|
Bu Haber 02.01.2010 03:36:55
Eklenmiştir. 1263 Kez Okunmuştur. |
|
L - M -N Harfleri İle Başlayan Erkek Bebek İsimleri ve Anlamları
|
BU HABERİ
BEĞEN VE
PAYLAŞ
|
|
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Lahib |
Açık yol. |
Arapça |
| Lahik |
1. Yetişip ulaşan. 2. Eklenen. 3. Yenisi. |
Arapça |
| Lami |
Parlayan, parıldayan parlak. Lamii: 1472-1532 yılları arasında yaşayan Türk edebiyatı |
Arapça |
| Lamih |
1. Hz. Nuh'un erkek kardeşi. 2. Parlayan, parıldayan, parlak. |
Arapça |
| Laşer |
Sel. |
Zazaca |
| Lasif |
Parlayan, parlayıcı. |
Arapça |
| Latif |
1. Allah'ın isimlerindendir. 2. Yumuşak, hoş, güzel, nazik. 3. Bütün inceliklere vakı |
Arapça |
| Layih |
1. Parlak, parlayan. 2. Aşikar, meydanda, hüveyda. 3. Hatıra gelen. |
Arapça |
| Layik |
Yakışan, yakışıklı. |
Arapça |
| Lazım |
Gerekli şey. Gerekçe. |
Arapça |
| Lebib |
Akıllı, zeki, fatin. |
Arapça |
| Lefif |
Durulmuş sarılmış. |
Arapça |
| Lemi |
(bkz. Leman). |
Arapça |
| Lerze |
Titretme. |
Farsça |
| Levend |
1. Osmanlı donanmasında vazifeli asker denizci. 2. Eskiden Venedikliler'in şark memle |
İtalyanca |
| Levent |
Eski deniz erlerine verilen ad |
İtalyanca |
| Levniz |
1. Renk, boya, yüz. 2. Nevi, çeşit, Türk. |
Arapça |
| Lezgin |
Acele eden, aceleci ; Kafkaslarda bir millet, türk soylu |
Türkçe |
| Liva |
1. Bayrak. 2. Mülki idarede kaza-vilayet arasında bir derece, sancak. 3. Tugay. 4. Tu |
Arapça |
| Lokman |
1. Eski kavimlerde, ahlaki öğütler veren hekim. 2. Kur'an-ı Kerim'de bir sure adı. |
Arapça |
| Lut |
1. Hz. İbrahim'in peygamber yeğeni. 2. Kendisine itaat etmeyen ve eşcinsel olarak yaş |
Arapça |
| Lütfi |
Hoşluk, güzellik, iyi davranış. |
Arapça |
| Lütfü |
İyi muamele, güzellikle hoşlukla ilgili |
Arapça |
| Lütfullah |
Allah'ın lütfü. Allah'ın iyi, hoş ve letafet sahibi kıldığı kişi demektir. |
Arapça |
| Macid |
Şan ve şeref sahibi olan kimse. İyi ahlaklı. Ulu. |
Arapça |
| Macit |
Şan ve şeref sahibi |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Mahbub |
1. Muhabbet olunmuş, sevilmiş, sevilen, sevgili. 2. Mahbub-i Hûda, (Allah'ın sevgilis |
Arapça |
| Mahfi |
Gizli, saklı. |
Arapça |
| Mahfuz |
Korunmuş, gözetilmiş. Gizlenmiş, saklanmış. |
Arapça |
| Mahin |
(bkz. Hz. Peygamberin isimleri). |
Arapça |
| Mahir |
Maharetli, hünerli, elinden iş gelir, becerikli. |
Arapça |
| Mahmud |
1. Hamd olunmuş, sena edilmiş, övülmeye değer. Makam-ı Mahmud: Hz. Muhammed'in en büy |
Arapça |
| Mahmur |
1. Sarhoşluğun verdiği sersemlik. 2. Uyku basmış, ağırlaşmış, yan baygın göz. |
Arapça |
| Mahmut |
Övgüye değer |
Arapça |
| Mahşer |
Huy, tabiat. |
Arapça |
| Mahsun |
Güçlendirilmiş, güçlü. |
Arapça |
| Mahsut |
Hasat edilmiş, ekini biçilmiş. Biçilmiş ekin. |
Arapça |
| Mahzun |
Hüzünlü, duygulu, üzgün |
Bilinmiyor |
| Mail |
1. Bir yana eğilmiş, eğik. 2. Hevesli, istekli, yetenekli. Taraflı, içten istekli. 3. |
Arapça |
| Makal |
Söz, lakırdı. Söyleme, söyleyiş. |
Arapça |
| Makbul |
Kabul olunmuş, alınmış, alınan. Beğenilen, hoş karşılanan, geçer. |
Arapça |
| Maksud |
1. Kasdolunan, istenilen şey, istek. Maksad, niyet, murat. 2. Varılmak istenen yer. |
Arapça |
| Maksum |
Ayrılmış, bölünmüş. Kısmet. Rızk-ı Maksum; Allah tarafından takdir edilmiş rızık. |
Arapça |
| Maksur |
1. Kasrolunmuş, kısaltılmış, kasılmış. 2. Alıkonulmuş. Bir şeye ayrılmış. |
Arapça |
| Makul |
Akla uygun bulunan. Akıl ile bilinir, akılla kanıtlanan. Oldukça akıllı, sözü akla ya |
Arapça |
| Malik |
