|
Bu Haber 02.01.2010 03:17:51
Eklenmiştir. 3214 Kez Okunmuştur. |
|
R - S - Ş Harfleri İle Başlayan Kız Bebek İsimleri ve Anlamları
|
BU HABERİ
BEĞEN VE
PAYLAŞ
|
|
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Rabıta |
1. İki şeyi birbirine bağlayan şey, bağ. 2. Münasebet, ilgi. 3. Bağlılık, mensub olma |
Arapça |
| Racife |
Sur'un kıyamette bütün canlıları öldürecek olan ilk üflenişi. |
Arapça |
| Raciye |
1. Rica eden, yalvaran. 2. Umutlu. |
Arapça |
| Radife |
Kıyamette üfürülecek surun ikincisi |
Arapça |
| Radiye |
Rıza gösteren, kabul eden, boyun eğen. |
Arapça |
| Rafia |
Her çeşit ayaklık ve destek. |
Arapça |
| Rağbet |
İstek, arzu. İstekle karşılama. |
Arapça |
| Rağibe |
(bkz. Rağıb). |
Arapça |
| Rahe |
Avuç içi, el ayası. |
Arapça |
| Rahile |
Rahat, sakin. |
Arapça |
| Rahime |
Hafif sesli, latif konuşan kadın demektir, (bkz. Rahim). |
Arapça |
| Rahiye |
Bal arısı. |
Arapça |
| Rahmiye |
(bkz. Rahmi). |
Arapça |
| Rahna |
Lazca da örümcek anlamına gelmektedir. |
Lazca |
| Rahşan |
Parıltılı. Işıltı. |
Farsça |
| Rahşende |
Parıldayan, parıldayıcı. |
Farsça |
| Raide |
Gürleyen bulut. |
Arapça |
| Raife |
(bkz. Raif). |
Arapça |
| Raika |
Sade, saf, katışıksız. |
Arapça |
| Rakide |
Durgun, sessiz, hareketsiz. |
Arapça |
| Rakika |
(bkz. Rakik). |
Arapça |
| Ramiye |
(bkz. Rami). |
Arapça |
| Ramize |
(bkz. Ramiz). |
Arapça |
| Rana |
1. Güzel, hoş latif, parlak. Çok iyi, çok ala. 2. Arapça'da "er'an" kelimesinin mücnn |
Arapça |
| Rasafet |
Sağlamlık, dayanıklılık. |
Arapça |
| Raşan |
Titreme, titreyiş. |
Arapça |
| Rasanet |
Sağlamlık, dayanıklılık, melanet. |
Arapça |
| Rasia |
Kabara. Kabara gibi yer yer konulan süs. |
Arapça |
| Raşide |
(bkz. Raşid). |
Arapça |
| Rasife |
Rıhtım, su içine yapılan set. |
Arapça |
| Rasiha |
(bkz. Rasih). |
Arapça |
| Rasime |
1. Âdet, töre. Merasim, tören. 2. Formalite. |
Arapça |
| Rasiye |
Büyük dağ. |
Arapça |
| Ratibe |
(bkz. Ratib). |
Arapça |
| Raufe |
(bkz. Rauf). |
Arapça |
| Ravza |
Çimeni, ağacı bol olan yer, bahçe. Ravza-i Mutahhara; Rasulullah'ın medfun olduğu mek |
Arapça |
| Rayiha |
Güzel koku. |
Arapça |
| Raziye |
Kabul eden, rıza gösteren, boyun eğen. |
Arapça |
| Raziyenur |
Kabul eden, rıza gösteren, boyun eğen anlamını taşıyan raziye ile nur isimlerinin bir |
Arapça |
| Rebab |
1. Bir çeşit kemençe. 2. Arapça'da dostlar anlamına gelir. Hz. Hüseyin'in hanımının i |
Farsça |
| Rebia |
(bkz. Rebi). |
Arapça |
| Rebiye |
1. Kış sonlarında yapılan ekim. 2. Eskiden ozanların bahara girerken büyüklere sunduk |
Arapça |
| Refah |
Bolluk, rahatlık, sıkıntı içinde olmamak. |
Arapça |
| Refahet |
Bolluk, gürlük. |
Arapça |
| Refakat |
Refildik arkadaşlık, yoldaşlık. |
Arapça |
| Refhan |
Varlık içinde yaşayan. |
Arapça |
| Refia |
(bkz. Refı). |
Arapça |
| Refiha |
(bkz. Refih). |
Arapça |
| Refika |
Eş, kan, zevce. |
Arapça |
| Reftar |
Salınarak, edalı yürüyüş. |
Farsça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Rehamet |
Sesin ince, yavaş ve tatlı olması. |
Arapça |
| Rehaset |
1. Tazelik, yumuşaklık. 2. Ucuzluk. |
Arapça |
| Rehnüma |
Yol gösteren |
Arapça |
| Rekanet |
Ağırbaşlılık, gururluluk. |
Arapça |
| Rekine |
(bkz. Rekin). |
Arapça |
| Remide |
Ürkmüş, korkmuş. |
Farsça |
| Remle |
Çölde bulunan kristal biçimindeki kum tanesi. Anlamının eksik, yanlış yada bu isim |
Arapça |
| Remziye |
(bkz. Remzi). |
Arapça |
| Rengidil |
Türk müziğinde bir makam. |
Farsça |
| Rengin |
1. Renkli, parlak renkli. 2. Güzel, hoş. Süslü. |
Farsça |
| Renginar |
Nar renginde olan. |
Türkçe |
| Rengül |
Gül rengi. |
Türkçe |
| Resa |
Yetişen, yetiştiren, erişen. |
Farsça |
| Resane |
Özlem, hasret. |
Farsça |
| Resanet |
Sağlamlık, metanet. |
Arapça |
| Reşide |
Yetişmiş, olgunlaşmış, ermiş. |
Farsça |
| Resmigül |
Gül gibi güzel, gül biçiminde. |
Farsça |
| Resmiye |
(bkz. Resmi). |
Arapça |
| Revaha |
