çok olsun, aferin. |
Türkçe |
| Yasan |
1. Tertip, düzen. 2. İmge, belirti. 3. Bir işi yapma isteği, karar. 4. Öngörü. 5. Bas |
Türkçe |
| Yasavul |
1. Koruyucu muhafız. 2. İlhanlılar devrinde ordu müfettişliği yapan kimse. 3. Jandarm |
Türkçe |
| Yaser |
Bolluk, varlık, zenginlik, varlıklılık. |
Arapça |
| Yaşık |
Işık, parıltı, parlaklık. |
Türkçe |
| Yaşıl |
1. Yeşil. 2. Erkek ördek. |
Türkçe |
| Yasin |
Kur’an-ı Kerim’in 36. suresinin başlangıcı. Asıl manası bilinmemekle birl |
Arapça |
| Yasir |
Sol tarafa giden. |
Osmanlıca |
| Yasun |
1. Tarz, üslup, töre. 2. Doğa, tabiat. |
Türkçe |
| Yatman |
Boyun eğen, uysal, yumuşak başlı kimse. |
Türkçe |
| Yatuk |
1. Kanun, santur vb. sazların genel adı. 2. Saklanan kullanılmayan şey. 3. Tembel. |
Türkçe |
| Yaver |
Yardımcı. |
Farsça |
| Yaveş |
1. Ağırbaşlı, yumuşak huylu, sakin. 2. Şefkatli, sevecen. |
Türkçe |
| Yavuz |
1. Yaman güçlü, güzel. 2. Sert, şiddetli, çetin, keskin. 3. Fevkalade, ala, müstesna. |
Türkçe |
| Yavuzalp |
(bkz. Yavuz). Çetin ve mücadeleci yiğit. |
Türkçe |
| Yavuzay |
(bkz. Yavuz). Ayın en güzel hali. |
Türkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Yavuzcan |
Güçlü kişiliği olan, kimse. |
Türkçe |
| Yavuzer |
Cesur, güçlü erkek. |
Türkçe |
| Yavuzhan |
Güçlü hükümdar, hakan. |
Türkçe |
| Yay |
1. Ok atmaya yarayan, iki ucu arasına kiriş gerilmiş eğri ağaç ya da metal çubuk. 2. |
Türkçe |
| Yayalp |
(bkz. Yay). -Sportmen. |
Türkçe |
| Yaybüke |
(bkz. Yay). |
Türkçe |
| Yaygır |
Gökkuşağı. |
Türkçe |
| Yazgan |
Yazan, yazar. |
Türkçe |
| Yazganalp |
(bkz. Yazgan). |
Türkçe |
| Yazır |
Oğuzların, Bozok kolunun Ayhan soyundan gelen bir Türkmen boyunun adı. |
Türkçe |
| Yedier |
(bkz. Yediger). |
Türkçe |
| Yediger |
Büyük ayı takım yıldızı. |
Türkçe |
| Yegan |
Tekler, birler. |
Farsça |
| Yeğin |
1. Zorlu, katı, şiddetli. 2. Baskın, üstün. Yiğit, güçlü, çalışkan. 3. Bereketli, bol |
Türkçe |
| Yeğiner |
(bkz. Yeğin). |
Türkçe |
| Yeğrek |
1. İyilik sever. 2. Güzel. 3. Fazla, çok. |
Türkçe |
| Yehud |
Yahudi, Hz. Ya'kub'un oğlu Yahuda soyundan gelenler, İsrailoğulları. |
Arapça |
| Yehuda |
Hz. Ya'kub'un on iki oğlunun en büyüğü. |
Arapça |
| Yekru |
1. Bir yüzlü, iki yüzlü olmayan. 2. Güvenilir dost. |
Farsça |
| Yekser |
1. Yalnız başına. 2. Bir baştan bir başa. 3. Ansızın, nagehan. |
Farsça |
| Yekta |
1. Tek, yalnız. 2. Eşsiz, benzersiz. |
Farsça |
| Yelal |
Rüzgar, yel, esinti. |
Türkçe |
| Yeldan |
Hızlı, süratli. |
Türkçe |
| Yelen |
1. Arzu, istek. 2. Fırtına. |
Türkçe |
| Yeler |
Yel gibi hızlı, çabuk kimse. |
Türkçe |
| Yelesen |
Yel gibi hızlı, çabuk. |
Türkçe |