1. Sahip, bir şeye sahip olan, bir şeyi olan. Malikii'l-Mülk, Allah. 2. Yedi cehennem |
Arapça |
| Malkoç |
Akıncı ocağı reisi. |
Türkçe |
| Malum |
Bilinen, belli. Herkesçe bilinen. Faili belli olan fiil. |
Arapça |
| Mamur |
1. Bayındır, şenlikli. 2. İmar edilmiş, işlenmiş yer. 3. Beyt-i mamur: Kabe. |
Arapça |
| Manas |
1. Hindistan’ın Assam eyaletinde bir nehir. 2. Manas destanında adı geçen Kırgı |
Türkçe |
| Mansur |
1. Yardım olunmuş, Allah'ın yardımıyla galip, üstün gelmiş. 2. Türk musikisinde bir d |
Arapça |
| Manzur |
Bakılan, nazar olunan. Gözde olan, beğenilen. |
Arapça |
| Martin |
Tek kurşun atan bir çeşit tüfek. İtalyanca Martini den gelmekte. Ayrıca ingilizce anl |
İtalyanca |
| Maruf |
1. Herkesçe bilinen tanınmış belli. Meşhur ünlü. 2. Şeriatın emrettiği, uygun gördüğü |
Arapça |
| Marut |
Arkadaşı "Harut" ile meşhur olan bir melek olup büyü ile uğraştıklarından dolayı kıya |
Arapça |
| Maşuk |
Sevilen, sevilmiş. |
Arapça |
| Masum |
1. Suçsuz, kabahatsiz, günahsız, ismet sahibi. 2. Saf, temiz. İmam-ı Rabbani'nin oğlu |
Arapça |
| Masun |
Korunmuş, korunan. |
Arapça |
| Matlub |
İstenilen, aranılan, talep edilen şey. |
Arapça |
| Matuk |
Azat olunmuş, özgürlüğü bağışlanmış. |
Arapça |
| Maun |
Zekat. Kur'an-ı Kerim'in 107. suresi. |
Arapça |
| Mazhar |
1. Bir şeyin göründüğü çıktığı yer. 2. Nail olma, şereflenme. 3. Bazı tekkelerde otur |
Arapça |
| Mazlum |
1. Zulüm görmüş. 2. Halim, selim, sakin, sessiz. |
Arapça |
| Mazmun |
1. Borçluluk, kefalet. 2. Ödenmesi gereken şey. |
Arapça |
| Mazyar |
Taberistan'daki Karini hükümdarlarının sonuncusu. |
Arapça |
| Mebhur |
Soluyan, soluğan, nefes darlığına yakalanmış olan. |
Arapça |
| Mebruk |
Tebrike şayeste. Kullu. |
Arapça |
| Mebrur |
Beğenilmiş, hayırlı, yararlı. |
Arapça |
| Mebsut |
Açılmış, yayılmış. Uzun uzadıya anlatılan. |
Arapça |
| Mecdi |
(bkz. Mecid). |
Arapça |
| Mecid |
Çok ulu, yüce, şan ve şeref sahibi. Allah'ın sıfatlarından. Türk dil kuralı açısından |
Arapça |
| Meciddin |
Dinin ululuğu, büyüklüğü. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Mecit |
Çok şerefli, büyük şan sahibi |
Arapça |
| Mecnun |
1. Cin tutmuş, cinlenmiş. 2. Delice seven, tutkun. Leyla ile Mecnun hikayesinin erkek |
Arapça |
| Mecut |
Talihi açık, mutlu, şanslı kimse. |
Arapça |
| Medeni |
1. Medine'ye mensup, şehirli, şehir halkından olan. 2. Bir memleketle ilgili olan. 3. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Medet |
Yardım eden |
Türkçe |
| Medid |
Uzun, çok uzun süren. Arap aruzunun 2. bendi. |
Arapça |
| Medih |
Methetmeye, övmeye sebeb olan şey, övme mevzuu. |
Arapça |
| Mefhar |
Övünme. Övünmeye sebeb olan, güvenmeyi gerektiren. Mefhar-i kainat: Muhammed (s.a.s). |
Arapça |
| Mefruz |
Farz olunmuş, varsayılmış. |
Arapça |
| Meftuh |
1. Açılmış, açık. 2. Ele geçirilmiş. |
Arapça |
| Meftun |
1. Fitneye düşmüş, sihirlenmiş. 2. Gönül vermiş, tutkun vurgun. Hayran olmuş, şaşmış. |
Arapça |
| Mehdi |
1. Kendisine rehberlik edilen. Allah tarafından hidayet verilmiş olan. Doğru yolu tut |
Arapça |
| Mehib |
1. Heybetli, azametli, korkunç (mehub). 2. Arslan (Esed, gazanfer, haydar, şir). |
Arapça |
| Mehmet |
Muhammed isminin türkçesi. (bkz. Muhammed). |
Türkçe |
| Mekin |
1. Temekkün eden, oturan yerleşen. 2. Vakarlı, temkinli, vakar, iktidar sahibi. Hz. P |
Arapça |
| Meknun |
Saklı, gizli, iyice korunmuş. |
Arapça |
| Meknuz |
Gömülü. Hazineye konulmuş, saklanmış. |
Arapça |
| Mekremet |
Kerem, cömertlik. Saygı, ağırlama. |
Arapça |