(bkz. Revah). Ünlü sahabi Abdullah b, Revaha'nın babası. |
Arapça |
| Revnak |
Parlaklık, güzellik, tazelik, süs. |
Arapça |
| Revzen |
Pencere. |
Arapça-Farsça |
| Reyda |
Nart mitolojisinde dans tanrısının adıdır. |
Çerkezce |
| Reyhan |
1. Fesleğen, güzel kokulu bir süs bitkisi. 2. Rızık, geçimlik, rahmet anlamına da gel |
Arapça |
| Reyhane |
Çiçek bahçesi Efendimizin (s.a.s) zevcelerinden birinin adı |
Reyhan |
| Reyna |
Bir daha, yeniden, tekrar |
Kürtçe |
| Reyya |
Güzel koku, reyhan. |
Arapça |
| Reyye |
Çokluk, fazlalık, kesret. |
Osmanlıca |
| Rezzan |
Ağırbaşlı, ağır, onurlu. |
Arapça |
| Rıfkıye |
(bkz. Rıfkı). |
Arapça |
| Rihem |
Yağmur yağdığında toprağın kokusu. |
Arapça |
| Rikkat |
İncelik, naziklik. Sevecenlik, acıma duygusu. |
Arapça |
| Rima |
Dişi ceylan yavrusu |
Bilinmiyor |
| Rimayet |
Atıcılık, ok, kurşun, gülle gibi şeyleri almada usta. |
Arapça |
| Rindan |
Dünya işini boş görenler, alçakgönüllüler, kalenderler. |
Farsça |
| Risale |
1. Mektup. 2. Kısa yazılmış, küçük kitap. 3. Dergi, mecmua. |
Arapça |
| Rojda |
Gündoğumu; güneşin doğduğu an, yeni bir gün. |
Kürtçe |
| Ronahi |
Aydınlık |
Kürtçe |
| Ronay |
Dolunayda ay bazı haller geçirir. Ronay ismide ayın hallerinden biridir. İsim hakk |
Arapça |
| Ruhan |
Güzel kokan, güzel kokulu. |
Farsça |
| Ruhfeza |
Yükselen ruh, yüksek ruh. |
Türkçe |
| Ruhinur |
Nurlu, aydınlık yüzlü. |
Farsça-Arapça |
| Ruhişen |
Şen, neşeli, canlı kimse. |
Arapça-Farsça |
| Ruhiye |
(bkz. Ruhi). |
Arapça |
| Ruhnevaz |
1. Ruh okşayan. 2. Türk müziğinde bir makam. |
Farsça |
| Ruhsade |
Yanağını, yüzüne süren, yüzünü sürmüş. |
Farsça |
| Ruhsal |
Ruhla ilgili olan, ruhi. |
Türkçe |
| Ruhsar |
Yanak. Yüz, çehre. |
Farsça |
| Ruhsare |
(bkz. Ruhsar). |
Farsça |
| Ruhşen |
(bkz. Ruhişen). |
Arapça-Farsça |
| Ruhugül |
Güzel, temiz, latif kimse, gül ruhlu. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Ruhunur |
(bkz. Ruhinur). |
Türkçe |
| Ruken |
Güler yüz anlamına gelmektedir. |
Kürtçe |
| Rukiye |
Büyüleyici, sihirleyici, efsun. Peygamberimizin kızlarından birinin adıdır. |
Arapça |
| Rükunet |
Ağırbaşlılık, gururluluk. |
Arapça |
| Rümeysa |
1. Küçükköpek Takımyıldızı’nda en büyük yıldızın adı. 2. Oğlunu peygamberimi |
Arapça |
| Rumman |
Nar cennet meyvasıdır bu ismin manasıda nar`dır. Herkese öneriyorum.. |
Arapça |
| Rüveyda |
Hoş, ince, nazik, Rüveyde. |
Arapça |
| Rüveyde |
(bkz. Rüveyda). |
Arapça |
| Rüveyha |
Zariflik, incelik. |
Arapça |
| Rüvide |
(bkz. Rüveyde). |
Arapça |
| Rüya |
1. Uyku sırasında görülen şey, düş. 2. Hayal, umut. |
Arapça |
| Rüyan |
Rüyanın görüldüğü gün, senin gördüğün rüya |
Arapça |
| Ruzan |
Günler, gündüzler. |
Farsça |
| Ruze |
Oruç demektir. Ruze-oruze-oruz-oruç. |
Farsça |
| Ruziye |
Gündüze ait, gündüzle ilgili. |
Farsça |
| Saadet |
Mutluluk, kutluluk, bahtiyarlık. |
Arapça |
| Sabahat |
Güzellik, letafet. |
Arapça |
| Sabahnur |
Sabah ışığı, aydınlığı. |
Arapça |
| Sabia |
(bkz. Sabi). |
Arapça |
| Sabiha |
Güzel, latif, şirin. |
Arapça |
| Sabihat |
1. Gemiler. 2. Yıldızlar. 3 İmanlıların ruhları. |
Arapça |
| Sabire |
(bkz. Sabır). |
Arapça |
| Sabite |
1. Hareket etmeyen yıldız, gezegen olmayan yıldız. 2. Matematik formülünde değeri değ |
Arapça |
| Sabiye |
Küçük kız çocuğu, küçük kız. |
Arapça |
| Sabrinnisa |
Kadınların sabırlısı. |
Arapça |
| Sabriye |
(bkz. Sabri). |
Arapça |
| Saçı |
Düğün armağanı. Gelinin başına saçılan şeker, arpa, para gibi şeyler. |
Türkçe |
| Sacide |
(bkz. Sacid). |
Arapça |
| Sada |
Ses, yankı. |
Arapça |
| Şadan |
Keyifli, neşeli, sevinçli. |
Farsça |
| Sadberk |
1. Yüz yapraklı, katmerli. 2. Katmerli bir gül türü. |
Farsça |
| Sadedil |
1. Temiz yürekli. 2. Saf, bön. |
Arapça-Farsça |
| Sadegül |
Bir gül kadar sade, temiz ve güzel. |
Arapça-Farsça |
| Sadıka |
(bkz. Sadık). |
Arapça |
| Sadiye |
(bkz. Sadi). |
Arapça |
| Şadkam |
Çok sevinçli. |
Farsça |
| Şadnak |