| Yelmen |
Aceleci, hızlı davranan, canı tez kimse. |
Türkçe |
| Yeltekin |
(bkz.Yeler). |
Türkçe |
| Yenal |
Galip gelmek, zafer kazanmaktan emir. |
Türkçe |
| Yengi |
Zafer, utku, yenme, alt etme. |
Türkçe |
| Yenisey |
Eski SSCB'de 3800 km uzunluğundaki ırmak. |
Türkçe |
| Yergin |
Hüzünlü, tasalı, kaygılı. |
Türkçe |
| Yerhum |
Erkek kartal. |
Arapça |
| Yertan |
Güneşin ilk ışıklan. |
Türkçe |
| Yesar |
1. Varlık, zenginlik. 2. Sol, sol tarafı. |
Arapça |
| Yesari |
1. Sol, solla ilgili, sol tarafa ait. 2. Zenginlikle ilgili. |
Arapça |
| Yesügey |
Cengiz Han'ın babası, Kubilay Han'ın kardeşi olan TürkMoğol hükümdarı. |
Türkçe |
| Yetener |
Olgun erkek. |
Türkçe |
| Yetik |
1. Yetişmiş, erişmiş, büyümüş. Bilgili, olgun. 2. Güç işleri başaran, becerikli. 3. D |
Türkçe |
| Yetkiner |
Olgun, kişilikli bilge. |
Türkçe |
| Yezdan |
1. Zerdüştlerin iyilik tanrısı. 2. Allah. İsim olarak kullanılmaz. |
Farsça |
| Yezdanşer |
Alahın arslanı, savaşçı kral. |
Kürtçe |
| Yezid |
Emevi halifesi Muaviye'nin 3. oğlu. |
Arapça |
| Yıbar |
Misk, amber, güzel koku. |
Türkçe |
| Yiğit |
1. Güçlü, yürekli, kahraman, alp 2. Delikanlı, genç, erkek. 3. Gözüpek, düşüncelerini |
Türkçe |
| Yiğitcan |
Güçlü, korkusuz, kahraman. |
Türkçe |
| Yiğiter |
(bkz. Yiğit-can). |
Türkçe |
| Yiğithan |
Yiğit, cesur hakan. |
Türkçe |
| Yiğitkan |
Güçlü, cesur soydan gelen. |
Türkçe |
| Yıldır |
Parlak, parlayan, ışıklı ışık. |
Türkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Yıldıralp |
(bkz. Yıldır). |
Türkçe |
| Yıldıran |
Parlayan, ışıldayan, ışık saçan. |
Türkçe |
| Yıldıray |
Parlak, ışık saçan ay. |
Türkçe |
| Yıldırım |
1. Büyük ışık parlaması ve gök gürültüsüyle ortaya çıkan bulutlar arasında veya bulut |
Türkçe |
| Yıldızhan |
Yıldızların hakanı. |
Türkçe |
| Yılhan |
Yıl han. |
Türkçe |
| Yılkan |
Yıl kan. |
Türkçe |
| Yılma |
Vazgeçme, korkma, doğru yoldan yürümekten ayrılma, yılma. |
Türkçe |
| Yılmaz |
Yılmayan, bıkmayan, azimli, sebatlı. |
Türkçe |
| Yoğun |
1. Oylumuna oranla ağırlığı çok olan. 2. Dolu, sık. 3. Kalabalık. 4. İri, kaba, kalın |
Türkçe |
| Yoğunay |
(bkz. Yoğun). |
Türkçe |
| Yolaç |
Yol gösteren, kılavuz. |
Türkçe |
| Yoldaş |
Arkadaş, aynı yolun yolcusu olan. |
Türkçe |
| Yönal |
Yönünü, cepheni al. |
Türkçe |
| Yöner |
(bkz. Yönal). |
Türkçe |
| Yönet |
1. Uygun, doğru. 2. İyi, güzel. 3. Uysal. 4. Becerikli, yatkın. 5. Biçim, tarz, usul. |
Türkçe |
| Yoruç |
Komutan, kumandan. |
Türkçe |
| Yörük |
1. Göçebe. 2. Çabuk yürüyen, hızlı. 3. Hayvancılıkla geçinen göçebe Oğuz Türkleri. |
Türkçe |
| Yücealp |
Büyük, ulu yiğit. |
Türkçe |
| Yücelen |