| Melhuz |
Umulur, beklenir. |
Arapça |
| Melih |
Melahat sahibi, güzel, şirin, sevimli. |
Arapça |
| Melik |
1. Padişah, hakan, hükümdar. 2. Mal sahibi. 3. Allah'ın isimlerinden, (bkz. Abdülmeli |
Arapça |
| Melikanber |
Kudretli, nüfuzlu, Habeş köle. Melik ve anber isimlerinden birleşik isim. |
Arapça |
| Melikşah |
Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı (1072-1092) Alparslan’ın oğlu |
Arapça |
| Melikserver |
Doğu Sultanı hükümdar. |
Arapça |
| Memati |
Ölüm |
Arapça |
| Memdud |
Uzatılan. |
Arapça |
| Memduh |
Övülmüş, övülecek. |
Arapça |
| Memnun |
1. Minnet altında bulunan. 2. Sevinmiş, sevinçli. Razı hoşnut, (bkz. Dilşad). |
Arapça |
| Memun |
Emin bulunan, korkusuz, tehlikesiz, sağlam, (bkz. Emin). |
Arapça |
| Menaf |
1. Dağın sivri tepesi. 2. Cahiliye döneminde Arapların putu. İsim olarak kullanılmaz. |
Arapça |
| Menderes |
Akarsu yataklarının dolanbaçlı kısmı. Ege bölgesindeki 3 akarsudan birisinin adı. |
Yunanca |
| Mengüalp |
Ölümsüz, güçlü, kuvvetli, yiğit. |
Türkçe |
| Mengübay |
Varlıklı kimse. |
Türkçe |
| Mengübert |
Allah verdi. |
Türkçe |
| Mengüç |
Yaşlı. |
Türkçe |
| Mengücek |
Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebinkarahisar'ı içine alan bölgeyi fethederek XII. yy.'ı |
Türkçe |
| Mengüer |
(bkz. Mengü). |
Türkçe |
| Mengütay |
(bkz. Mengüer). |
Türkçe |
| Mennan |
Çok ihsan eden, verici, ihsanı bol. Abd takısı alarak kullanılır. Allah'ın isimlerind |
Arapça |
| Mensur |
Saçılmış, dağılmış. Ölçüsüz, uyaksız, manzum olmayan söz. |
Arapça |
| Menzur |
Adanmış, vadedilmiş. Adak olarak belirtilmiş. |
Arapça |
| Merahan |
1. Ferah, sevinç. 2. Zayıf olma hali. |
Arapça |
| Merd |
1. Adam, insan. 2. Özü sözü doğru kabadayı, yiğit. -Türk dil kurallarına göre "d/t" d |
Farsça |
| Merdan |
Mertler, insanlar, erkekler, yiğitler. |
Farsça |
| Merdi |
Mertlik, erlik. Cesaret, yüreklilik. İnsanlık. |
Farsça |
| Merğub |
1. İstenilen, sevilen. 2. Herkes tarafından sevilip aranılan. |
Arapça |
| Merih |
Dünya'dan sonra güneşe en yakın olan gezegen. |
Arapça |
| Merkür |
Güneşe en yakın gezegen. |
Fransızca |
| Mert |
1. Özü, sözü doğru yiğit. 2. Erkek insan. |
Farsça |
| Mertel |
(bkz. Mert). |
Farsça-Türkçe |
| Merter |
(bkz. Mert). |
Farsça-Türkçe |
| Mertkal |
Her zaman doğru kal. |
Farsça-Türkçe |
| Mertkan |
Mert soydan gelen. |
Farsça-Türkçe |
| Mertol |
Her zaman sözünün eri ol. |
Farsça-Türkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Mervan |
Emevi sülalesinin Mervan kolu. |
Arapça |
| Merzat |
Rıza, hoşnutluk. |
Arapça |
| Merzuk |
Rızıklandırılmış, rızık verilmiş. |
Arapça |
| Meşhed |
Bir adamın şehit olduğu veya bir şehidin gömüldüğü yer. İran'da ziyaretgah olan meşhu |
Arapça |
| Meşhur |
Ünlü, argın, tanınmış. |
Arapça |
| Mesih |
1. Üzerine yağ sürülmüş. 2. Mesholunmuş, başka bir şekle girmiş olan. 3. Acaip, tuhaf |
Arapça |
| Meşkur |
Beğenilmiş, övülmüş. Teşekkür edilmeye değer olan. |
Arapça |
| Mestan |
Savruk / Cüret sahibi |
Bilinmiyor |
| Mesud |
Saadetli, bahtlı, bahtiyar, kutlu. Türk dil kurallarına göre "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Mesut |
Mutlu, sevinçli, neşeli |
Arapça |
| Mete |
Büyük Türk-Hun İmparatoru (M.Ö. 209-174). |
Türkçe |
| Metehan |
(bkz. Mete) |
Türkçe |
| Metin |
1. Metanetli, sağlam, dayanıklı. 2. Özü, sözü doğru, sebatkar, itimat edilir. Hz. Pey |
Arapça |
| Metiner |
(bkz. Metin). |
Türkçe |
| Mevcud |
Var olan, bulunan. Hazır olan, hazır bulunan. -Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak |
Arapça |
| Mevdut |
Sevilmiş, sevilen. Gaznelilerin bir hükümdarı. |
Arapça |
| Mevlud |
1. Yeni doğmuş çocuk. 2. İhsanın doğduğu yer. 3. Doğulan zaman. Hz. Muhammed'in doğum |
Arapça |
| Mevlut |
Doğma, dünyaya gelme (Mevlid-Mevlüd) |
Arapça |
| Mevsul |
Hz. Peygamber'in isimlerinden. |
Arapça |
| Mevzun |
Biçimli, yakışıklı, güzel. |
Arapça |
| Meymun |
Uğurlu, bereketli, kutlu. |
Arapça |
| Meysur |
Kolaylanmış, kolaylaştırılmış şeyler. |
Arapça |
| Mezid |
Artmış, artırılmış, büyümüş. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Midhat |
Övme. Türk dil kuralı açısından "d/t" değişmesiyle kullanılır. |
Arapça |
| Miftah |
1. Anahtar. 2. Şifre cetveli. 3. Dil öğrenirken yapılacak tercüme ve meselelerin hall |
Arapça |
| Mihca |
Cihad meydanında ilk şehid olan Müslümanın adı. (Bedir Savaşı) |
Arapça |
| Mihin |
Büyük, ulu. |
Farsça |
| Mikail |
Dört büyük melekten rızıkların taksimine memur melek. |
Arapça |
| Mikat |
1. Tesbit edilen yer ve zaman. 2. Mekke yolu üzerinde hacıların ihrama girdikleri yer |
Arapça |
| Miran |
Beyler. |
Farsça |
| Mirkelam |
Güzel, nazik konuşan kimse. |
Farsça |
| Mirsad |
Durak |
Bilinmiyor |
| Mirseyit |
Tatar devlet adamı. Anlamı konusunda bilgi sahibi olan ziyaretçilerimiz bize ulaşa |
Tatarca |
| Mirza |
1. Emiroğlu beyi, hükümdar soyundan gelen. 2. Doğu Türk devletlerinde asalet unvanı. |
Farsça |
| Mirzahan |
Hükümdar soyundan gelen, İslam toplumlarında iyi sülalelerin çocuklarına verilen isim |
Farsça |
| Misbah |
Aydınlatma cihazı, ışık çırağı. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in isimlerinden. |
Arapça |
| Mizan |
1. Terazi. 2. Sağlama. |
Arapça |
| Muaddal |
(bkz. Hz. Peygamberin isimlerinden). |
Arapça |
| Muaviye |
Emevi devletinin ilk hükümdarı olup Hind ve Ebu Süfyan'ın oğludur. Mekke'de doğmuştur |
Arapça |
| Muaz |
1. Korunan, sığınan. 2. Çok aziz, izzet sahibi, saygı uyandıran, kıymetli, muhterem, |
Arapça |
| Mübarek |
1. Bereketli, feyizli. Uğurlu, hayırlı, kutlu, mutlu. 2. Beğenilen, sevilen, kızılan |
Arapça |
| Mübelliğ |
1. Tebliğ eden, haber veren bildiren. 2. Büyük camilerde imamın söylediğini tekrarlay |
Arapça |
| Mübeşşir |
Müjdeci, muştucu. Hz. Peygamber (s.a.s)'in isimlerinden. |
Arapça |
| Mübin |
1. İyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, hayrı şerden ayıran. 2. Açık anlaşılır, aşikar, |
Arapça |
| Mübşer |
İbşar olunmuş, müjdelenmiş, mübeşşer. |
Arapça |
| Mübtehic |
Sevinçli, sevinmiş, memnun, mesrur, şad. (bkz. Behçet, Şadan). |
Arapça |
| Mücab |
Kabul cevabı almış olan. Duası kabul olunan. |
Arapça |
| Mücadele |
1. Uğraşma, savaşma, çatışma. 2. Kur'an surelerinden birisinin adı. |
Arapça |
| Mücahid |
1. Cihad eden, din düşmanlarıyla savaşan. Savaşan, uğraşan, savaşçı. 2. Gayret eden, |
Arapça |
| Mücahiddin |
Din savaşçısı, İslam askeri. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Mücahit |
Savaşçı, cihada katılan |
Arapça |
| Mucib |
1. İcabet eden, uyan. İcap eden, gereken. 2. Sebeb olan, vesile teşkil eden. Türk dil |
Arapça |
| Mucid |
1. Yaratıcı. 2. Bir buluş ortaya çıkaran kimse. |
Arapça |
| Mucip |
Gerektiren, gerektirici |
Bilinmiyor |
| Mücteba |
Seçilmiş, seçkin. Hz. Peygamberin isimlerinden. |
Arapça |
| Müctehid |
İctihad eden, gücü yettiği kadar çalışan. Ayet ve hadislerden şer'i hükümler çıkaran |
Arapça |
| Müdafi |
Müdafaa eden, koruyan. Savunan, dayanan. |
Arapça |
| Mudat |
Çorak su, tatlı su, buruk. |
Arapça |
| Müdrik |