Gönlü memnun. |
Farsça |
| Sadriye |
(bkz. Sadri). |
Arapça |
| Şaduman |
Sevinçli, neşeli, memnun. |
Arapça |
| Şafaknur |
Şafak aydınlığı. |
Arapça |
| Safigül |
Gül gibi, katıksız, saf, duru, temiz. |
Arapça-Farsça |
| Safiha |
Yassı düz ve geniş yüz, levha. Levha halinde bulunan maden, saç. |
Arapça |
| Safinaz |
Çok nazlı, çok naz eden. |
Farsça |
| Safinur |
Çok nurlu, çok aydınlık, temiz kimse. |
Arapça |
| Safira |
Bu ismin anlamı hakkında bilgisi olanlar bizi bu konuda bilgilendirebilirlerse minnet |
Bilinmiyor |
| Safire |
1. İnce güzel ses. 2. Islık. |
Arapça |
| Safiye |
Katışıksız, katıksız, halis, temiz. Saflık, halislik. |
Arapça |
| Safiyet |
Saflık, temizlik, masumluk. |
Arapça |
| Sahabet |
Sahip çıkma. Koruma, arka olma, yardım etme. |
Arapça |
| Sahaf |
Rahatlık veren, eğlendiren, güldüren.. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Şahande |
Mutlu, memnun. |
Farsça |
| Şahane |
Hükümdarlara yakışacak kadar güzel, eksiksiz olan. |
Farsça |
| Sahara |
Çöl,Ayrıca Tunus’ta bir çölün adı. |
Arapça |
| Sahba |
1. Al, kızıl. 2. Şarap, kırmızı şarap. |
Arapça |
| Şahbanu |
Hükümdar eşi, şah hanımı. |
Farsça |
| Şahbender |
Konsolos. |
Farsça |
| Şahdane |
İri inci tanesi. |
Farsça |
| Şaheser |
Değerli, üstün nitelikli. Kalıcı, değerli, üstün yapıt. |
Farsça |
| Şahhanım |
Hanım sultan. Şah ve hanım kelimelerinden birleşik isim. |
Farsça |
| Sahiba |
Bir şeyi elde etmiş olan |
Arapça |
| Sahibe |
1. Sahip. Koruyan, gözeten. 2. Bir iş yapmış olan. 3. Herhangi bir niteliği olan. |
Arapça |
| Şahıgül |
Gül dalı. |
Farsça |
| Şahika |
Zirve, doruk, dağ tepesi. |
Arapça |
| Sahil |
Deniz, nehir, göl kıyısı. |
Arapça |
| Şahine |
(bkz. Şahin). |
Arapça |
| Sahire |
1. Geceleri uyumayan, uykusuz. 2. Büyücü, büyüleyici güzel. |
Arapça |
| Şahmelek |
Melekler kadar güzel, güzellikte lider. |
Farsça-Arapça |
| Şahnaz |
Çok nazlı. |
Farsça |
| Şahnisa |
1. Hükümdar kadın, hükümdar karısı. 2. Kadınların şahı, üstün nitelikli, değerli kadı |
Farsça-Arapça |
| Şahnur |
1. Kaynak, ışık kaynağı. 2. Münevver. |
Arapça-Farsça |
| Sahra |
Kır, ova, çöl. |
Arapça |
| Sahranur |
Çöldeki kutsal ışık Bu ismin anlamının hatalı yada eksik olduğunu düşünüyorsanız b |
Arapça |
| Şahsınur |
Nurlu kişi, aydınlık kimse. |
Arapça |
| Saide |
(bkz. Said). |
Arapça |
| Saika |
(bkz. Saik). |
Arapça |
| Saime |
(bkz. Saim). |
Arapça |
| Saire |
(bkz. Sair). |
Arapça |
| Şakayık |
Bahçelerde yetiştirilen, pembe, kırmızı alaca çiçekler açan, çok yıllık süs bitkisi. |
Arapça |
| Sakıba |
1. Parlak, ışıklı. 2. Delen, delik açan. |
Arapça |
| Sakine |
1. Hareketsiz, kımıltısız, durgun. Sessiz. 2. Heyecanı veya kızgınlığı olmayan. |
Arapça |
| Şakire |
(bkz. Şakir). |
Arapça |
| Salâh |
Selametle anlamını taşır. |
Arapça |
| Saliha |
Dinin emir ve yasaklarına uyan, iyi ahlak sahibi (kadın). (bkz. Salih). |
Arapça |
| Salime |
(bkz. Salim). |
Arapça |
| Salise |
1. Üçüncü. 2. Saniyenin altmışta biri. 3. Binbaşılık derecesinde mülki rütbe. |
Arapça |
| Salkım |
Üzüm gibi birçoğu bir sap üzerinde bir arada bulunan yemiş. Üzerinde kısa saplı dalla |
Türkçe |
| Samahat |
Cömertlik, el açıklığı, iyilikseverlik, (bkz. Semahat). |
Arapça |
| Samani |
Saman rengi, açık sarı. Gür. |
Farsça |
| Samia |
İşitme duygusu, hissi. |
Arapça |
| Şamile |
(bkz. Şamil). |
Arapça |
| Samime |
(bkz. Samim). |
Arapça |
| Samira |
Samir kökünden gelir. Gecenin arkadaşı, sabah yıldızı ve gece insanı gibi anlamları v |
Arapça |
| Samire |
Meyveli, meyva veren. |
Arapça |
| Samiye |
Yüksek, yüce. |
Arapça |
| Samiyenur |
Nurlu büyük, yüce |
Arapça |
| Samyeli |
Güneyden esen sıcak rüzgar |
Arapça |
| Sanem |
1. Put. 2. Çok güzel kadın. |
Arapça |
| Sanevber |
1. Çam fıstığı. Çam fıstığı kozalağı. 2. Sevgilinin boyu-posu. |
Arapça |
| Sania |
Düzme, uydurma iş, tuzak, hile. |
Arapça |
| Saniha |