Yükselen, yüce bir duruma gelen, ilerleyen. |
Türkçe |
| Yücesan |
Saygın bir adı olan. |
Türkçe |
| Yücesoy |
Saygın, ulu, soylu. |
Türkçe |
| Yücetekin |
(bkz. Yüce). |
Türkçe |
| Yümin |
1. Uğur, mutluluk. 2. Bereket. |
Arapça |
| Yümni |
1. Uğurlu, becerikli. İşi sağ eliyle gören. Kıyamet gününde kitabını sağ tarafından a |
Arapça |
| Yunus |
1. Ilık ve sıcak denizlerde yaşayan, memeli hayvan. 2. Bir takım yıldızın adı. 3. Uzu |
Arapça |
| Yura |
Dağ sırtı. |
Türkçe |
| Yurdaer |
Yurdu için doğmuş kimse. |
Türkçe |
| Yurdakul |
Yurdu için canını veren |
Türkçe |
| Yurdcan |
Yurda canlılık veren. |
Türkçe |
| Yurt |
1. At, kısrak. At sürüsü. 2. Orman. |
Türkçe |
| Yurtsever |
(bkz. Yurtseven). |
Türkçe |
| Yürük |
(bkz. Yörük). 1. Çabuk ve hızlı yürüyen. 2. Tarihte yeniçerilere katılan yaya asker. |
Türkçe |
| Yürüker |
(bkz. Yürük). |
Türkçe |
| Yuşa |
Tarihlerde, Peygamber olduğu rivayet edilen Yûşa b. Nün. |
Türkçe |
| Yüsr |
1. Kolaylık, rahat. 2. Zenginlik. |
Arapça |
| Yusuf |
1. Hz. Ya'kub (a.s.)'un oğlu olan peygamber Hz. Yusuf. 2. İbranice; inleyen, ah eden, |
Arapça |
| Yüzüak |
Dürüst, namuslu, doğru, suçsuz kimse. |
Türkçe |
| Zabit |
1. Askere kumanda eden rütbeli asker. 2. Ticaret gemilerinden, geminin hareketini yön |
Arapça |
| Zade |
1. Evlat, oğul. 2. Dürüst, doğru adam. |
Farsça |
| Zafir |
Zafer kazanan, üstün gelen. |
Arapça |
| Zağnos |
Bir tür doğan ' kuşu. |
Türkçe |
| Zahid |
Zühd sahibi, şüpheli şeyleri bile terkederek günahtan kaçan, Allah korkusuyla dünya n |
Arapça |
| Zahir |
Parlak, parlak yıldız. Allah'ın isimlerindendir. Kur'an-ı Kerim'de Hadid suresi 3. ay |
Arapça |
| Zahit |
Dince yasak olan şeylerden sakınan |
Arapça |
| Zahrettin |
Dinin zerresi, Dinin çekirdeği |
Arapça |
| Zaid |
Artan, artıran. -Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Zaik |
Tad alan, tadıcı, tadan. |
Arapça |
| Zaim |
1. Kefil. 2. Prenses, şef. |
Arapça |
| Zakir |
Zikreden, ,anan. Allah'ı gerektiği gibi teşbih ve tehmid eden. Kur'an'ı öğüt verici, |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Zal |
İran’da eskiden kalma mitolojik bir savaşçı. Aynı zamanda horoz ibiği anlamında |
Farsça |
| Zamir |
1. İç, yüz. 2. Yürek, vicdan. 3. Gönülde gizli olan sır. 4. Adın yerini tutan sözcük. |
Arapça |
| Zarif |
1. Nazik ve hoş konuşan, ince ve hoş tavırlı olan kimse, kibar. 2. İnceliği, latifliğ |
Arapça |
| Zati |
1. Kendiyle ilgili, kendine ait, özel. 2. Özle ilgili. |
Arapça |
| Zayi |
Kayıp, yitik. |
Türkçe |
| Zebih |
1. Kesilmiş veya kesilecek kurban. 2. Hz. İsmail ile Hz. Muhammed'in babası Hz. Abdul |
Arapça |
| Zeheb |