İdrak eden, anlayan, aklı ermiş. |
Arapça |
| Müemmil |
Temin edilmiş, sağlanmış, emniyete alınmış. -Hz. Peygamberin isimlerinden. |
Arapça |
| Mufaddal |
Faziletli, fazileti çok adam. |
Arapça |
| Müfahir |
Övünen. |
Arapça |
| Müferrec |
1. Meydanı olan, geniş. 2. Keder gideren. |
Arapça |
| Müfid |
1. İfade eden, anlatan, manalı. 2. Faydalı. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kulla |
Arapça |
| Müfit |
Faydalı, yararlı |
Arapça |
| Müfiz |
Feyizlendiren, feyiz veren. Allah'ın isimlerinden. -"Abd" takısı alarak kullanılır. A |
Arapça |
| Müftehir |
1. İftihar eden, övünen. Şanlı, şerefli. 2. Parasız işgören, fahri. |
Arapça |
| Muğdat |
(Arapça Mudad'tan))Çorak su, tatlı su, buruk. |
Arapça |
| Muhaccel |
1. Ayağı sekili beyaz at. 2. Gerdeğe konulmuş. |
Arapça |
| Muhacir |
Göç eden, göçmen. |
Arapça |
| Muhafız |
Muhafaza eden, değiştirmeyen, koruyan. Bekçi. |
Arapça |
| Muhammed |
1. Birçok defalar hamdu sena olunmuş, tekrar tekrar övülmüş. 2. Birçok güzel huylara |
Arapça |
| Muhammet |
1. Birçok defalar hamdu sena olunmuş, tekrar tekrar övülmüş. 2. Birçok güzel huylara |
Arapça |
| Muharrem |
1. Tahrim olunmuş, haram kılınmış. 2. Kamer takviminin birinci ayı aşura ayı. Müslüma |
Arapça |
| Muhbir |
Haber veren, haberci. |
Arapça |
| Muhdin |
(bkz. Hz. Peygamberin isimlerinden). |
Arapça |
| Muhib |
1. Seven, sevgi besleyen, dost. 2. Tutkan, yer. 3. Bir tarikata intisap etmemekle bir |
Arapça |
| Muhiddin |
Dini saran, çevreleyen. Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Muhip |
Seven, sevişen |
Bilinmiyor |
| Muhittin |
Dini güçlendiren |
Arapça |
| Muhlis |
Halis, katıksız. Dostluğu, samimiliği ve her hali içten gönülden olan. |
Arapça |
| Muhsin |
İhsan eden, iyilikte, bağışta bulunan. |
Arapça |
| Muhtar |
1. İhtiyar eden, seçilmiş, seçkin. Hareketinde serbest olan, istediği gibi davranan, |
Arapça |
| Muid |
Öğretmen yardımcısı. Asistan. |
Arapça |
| Muin |
Yardımcı. Çırak. |
Arapça |
| Müjdat |
Müjdeler, sevinçli haberler. |
Farsça |
| Mukaddemun |
(bkz. Hz. Peygamberin isimlerinden). |
Arapça |
| Mukaffa |
Uyaklı, kafiyeli. (bkz. Hz. Peygamberin isimlerinden). |
Arapça |
| Mükafi |
Eşit, beraber. |
Arapça |
| Mukayyet |
1. Kayıtlı, bağlı, bağlanmış. 2. Ayağında zincir ve pranga bulunan. 3. Bir işe ehemmi |
Arapça |
| Mukbil |
İkballi, kutlu, mutlu, bahtiyar, mes'ud. |
Arapça |
| Mukim |
İkamet eden, oturan. Hz. Peygamberin isimlerinden. |
Arapça |
| Mukmir |
Ay ışıklı, mehtaplı. |
Arapça |
| Mükrem |
Kerem ve şeref ile nitelenmiş olan. |
Arapça |
| Mükremin |
İkram olunmuş, ağırlanmış. |
Arapça |
| Mükrim |
İkramcı, ikram eden, ağırlayan-ağırlayıcı, misafirperver. |
Arapça |
| Muktedir |
İktidarlı, gücü yeten, becerebilen. |
Arapça |
| Muktefi |
1. İktifa eden. 2. Ardı sıra izinden gidilmiş örnek olan. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in i |
Arapça |
| Mülayim |
1. Uygun, muvafık. 2. Yumuşak huylu, yavaş kimse. Pekliği olmayan. |
Arapça |
| Mülhim |
İlham veren, içe doğduran, esinlendiren. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Mülket |
Ülke. |
Arapça |
| Mültemi |
Parlayan, parıldayan. |
Arapça |
| Mümin |
İnanan, iman eden |
Arapça |
| Mümtaz |
İmtiyaz tanınmış, ayrı tutulmuş, üstün tutulmuş. Seçkin. |
Arapça |
| Münci |
İnca eden, kurtaran, halaskar. Hz. Peygamberin isimlerinden. |
Arapça |
| Mungar |
Eli açık, cömert. |
Türkçe |
| Münib |
1. İnabe eden, asiliği, azgınlığı bırakarak Allah'a yönelen. 2. Güzel yağan, faydalı |