(bkz. Sanih). |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Saniye |
1. Bir dakikanın veya derecenin altmışta biri. 2. İkinci derecede mülki rütbe. |
Arapça |
| Sannur |
Nurlu, ışıklı, güzel. |
Türkçe |
| Şanveri |
1. İri ve iyi cins inci. 2. Hükümdara yakışan, hükümdara uygun. |
Farsça |
| Sara |
1. Prenses. 2. (Fars.) Hz. İbrahim'in hanımı. 3. Halis, katkısız, temiz. |
İbranice |
| Sarçe |
Serçe. |
Farsça |
| Sare |
Saf, temiz, kalabalık, topluluk anlamları da var(Osmanlıca) |
Bilinmiyor |
| Sarıçiçek |
1. Sarı renkli çiçek. 2. Artvin ve çevresinde oynanan bir tür halk oyunu. |
Türkçe |
| Sarife |
-(bkz. Sarif). |
Arapça |
| Sariha |
(bkz. Sarih). |
Arapça |
| Sarime |
(bkz. Sarim). |
Arapça |
| Sarmaşık |
Koyu yeşil renkli, değişik biçimli yapraklan olan tırmanıcı bir bitki. |
Türkçe |
| Sarra |
Sevindirici, sevinçli. |
Arapça |
| Satı |
1. Satma, satış. Alışveriş. 2. Düğün armağanı. |
Türkçe |
| Satıgül |
(bkz. Satı). |
Türkçe |
| Şayan |
Uygun, yakışır, münasip, layık. |
Farsça |
| Sayeban |
1. Sayvan, gölgelik. Büyük çadır. 2. Koruyan. |
Farsça |
| Şayeste |
Layık uygun, münasip. |
Farsça |
| Sayezar |
Gölgelik. |
Farsça |
| Sayfiyye |
Yazlık, yazlık ev. |
Arapça |
| Şaygan |
1. Layık, yakışır, münasip, yansır. 2. Ucuz, bol, çok. |
Farsça |
| Saygül |
1. (bkz. Saygın). 2. Nadir, eşsiz gül, sayılı gül. |
Türkçe |
| Şaziment |
Allah'ın adamı, Allah'a ait olan, O'nun yolundan giden kişi |
Arapça |
| Şazimet |
Kimseye benzemeyen, farklı, tek, eşsiz. |
Arapça |
| Şaziye |
(bkz. Şadiye). |
Arapça |
| Seba |
Yedi. İslam öncesi Sami ve Arap kavimleri yedi sayısının kutsal bir nitelik taşıdığın |
Arapça |
| Sebahat |
(bkz. Sabahat). |
Arapça |
| Sebla |
Uzun, kirpikli göz. |
Arapça |
| Şebnem |
Havada buhar durumundayken gecenin serinliğiyle yerde ya da bitkilerin üzerinde topla |
Farsça |
| Şebnur |
Gecenin nuru, gecenin ışığı, aydınlığı. |
Arapça-Farsça |
| Sebuçe |
Küçük kap. Küçük testi. |
Farsça |
| Şebyelda |
Yılın en uzun gecesi (22 Aralık). |
Farsça |
| Seçgül |
Seçilmiş gül. |
Türkçe |
| Şecia |
(bkz. Şeci). |
Arapça |
| Seçil |
Benzerleri arasından seçil, beğenil, üstün ol, sevgi ve saygı gör. |
Türkçe |
| Seda |
Ses. Yankı. |
Arapça |
| Sedacet |
Sadelik. |
Arapça |
| Sedef |
1. Bazı deniz hayvanlarının (midye, istiridye gibi) sert, beyaz ve parlak kabuğu. 2. |
Arapça |
| Seden |
Uyanık, tetikte, gözü açık olan. |
Türkçe |
| Şefakat |
Şefkat, acıyarak ve esirgeyerek sevme. |
Arapça |
| Şefika |
(bkz. Şefik). |
Arapça |
| Sefine |
1. Vapur, gemi. 2. Uzayın güney yarımı. |
Arapça |
| Segah |
Segah (Segâh), Klasik Türk müziğinde si perdesi ve bu perdedeki makam. |
Türkçe |
| Sehabe |
Tek bulut. |
Arapça |
| Şehbal |
Kuş kanadının en uzun tüyü. |
Farsça |
| Seher |
Sabahın gün doğmadan önceki zamanı, tan ağartısı. |
Arapça |
| Sehhare |
Çok güzel, büyüleyici kadın. |
Arapça |
| Şehime |
(bkz. Şehim). |
Arapça |
| Şehla |
1. Koyu mavi ela göz. 2. Hafif, tatlı şaşı. |
Arapça |
| Sehle |
1. Yumuşak. 2. Kolay. 3. Taze, körpe. Habeşistan'a hicret eden kadın sahabelerden. |
Arapça |
| Şehnaz |
1. Türk musikisinde mürekkep bir makam ve perde. 2. Çok nazlı. |
Farsça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Şehper |
Kuş kanadının en uzun tüyü. |
Farsça |
| Şehrazat |
Kendi kendine yaşayan, özgür. |
Farsça |
| Şehrinaz |
Türk müziğinin en eski makamlarından. |
Farsça |
| Şekibe |
(bkz. Şekib). |
Arapça |
| Sekime |
Dayanıklılık, dayanma, karşı koyma. |
Arapça |
| Sekine |
Sakin olma, sükunet. Huzur, gönül rahatlığı. |
Arapça |
| Şekûre |
Çok şükreden, şükredici, değer bilen. |
Arapça |
| Şelale |
Büyük bir akarsuyun yüksekten düşmesiyle meydana gelen büyük çağlayan, çavlan. |
Arapça |
| Selame |
(bkz. Selam). |
Arapça |
| Selay |
Sel-ay |
Türkçe |
| Selcen |
Cennetteki kuş ve çiçek ismi; 1071 Malazgirt Zaferi kahramanı Alparslan’ın eşin |
Bilinmiyor |
| Selda |
Sel, taşkın su. |
Türkçe |
| Seldağ |