Altın. (bkz. Zer). |
Arapça |
| Zekai |
Zekayla ilgili, zekaya ait. |
Arapça |
| Zekeriya |
Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen peygamberlerden biri. |
Türkçe |
| Zeki |
1. Zekalı çabuk anlayan ve kavrayan. 2. Zeka belirten. |
Arapça |
| Zemin |
1. Yer, yeryüzü. 2. Temel, dayanak. Konu, tema. |
Farsça |
| Zerr |
Karınca yumurtası. Ebu Zerr: Ashab-ı Kiram'da zühd ve takvaca meşhur bir zat. |
Arapça |
| Zeval |
1.Yerinden ayrılıp, gitme. 2. Zail olma, sona erme. 3. Güneşin başucunda bulunma zama |
Arapça |
| Zevvak |
1. Bir şeyi çok fazla tadan. 2. Bir şeyi çok fazla deneyen. 3. Bir şeyin çok fazla fa |
Arapça |
| Zeycan |
Candan, cana yakın. |
Farsça |
| Zeyneddin |
Dinin zineti, süsü. |
Arapça |
| Zeynel |
Zeynelabidin adından kısalmış ad. |
Türkçe |
| Zeynelabidin |
İbadet edenlerin süsü. |
Arapça |
| Zeyni |
Süsle, bezekle ilgili. |
Arapça |
| Zeynullah |
Allah'ın süsü. |
Arapça |
| Zeynur |
(bkz. Zinnur). |
Arapça |
| Zeyrek |
1. İlgi çekici. 2. Eli uz, usta. 3. Akıllı, zeki. |
Türkçe |
| Zeyyat |
Zeytinyağı, zeytinyağı yapan kimse. |
Arapça |
| Zihni |
Zihinle, akılla ilgili. |
Arapça |
| Zikri |
Anma ile ilgili. |
Arapça |
| Zinnur |
Nurlu, ışıklı, aydınlık. |
Arapça |
| Zinnureyn |
İki nur sahibi. Hz. Osman'a Hz. Muhammed (s.a.s)'in iki kızıyla evlendiği için bu ad |
Arapça |
| Zivekar |
Vekarlı. Vakar dolu. Vakar sahibi. |
Arapça |
| Ziverbey |
(bkz. Ziver). |
Türkçe |
| Ziya |
Aydınlık, parlaklık, nur, ışık. |
Arapça |
| Ziyad |
Fazlalık, çokluk. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. Ziyat. |
Türkçe |
| Ziyaeddin |
Dinin ışığı, aydınlığı. |
Arapça |
| Zobu |
1. İri yarı, kadın, kaba. 2. Delikanlı. 3. Zor, sıkıntılı. 4. Eski vezir konaklarında |
Türkçe |
| Zoral |
Zor al. |
Türkçe |
| Zorlu |
1. Güzel, çok güzel, iyi. 2. Yakışıklı. 3. Güçlü, dayanıklı.4. Sert, keskin. 5. Yürek |
Türkçe |
| Zübeyir |
(bkz. Zübeyr). |
Arapça |
| Zübeyr |
Yazılı, küçük şey. |
Arapça |
| Zühdi |
(bkz. Zühdiye). |
Arapça |
| Züheyr |
1.Küçük çiçek, çiçekcik. 2. Banet Suad kasidesinin sahibi olan Ka'b'ın kendisi gibi ş |
Arapça |
| Zuhuri |
Orta oyununda komik rolünü yapan kimse. |
Arapça |
| Zülfi |
1. (bkz. Zülfıkar). 2. Kılıcın kabzasına iliştirilen süs. |
Arapça |
| Zülfikar |
1. Hz. Peygamberin Hz. Ali'ye hediye ettiği çatal ağızlı kılıç. 2. İki parçalı. |
Arapça |
| Zülfü |
Zülfikârla ilgili |
Arapça |
| Zülfükar |
Hz. Ali'nin ünlü çatal ağızlı kılıcı |
Arapça |
| Zülkarneyn |
1. İki boynuzlu anlamında. 2. Kur’an-ı Kerim’de adı geçen şahıs. 3. Büyük |
Arapça |
| Zümer |
1. Zümreler, gruplar. 2. Kur'an-ı Kerim'in 39. süresi. |
Arapça |
|