Arapça |
| Münif |
1. Yüksek, ulu, büyük, ali, bülend. 2. Yüksek, büyük hükümler. |
Arapça |
| Münim |
Nimet veren,yedirip içiren. Takı alarak kullanılır. Abdülmün'im. |
Arapça |
| Münir |
1. Nurlandıran, ışık veren, parlak, ziyalar. 2. Kur'an'da peygambere ve ilahi kitapla |
Arapça |
| Münirhan |
Nurlandıran (ışık saçan )hükümdar. |
Arapça-Türkçe |
| Munis |
Ünsiyetli alışılan, yadırganmaz, alışılmış. Cana yakın sevimli. İnsandan kaçmayan. |
Arapça |
| Münşi |
İnşa eden, yapan. Yapısı, üslubu güzel olan, iyi katib. |
Arapça |
| Munteka |
(bkz. Hz. Peygamberin isimlerinden). |
Arapça |
| Murad |
Arzu, istek, dilek. Maksat meram. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Murat |
Amaç, maksat, istek |
Arapça |
| Murathan |
(bkz. Murat). |
Arapça |
| Mürid |
1. İdare eden, emreden buyuran. 2. Bir şeyhe bağlı olan kimse. Türk dil kurallarına g |
Arapça |
| Mürsel |
1. Gönderilmiş yollanılmış. Şeriat sahibi peygamberler. 2. Salıverilmiş suç. 3. Bir y |
Arapça |
| Mürşid |
1. İrşad eden, doğru yolu gösteren kılavuz. 2. Tarikat şeyhi. Gafletten uyandıran. |
Arapça |
| Mürşit |
Doğru yolu gösteren |
Arapça |
| Murtaza |
1. İrtiza edilmiş, beğenilmiş seçilmiş. Güzide. 2. Allah'ın razı olduğu kişi, kendisi |
Arapça |
| Musa |
Vasiyet edilmiş. Vasi nasbolunmuş, vasiyeti yerine getirmekle vazifelendirilmiş. Tavs |
Arapça |
| Musab |
Müsibete (felakete) uğramış; isabet etmiş. |
Arapça |
| Musaddık |
Gerçekliğini ve geçerliliğini resmi yazı ile bildiren. Tasdik eden. |
Arapça |
| Müşir |
1. Haber veren, bildiren. 2. Emir ve işaret eden. 3. Mareşal. Daha çok lakab olarak k |
Arapça |
| Muslih |
İslah eden, iyileştiren, düzeltici, arabulucu. Barıştıran. Bu kelime Kur'an'da birkaç |
Arapça |
| Muslihiddin |
Dinin salahı için çalışan. |
Arapça |
| Müslim |
İslam dininde olan. |
Arapça |
| Müslüm |
İslam Dini'nden olan / Teslim olan |
Arapça |
| Mustafa |
1. Temizlenmiş, seçilmiş, güzide. 2. Hz. Peygamberin isimlerinden. 3. Sa'd Suresi 47. |
Arapça |
| Müştak |
İştiyaklı, özleyen, göreceği gelen, can atan. |
Arapça |
| Müstakim |
Doğru, düz, dik. Temiz, namuslu. |
Arapça |
| Müstebşir |
İstibşar eden, müjdeleyen. Müjde ile sevinen. |
Arapça |
| Müstecab |
İsticabe edilmiş, kabul olunmuş, (bkz. Mücab). |
Arapça |
| Müstekfi |
Yetecek kadarını isteyen. |
Arapça |
| Müstenir |
Işıklı, parlak. |
Arapça |
| Müstezım |
1. İstizanı eden, büyük gören, büyük tutan, cömert. 2. Kibirli, gururlu. |
Arapça |
| Muştu |
Müjde, sevindirici haber. |
Türkçe |
| Muştubey |
(bkz. Muştu). |
Türkçe |
| Mus´ab |
Zor. Güçlü, dayanıklı. Ashabdan ünlü şehid Mus'ab b. Umeyr'in adıdır. |
Arapça |
| Muta |
İtaat olunan, boyun eğilen, başkalarının kendisine itaat ettikleri. Hz. Peygamberin i |
Arapça |
| Mutasım |
1. İtisam eden, eliyle tutan, yapışan. 2. Günahtan çekinen. 3. Allah'ın ipine sımsıkı |
Arapça |
| Mute |
Ürdün'de Lut gölünün kuzeyinde verimli bir ova. Peygamberliğin son dönemlerinde hrist |
Arapça |
| Müteal |
Yüksek, yüce. (bkz. Bülend). |
Arapça |
| Muti |
1. İtaat eden, baş eğen, veren. Tabi, bağlı. 2. Rahat ve uslu. |
Arapça |
| Mütim |
Tamamlayan, tamamlayıcı, tamamlamaya yarayan. |
Arapça |
| Mutlualp |
(bkz. Mutlu). |
Türkçe |
| Mutluer |
(bkz. Mutlu). |
Türkçe |
| Mutlugün |
(bkz. Mutlu). |
Türkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Mutluhan |
(bkz. Mutlay). |
Türkçe |
| Mutlukani |
(bkz. Mutlu). |
Türkçe |
| Mutlutekin |
(bkz. Mutlay). |
Türkçe |
| Muttaki |