Dağları aşan sel, coşku. |
Türkçe |
| Seldanur |
Nur seli. |
Türkçe |
| Selena |
Güzellik, bereketli, yağmur (Anlamının farklı yada eksik olduğunu düşünüyorsanız biz |
bilinmiyor |
| Selenge / Selenga |
Moğolistan’da (Orta Asya) bir nehir. |
Moğolca |
| Seli |
Yavaş akan su. |
Farsça |
| Selile |
Yeni doğmuş ilk kız çocuğu. |
Arapça |
| Selime |
(bkz. Selim). |
Arapça |
| Selin |
1. Gür akan su. 2. Orta Asya'da yetişen, bodur, sürekli yeşil kalan bitki. |
Türkçe |
| Selinay |
Ay gibi parlak ve gür akan su. Selin ve ay kelimelerinin birleşiminden meydana gelmek |
Türkçe |
| Selma |
1. Barış içinde bulunma, huzur, erinç. 2. Güzel, hoş (kadın). |
Arapça |
| Selmin |
Barış yanlısı, barış ve sevgi duygusuyla dolu. |
Arapça |
| Selnur |
Nur seli, ışık seli. |
Türkçe |
| Selva |
1. Bal. 2. Büyük bıldırcın. Tih çölünde bulundukları sürece, israiloğullarına Allah t |
Arapça |
| Selver |
Lider, önder anlamındadır. İsim hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olan ziyaretçilerimiz |
Bilinmiyor |
| Selvet |
Gönül rahatı. |
Arapça |
| Selvi |
Yaz-kış yeşil kalan ince uzun bir ağaç |
Türkçe |
| Selvihan |
Selvi ve han kelimelerinin birleşiminden oluşmuş bir isim. |
Türkçe |
| Sema |
1. İşitme, duyma. Musiki dinleme. 2. Gökyüzü. 3. Felek. 4. Mevlevilikte musiki eşliği |
Arapça |
| Semane |
(bkz. Seman). |
Farsça |
| Semaniye |
Sekiz. (bkz. Seman). |
Arapça |
| Semanur |
Nurlu gökyüzü |
Arapça |
| Semavat |
Gökler. |
Arapça |
| Semen |
Yasemin. |
Farsça |
| Semenber |
Göğsü yasemin gibi beyaz olan. |
Farsça |
| Semenbu |
Yasemin kokulu. |
Farsça |
| Sementen |
Yasemin renkli. |
Farsça |
| Semerat |
1. Yemişler, meyveler. Faydalar, verimler. 2. Neticeler. 3. Devlete ait mülklerden al |
Arapça |
| Semiha |
(bkz. Semih). |
Arapça |
| Şemime |
Güzel kokulu şey. |
Arapça |
| Semina |
İşitme , Işık. Hurma ağacını ilk diken kızın adı. Hz. Adem in 2. kızının adı. |
Arapça |
| Semine |
(bkz. Semin). |
Arapça |
| Şeminur |
Mum ışığı, mum aydınlığı. |
Arapça |
| Semiramis |
Doğu mitolojisinde adı geçen, dünyanın 7 harikasından biri olan Babil'in asma bahçele |
İbranice |
| Semire |
(bkz. Semir). |
Arapça |
| Semra |
Esmer. |
Arapça |
| Şemsinisa |
Kadınların güneşi. Güneş gibi kadın. |
Farsça |
| Şemsinur |
Güneşin ışığı, nuru. |
Arapça |
| Semure |
Çoğalan, zengin olan, meyve veren verimli. Ashabın kullandığı isimlerden. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Şen |
Neşeli, sevinçli. -Daha çok iki isimlerde kullanılır. Şener, Şenol. |
Farsça |
| Senabil |
Başaklar. |
Arapça |
| Senan |
Işıklı, parlak. |
Arapça |
| Senaver |
Öven, metheden. |
Arapça-Farsça |
| Senay |
Sen aysın, ay gibi güzelsin. |
Türkçe |
| Sene |
Sahabelerden ümmü halid’in kızının peygamberimizce seslenmesi anlamı: güzel kız |
Habeşçe |
| Senem |
Put, (bkz. Sanem). |
Arapça |
| Senevat |
Seneler, yıllar, sinin. |
Arapça |
| Sengül |
Sen gülsün, gül gibi güzelsin. |
Türkçe |
| Şengün |
Sevinçli, ferah gün. |
Farsça-Türkçe |
| Seniha |
İnciler, süs, bezek. |
Arapça |
| Seniye |
Yüksek, yüce, ali, bülend. |
Arapça |
| Şenol |
Şen ve mutlu ol. (bkz. Şenel). |
Farsça-Türkçe |
| Sepide |
Tan vakti. |
Farsça |
| Sera |
Saray. Büyük konak. Köşk. |
Farsça |
| Serab |
Çöllük arazide, ışık kırılması sonucu görülen aldatıcı gerçek olmayan hayal, ılgım, s |
Farsça |
| Seraçe |
Saraycık, küçük saray, konak. |
Farsça |
| Seran |
Işıklı, parlak. |
Arapça |
| Serap |
Çölde uzaktan su gibi görünen ışık yanılması |
Türkçe |
| Şerare |
Kıvılcım. |
Arapça |
| Seray |
1. Ay gibi güzellerin başı. 2. Büyük konak. Saray. |
Farsça |
| Serda |
Türkçe’de baş anlamına gelen ser ve yüce anlamına gelen da kelimelerinin birleş |
Türkçe |
| Serdil |
Baş, gönül. |
Farsça |
| Şerefnaz |
Çok nazlı. |
Arapça-Farsça |
| Serenay |
Seren ve ay kelimelerinden birleşik isim. Seren, Yelkenli gemilerde direkler üzerinde |
Türkçe |
| Serengül |
(bkz. Serendil). Baş gül. Güllerin birincisi. |
Türkçe |
| Şerife |
(bkz. Şerif). |
Arapça |
| Serin |
Ilıkla soğuk arası |
Türkçe |
| Seriye |
Hz. Peygamber (s.a.s)'in bulunmadığı küçük askeri birliklere verilen ad. |
Arapça |
| Serkız |
Baş kız, kızların, güzellerin başı. |
Farsça-Türkçe |
| Serma |
Soğuk kış. |
Farsça |
| Sermelek |
Meleklerin başı, melek kadar güzel ve iyi. |
Farsça |
| Şermende |
Utangaç, çok utanan, mahcup. |
Farsça |
| Şermi |
Sırrına erilemeyen doyumsuz güzellik |
Osmanlıca |
| Sermin |
Nermin, Şermin gibi adlara benzetilerek yapılmıştır. |
Türkçe |
| Sernaz |
Çok nazlı. |
Farsça |
| Sernevaz |
Baş okşayan, sevecen. |
Farsça |
| Sernur |
Baş ışık. İlk ışık. |
Farsça |
| Serpil |
İyi geliş, büyü, güzelleş. |
Türkçe |
| Serpin |
Yağmur. |
Türkçe |
| Serra |
Genişlik, kolaylık. |
Arapça |
| Serraç |
1. Çok sevilen, sayılan kimse, baştacı. 2. (Ar.) Saraç. |
Farsça |
| Serva |
Söz, masal. |
Farsça |
| Servinaz |
1. Dallan yana sarkan servi. 2. Uzun boylu sevgili. |
Farsça |
| Sesil |
1 Bir organizmanın sap, gövde ve pedisel gibi yapıları olmaksızın doğrudan bir yere o |
Bilinmiyor |
| Sesin |
1-Başta olan 2Senin sesin, temsilci. |
Türkçe |
| Şetaret |
Neşe, sevinç, şenlik. |
Arapça |
| Setenay |
Çerkes dilinde bir anlamı ’’gözümün nuru’’ dur. Bir diğer anl |
Çerkez |
| Seval |
Severek al, hep sev. |
Türkçe |
| Sevay |
Sevimli ay. |
Türkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Sevban |
Giyinen, kuşanan. Hz. Peygamber'in azatlısının adı. |
Arapça |
| Sevda |
1. Bir şeye karşı hissedilen şiddetli arzu. 2. Şiddetli sevgi, aşk. 3. Aşırı istek, h |
Arapça |
| Sevde |
Siyah, esmer, esmer güzeli. Mü'minlerin annelerinden birisi Hz. Sevde. |
Arapça |
| Sevdekar |
Sevdalı. |
Arapça-Farsça |
| Sevenay |
(bkz. Sevay). |
Türkçe |
| Sevencan |
(bkz. Sevcan). |
Türkçe |
| Sevengül |
Sevimli gül, sevgiyi hatırlatan gül. |
Türkçe |
| Sevengün |
(bkz. Sevgün). |
Türkçe |
| Sevgi |
Sevme hissi, aşk muhabbet. |
Türkçe |
| Sevginaz |
Çok nazlı, sevgili. |
Türkçe |
| Sevi |
Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, aşk. |
Türkçe |
| Sevil |
Her zaman sevilen, beğenilen biri olma temennisi. |
Türkçe |
| Sevilay |
Ay gibi her zaman sevil. |
Türkçe |
| Sevim |
1. Sevme, muhabbet. 2. Başkalarının sevmesine sebeb olan vasıf, cazibe. |
Türkçe |
| Sevinç |
Bir halden hoşnut olmanın doğurduğu heyecan. |
Türkçe |
| Şevkidil |
Gönül neşesi, gönül sevinci. |
Arapça-Farsça |
| Şevkiye |
(bkz. Şevki). |
Arapça |
| Sevnaz |
Çok nazlı sevgili. |
Türkçe |
| Sevnur |
Sevgi nuru, ışığı, aygınlığı. |
Türkçe |
| Sevtap |
Tapılacak kadar sevgi duyulan. |
Türkçe |
| Şeybe |
(bkz. Şeyban). |
Arapça |
| Şeyda |
Aşk çılgını, çok tutkun, aşık. |
Farsça |
| Şeydagül |
(bkz. Şeyda). |
Farsça |
| Şeydanur |
(bkz. Şeyda). |
Farsça |
| Seyfiye |
(bkz. Seyfı). |
Arapça |
| Seyla |
Sel suyu. |
Farsça-Arapça |
| Şeyma |
1. Bedeninde ben veya benzer bir izi olanlar. 2. Hz. Peygamber'in süt kardeşi. |
Arapça |
| Şeymanur |
Şeyma ve Nur kelimelerinin birleşimininden oluşmuş bir isimdir. Ayrıca Şeyma ve Nur i |
Arapça |
| Seyra |
İçeri atmak, rastlamak, karşılaşmak |
Gürcüce |
| Seyyal |
Akan, akıcı, akışkan. |
Arapça |
| Seyyare |
Güneşin çevresinde belli bir eğri çizerek dolaşan yıldız, gezegen. |
Arapça |
| Seyyide |
(bkz. Seyyid). Muhterem (kadın). |
Arapça |
| Sezan |
Sezgili. |
Türkçe |
| Sezay |
(bkz. Sezan). |
Türkçe |
| Şezerat |
İşlenmeden maddenin içinde toplanan altın parçaları. Süs olarak kullanılan inci ve al |
Arapça |
| Sezin |
(bkz. Sezgin). |
Türkçe |
| Şiar |
İlke,Ülkü,Düstur |
Arapça |
| Sibel |
1. Buğday başağı. 2. Henüz yere düşmemiş yağmur damlası. 3. Eski Türklerdeki bir tanr |
Türkçe |
| Sıcak |
Sıcakkanlı, cana yakın |
Türkçe |
| Sidelya |
Cennette açan çiçek |
Bilinmiyor |
| Sıdıka |
Çok doğru, yalan söylemeyen. Hz. Aişe ve Hz. Meryem'in lakabı. |
Arapça |
| Sıdkiye |
İç yürek temizliğiyle doğrulukla ilgili, (bkz. Sıdıka). |