İttika eden, sakınan, çekinen. Allah'tan korkan, abid, zahid. Hz. Peygamberin isimler |
Arapça |
| Muttalib |
Talepte bulunan, isteyen, (bkz. Abdülmuttalib) |
Arapça |
| Muvaffak |
1. Allah'ın yardımına ulaşmış, işi rast gitmiş kimse. 2. Başaran beceren. |
Arapça |
| Muvakkar |
Tevkir edilmiş, ağırlanmış, saygı gösterilmiş olan. Vakarlı, ağırbaşlı. |
Arapça |
| Müzahir |
Zahir olan, arka çıkan, yardım eden, koruyan. |
Arapça |
| Muzam |
Bir şeyin en büyük kısmı. |
Arapça |
| Müzdad |
Ziyadeleşmiş, artmış, çoğalmış. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Müzekkir |
– Zikreden hatıra getiren anan. Zikreden ibadet eden. Hz. Peygamberin isimlerinden. |
Arapça |
| Müzemmil |
1. Bir şeye sarılmış sargılanmış. 2. Kur'an-ı Kerim'de bir sure adı. |
Arapça |
| Nabi |
1. Haberci, haber veren. 2. Yüksek, yüce. 3. Büyük Türk şairidir. 17. asrın ikinci ya |
Arapça |
| Naci |
Necat bulan, kurtulan, selamete kavuşan. Cehennemden kurtulmuş, cennetlik. |
Arapça |
| Nacil |
Soyu sopu temiz olan kimse. |
Arapça |
| Nadi |
1. Nida eden, haykıran, çağıran. 2. Toplantı, meclis, (bkz. Nida). |
Arapça |
| Nadim |
Pişmanlık duyan, pişman. Tevbe eden. |
Arapça |
| Nadir |
Seyrek, az, ender bulunur. |
Arapça |
| Naferiz |
1. Göbek düşüren. 2. Koku saçan. |
Farsça |
| Nafih |
Üfleyen, üfleyici. |
Arapça |
| Nafiz |
1. Delen, delip geçen. İçeriye giren, işleyen. 2. Tesir eden, sözü geçen. |
Arapça |
| Nahid |
Venüs (zühre) gezegeni. (Arapça'da) Yeni yetişen kız. Türk dil kuralına göre "d/t" ol |
Farsça |
| Nahit |
Venüs, Zühre Yıldızı |
Farsça |
| Naib |
1. Vekil, birinin yerine geçen, kadı vekili, Şeriata göre hükmeden hakim. 2. Nöbet be |
Arapça |
| Nail |
Muradına eren, ermiş, ele geçiren. Naili: Divan edebiyatı şairlerinden olup asıl adı |
Arapça |
| Naim |
1. Bollukta yaşayış. 2. Cennetin bir kısmı. Daru'n-Naim: Cennet. |
Arapça |
| Naima |
Haleb'te doğmuş, asıl adı Mustafa Naim'dir. Naima tarihiyle meşhurdur. |
Arapça |
| Naki |
1. Temiz, pak. 2. Çok ince, çok güzel, zarif. |
Arapça |
| Nakib |
Bir kavim veya kabilenin reisi veya vekili. Bir tekkede, şeyhin yardımcısı olan ve en |
Arapça |
| Namal |
Adın duyulsun, ün kazan. |
Türkçe |
| Namdar |
Namlı, ünlü. |
Farsça |
| Nami |
Namlı, şöhretli ünlü. |
Farsça |
| Namık |
Yazıcı, katip, yazar |
Arapça |
| Namver |
Adlı, ünlü. |
Farsça |
| Nasib |
Pay hisse. Birinin elde ettiği şey. Allah'ın kısmet ettiği şey. Türk dil kuralına gör |
Arapça |
| Naşid |
Şiir okuyan, şiir söyleyen, şiir yazan. |
Arapça |
| Nasıh |
Nasihat eden, öğüt veren. Nasıh-ı Emin: Hz. Nuh (a.s.). |
Arapça |
| Nasır |
Yardımcı, yardım eden (muin). "Abd" takısı alarak kullanılırsa daha iyi olur. Abdünna |
Arapça |
| Naşit |
Şiir söyleyen, şiir okuyan |
Arapça |
| Nasr |
Yardım. Üstünlük (zafer). Kur'an-ı Kerim'in 110. suresi. Nasrullah: Allah'ın yardımı. |
Arapça |
| Nasreddin |
Yardımcı, imdada yetişen |
Arapça |
| Nasruddin |
(Dine yardımı dokunan. Dilimizde "Nasreddin" şeklinde kullanılır. |
Arapça |
| Nasrullah |
Allah'ın nusreti, yardımı. |
Arapça |
| Nasuh |
1. Nasihatçı, öğütçü. 2. Halis, temiz. |
Arapça |
| Nasuhi |
Bozulmaz şekilde tevbe edici. |
Arapça |
| Natık |
1. Söyleyen konuşan. 2. Düşünen. 3. Bildiren, bildirici. |
Arapça |
| Nayman |
Sekiz. Batı Moğolistan'da yaşayan sekiz kabileden oluşan Türk topluluğu. |
Moğolca |
| Nazif |
Temiz, pak, nazik, zarif ve şık giyimli. |
Arapça |
| Nazil |
Yukardan aşağıya inen. Bir yere konan, bir yerde konaklayan. |
Arapça |
| Nazım |