Arapça |
| Sidre |
Arabistan kirazı. |
Arapça |
| Şifa |
İyi olma, kurtulma. |
Arapça |
| Şihban |
1. Kıvılcımlar. 2. Akan yıldızlar. |
Arapça |
| Şiir |
Zengin sembollerle uyumlu seslerle ortaya çıkan edebi anlatım biçimi |
Türkçe |
| Sikaye |
Su içecek kab. İçilecek suyun toplanması için yapılan yer. |
Arapça |
| Şikayet |
1. Birine içecek su verme vazifesi. 2. Ka'be sakalığı, Mekke'de hacılara zemzem dağıt |
Arapça |
| Şilan |
Yaban gülü. Dağ gülü gibi anlamlarına gelir. (Kuşburnu) |
Kürtçe |
| Sılay |
Sıla ve Ay kelimelerinden türemiş bir isimdir. Ay özlemi anlamı taşımaktadır. |
Türkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Sima |
1. Yüz, çehre, beniz. 2. Kimse, insan, tip. |
Farsça |
| Şimal |
Yön olarak Kuzey. |
Arapça |
| Simay |
Gümüşten ay, gümüş gibi parlak ay. |
Türkçe |
| Simber |
Göğsü gümüş gibi olan. |
Farsça |
| Şimel |
Sol, sol taraf. Sağın ve cenubun zıddı. Kuzey anlamlarını taşır. Ayrıca zazaca Sa |
Türkçe |
| Simge |
İşaret, sembol. |
Türkçe |
| Simin |
Gümüşten, gümüş gibi, gümüşe benzeyen parlak ışıltı. |
Farsça |
| Simla |
Simla, karlarla kapli anlamina gelir. Hindistan’daki şehrin adinin simla olmasi |
Hintçe |
| Simre |
Yıldızın yeryüzüne yansıması hali |
Bulgar |
| Simruy |
Gümüş yüzlü, gümüş gibi parlak, ışıltılı yüzü olan. |
Farsça |
| Simten |
Teni gümüş gibi güzel, parlak olan. |
Farsça |
| Sincan |
Gülgillerden, Doğu Anadolu bölgesinde yetişen, kırmızı ya da kan kırmızısı renkte çiç |
Türkçe |
| Sine |
1. Göğüs. 2. Gönül, yürek. İç derinlik. |
Farsça |
| Sinejan |
Gözümün nuru anlamına gelmektedir. |
Çerkez |
| Sinem |
Gönlüm, yüreğim, çok sevdiğim. |
Farsça-Türkçe |
| Sinemis |
Gözümde anlamını taşımaktadır. |
Çerkez |
| Sineris |
Gözümün İçi |
Çerkezce |
| Sipar |
1. Feda eden, veren. 2. Suya kanmış. 3. Taze, körpe. |
Farsça |
| Şiraze |
1. Kitap ciltlerinin iki ucunda bulunan ve yaprakları muntazam tutan, ibrişimden örül |
Farsça |
| Şirem |
Tatlım, bana ait şire |
Türkçe |
| Siren |
Mitolojide geçen, denizde kayalar üzerinde gemicilere şarkılar söyleyen, belden aşağı |
Türkçe |
| Sirfiraz |
Başını yukarı kaldıran yükselten, benzerlerinden üstün olan. Aslı Serfıraz'dır. |
Farsça |
| Şirin |
Sevimli, cana yakın. |
Farsça |
| Sırma |
1. Altın yaldızlı veya yaldızsız ince gümüş tel. 2. Rütbe gösteren sarı şerit. Sırmad |
Türkçe |
| Sırriye |
(bkz. Sırrı). |
Arapça |
| Sitare |
Yıldız. |
Farsça |
| Sitaregan |
Yıldızlar. |
Farsça |
| Siva |
Başka, gayrı özge. |
Arapça |
| Sivar |
Bilezik, bileklik. |
Arapça |
| Şive |
Naz, eda. |
Farsça |
| Şivekar |
Nazlı, edalı, işveli. |
Farsça |
| Sıyanet |
Koruma, korunma. |
Arapça |
| Sohbet |
Görüşüp, konuşma, arkadaşlık. |
Arapça |
| Şöhret |
Şöhretli, ünlü, şöhreti ağızlarda dolaşan. |
Arapça |
| Solmaz |
Her zaman taze, körpe ve genç. |
Türkçe |
| Songül |
Sonbahar'ın sonlan, kış başlangıcında uçan gül. |
Türkçe |
| Sönmezay |
Işığı hiç sönmeyen ay. |
Türkçe |
| Sonnur |
(bkz. Sonay). |
Türkçe |
| Sontaç |
Eşsiz taç. |
Türkçe |
| Sonver |
Son olması istenen çocuklara verilen isimlerden. |
Türkçe |
| Soyhan |
Han soyundan gelen. |
Türkçe |
| Soykan |
Asil, soylu. |
Türkçe |
| Su |
Rengi, kokusu ve tadı olmayan, saydam, sıvı madde |
Türkçe |
| Suad |
Mutlulukla, saadetle ilgili, mutlu. Sa'd isminin müennesidir. |
Arapça |
| Şuara |
Kuranda sure ismi. Şairler anlamına gelmektedir. |
Arapça |
| Suat |
Mutlu, mutlulukla ilgili |
Arapça |
| Subhiye |
(bkz. Subhi). |
Arapça |
| Şüceyne |
Ağaçcık, nihal. |
Arapça |
| Sudan |
Su gibi güzel, parlak. |
Türkçe |
| Sude |
Sürmüş, sürülmüş, ezilmiş |
Farsça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Sudegül |
Sude ve Gül kelimelerinin birarada kullanılması ile meydana gelmiştir. Bknz: Sude, Gü |
Türkçe |
| Sudem |
Sude isminin aitlik eki almış halidir. Sude : sürmüş, sürülmüş, ezilmiş . |
Arapça |
| Sudenaz |
Boyalı, sürmeli ve Nazlı olan. |
Arapça |
| Sudiye |
(bkz. Sudi). |
Arapça |
| Süeda |
Kutlu, uğurlu insanlar. |
Arapça |
| Sufle |
Tiyatro oyunlarının temsili sırasında oyuncuların sözlerini unutmamaları için sahne k |
Fransızca |
| Suğra |
Daha, pek, en küçük. |
Arapça |
| Sühandan |
Söz sahibi, güzel söz söyleyen. |
Farsça |
| Suhansera |
Ahenkli söz söyleyen. |
Farsça |
| Suhara |
Davet ve şölen demektir. Aynı zamanda kuranda da geçmektedir. |
Türkçe |
| Süheyla |
Yumuşak, iyi huylu kadın. |
Arapça |
| Sukeyna |
Hz. Hüseyinin kızının adı. Anlamı konusunda bize yardımcı olabilirsiniz. |
Arapça |
| Sukeyne |
Sessiz, sakin, ağırbaşlı. Hz. Hüseyin’ in Kızı |
Arapça |
| Şükriye |
İyilik bilme, minnettarlıkla ilgili, iyilik bilen. |
Arapça |
| Şükufe |
Çiçek. Süslemede çiçek motiflerine dayanan bir tarz. |
Farsça |
| Sulbiye |
(bkz. Sulbi). |
Arapça |
| Şule |
Alev, ateş alevi |
Türkçe |
| Suleha |
Salih, iyi, yarar, selahiyet, günah işlemeyen. |
Arapça |
| Sulhiye |
(bkz. Sulhi). |
Arapça |
| Sultan |
Padişah, hükümdar. |
Arapça |
| Sülünay |
Ay gibi güzel, uzun boylu, endamlı. |
Türkçe |
| Sülünbike |
Sülün gibi boylu endamlı kadın. |
Türkçe |
| Sülvane |
(bkz. Sülvan). |
Arapça |
| Sümbül |
l. Zambakgillerden, salkım çiçekli, keskin kokulu, soğanlı otsu bitki. 2. Güzellerin |
Farsça |
| Sümbülveş |
Sümbüle benzeyen, sümbül gibi güzel. |
Farsça |
| Sümeyra |
Sümeyre Meyve çağlası, kıvrılmış yaprak. |
Arapça |
| Sümeyre |
1. Meyve çağlası. 2. Kıvrılmış yaprak. |
Arapça |
| Sümeyye |
İslam'ın ilk şehidi. Ammar b. Yasir'in annesi ve ilk müslüman olan hanım sahabelerden |
Arapça |
| Sümret |
(bkz. Sümre). |
Arapça |
| Suna |
Erkek ördek. Görünüşündeki zerafet sebebiyle bayan ismi olarak kullanılmıştır. |
Türkçe |
| Sunar |
Saygılı bir biçimde verir, takdim eder. |
Türkçe |
| Sunaz |
Su ve Naz kelimelerinin birleşiminden meydana gelmektedir. Su kadar saf ve nazlı anla |
Türkçe |
| Sündüs |
Eskiden altın veya gümüş tellerle nakışlı olarak dokunan bir çeşit ipekli kumaş. Kur' |
Arapça |
| Sure |
Kur’an ’ın yüz on dört bölümünden her biri. |
Arapça |
| Suri |
Surete ait, görünüşe ait ve müteallik. Hakiki, ciddi ve samimi olmayan. Zâhir |
Osmanlıca |
| Süsen |
Çiçekleri iri, güzel görünüşlü ve kokulu bir süs bitkisi. Zambak. |
Türkçe |
| Süveyda |
1. Kalbin ortasında var kabul edilen siyah nokta. 2. Tohumun ortasında bulunan taneci |
Arapça |
| Suzan |
Yakan, yakıcı. Yanan, yanıcı. |
Farsça |
| Suzidil |
1. Türk musikisinin şed makamlarınd
|
|
|
|
|
Web Stats
Sitemizde Yayınlanan haber, Yazı, Video, Makale ve Dökümanları
Sitemiz Paylaşım Amaçlı Sunar Ve Hiçbir Sorumluluk Kabul Etmez. |
| |
|
kıvanç tatlıtuğ rekalm filmi video,
in Konuğu Halkla İlişkiler Duayeni Betül Mardin Ayşe Arman,
Erhan Güleryüz,
El Yazısı Filmi İzle,
aydan enerji üretmek,
Fizik 2011 Ağustos Dönemi İlk Atama Taban Puanı,
nun Bu Günkü Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grup Konuşması Full Tekrar İZLE-VİDEO 13 Mart 2012,
Büyükçekmece Atatürk Anadolu Lisesi İSTANBUL ,
İhsangazi Kaymakamlığına Kim Atandı,
Mümtazer Türköne (Evet),
14 yaşında ölen Ayşe,
arsenal bu gün oynanan maç,
ın savunması tamamlandı. Yıldırım,
2halukipek02.02.1963avukat fotoğrafı,
Osmancık Aile Hekimliği Sorgulama,
TV8 Okan Bayülgen Muhabbet Kralı Konu Atanamayan Öğretmenler Full Tekrar İzle-VİDEO 20-21 Ekim 2011,
Eyüp Cumhuriyet Savcısı 27852 Ali İhsan DEMİREL,
06 Ayaş ANKARA Referandum Seçim Sonucu ,
siirt,
Mezitli ili ilçesi 12 haziran 2011 seçim sonucu,
40 yıllık Hüsnü Mübarek rejiminin sona erdiği Mısır,
Mesleki Sorumluluk Sigortası Genel Şartları Sigorta Acenteleri Mesleki Sorumluluk Sigortası Klozu,
Inter Milan 0-3 Bologna youtube videosu,
mhp ekim oy oranı,
Erdek Anadolu Lisesi,
son valencia barcelona maçının golleri,
ın İçme ilçesinde saat 10.34,
ORDU ili millet vekili aday adaylığı tanıtımı,
2010 SBS 2. Tercih Tarihleri Ne Zaman Yapılacak,
Yeter Ünsal,
|
| |
|