Tanzim eden, düzenleyen. Sıra sıra, dizi dizi olan şey. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Nazır |
1. Nazar eden, nezaret eden, bakan, gözeten. 2. Vekil bakan. 3. Bir yüzü bir tarafa y |
Arapça |
| Nazmi |
Dizme, tertib etme, sıraya koyma. Sıra, tertip. Vezinli, kafiyeli söz. |
Arapça |
| Nebahaddin |
Dinin şanı ve şerefi. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Nebi |
Haberci. Peygamber. |
Arapça |
| Nebih |
Namlı, şerefli. |
Arapça |
| Nebil |
1. Yüksek meziyet ve onur sahibi. 2. Akıllı, anlayışlı. Bilgili, faziletli. |
Arapça |
| Necabet |
Soyluluk, soy temizliği. |
Arapça |
| Necaettin |
Dine girip hidayete eren, kurtulan. |
Arapça |
| Necah |
İsteğine ulaşma. Kurtulma. İhtiyaçlarını temin edebilmek. |
Arapça |
| Necat |
Kurtulma, kurtuluş. Selamet. |
Arapça |
| Necati |
Kurtulmaya mensup, kurtuluşla ilgili. Necati: 15 asır meşhur Osmanlı şairi olup asıl |
Arapça |
| Neccar |
Dülger. Marangoz. Daha çok lakab olarak kullanılır. |
Arapça |
| Necdet |
Kahramanllık yiğitlik, efelik. Korkusuz olmak. |
Arapça |
| Necef |
Yüksek, sırt tepe, tümsek. Kufe civarlarında Hz. Ali'nin türbesinin bulunduğu yer. |
Arapça |
| Necib |
1. Soyu sopu temiz pak olan kimse. 2. Asilzade, kıymetli, üstün. 3. Güzel ahlak sahib |
Arapça |
| Necil |
Soylu, soyu sopu temiz, kişizade. Asıl. |
Arapça |
| Necip |
Soyu temiz, cömert |
Arapça |
| Neciy |
Sırdaş. |
Arapça |
| Neciyullah |
Allah'ın kurtuluş verdiği kişi. Hz. Peygamberin isimlerinden. |
Arapça |
| Necmettin |
Dinin Yıldızı |
Arapça |
| Necmi |
Yıldızla ilgili. Necmüddin: Dinin yıldızı. Dilimizde "Necmettin" şeklinde kullanılmak |
Arapça |
| Nedim |
1. Meclis arkadaşı, sohbet arkadaşı. 2. Büyükleri fıkra ve hikayeleri ile eğlendiren. |
Arapça |
| Nedve |
Görüşme konuşma. Daru'n-Nedve'. Cahiliyye zamanında Mekke'de, kabile işlerini konuşma |
Arapça |
| Nefer |
1. Bir adam, tek kişi. 2. Er, asker. |
Arapça |
| Nefi |
Çıkar ile ilgili faydacı, menfaat, kâr. Nefi', Divan edebiyatının başarılı şairlerind |
Arapça |
| Nehib |
1. Dehşet, korku. 2. Yağmacı, çapulcu. Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır |
Arapça |
| Nehri |
Nehirle ilgili, nehire ait. |
Arapça |
| Nejad |
Soy, nesil. |
Farsça |
| Nejat |
Soy, asıl / Hesap |
Farsça |
| Nemrud |
Babil'in kurucusu olduğu sanılan hükümdar. M.Ö. 2640'ta yaşamış Hz. İbrahim'i ateşe a |
Arapça |
| Neptün |
Güneşe yakınlığı 8. sırada olan gezegen. |
Latince |
| Nerim |
Pehlivan, yiğit, bahadır. |
Farsça |
| Nermi |
Yumuşak, gevşeklik. |
Farsça |
| Neşat |
Sevinç, neşe, şenlik, keyif. İran şairlerinden birisinin adı. |
Arapça |
| Nesefi |
Yapı ustası. |
Arapça |
| Neşet |
1. Meydana gelme, gelişme. 2. Kaynak olma, bir mecradan çıkış. Neşet: 19. yy. Türk şa |
Arapça |
| Nesib |
Soylu, soyu temiz baba. |
Arapça |
| Neşid |
(bkz. Neşide). |
Arapça |
| Nesif |
İki kişi arasında olan sır. |
Arapça |
| Nesil |
Aynı çağda, aynı yaşta bulunan kimselerin tümü, kuşak. |
Arapça |
| Nesim |
1. Hafif rüzgar. 2. Hoş, mülayim insan. |
Arapça |
| Neşri |
Neşir ile alâkalı olan. |
Osmanlıca |
| Nevaz |
Okşayan, okşayıcı. |
Farsça |
| Nevci |
Makam, ahenk ve nasip ile ilgili. Ali Şakir'in lakabı. |
Farsça |
| Nevcivan |
Genç, delikanlı. |
Farsça |
| Nevfel |
Deniz. (bkz. Derya). Sahabe isimlerindendir. |
Arapça |
| Nevhiz |
Genç. Yeni yetişmiş, yeni çıkmış. |
Farsça |
| Nevit |
İyi, sevinçli haber, müjde. |
Farsça |
| Nevreddin |
Dinin ışığı, aydınlığı. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Nevşah |
1. Yeni dal. 2.Yeni bilmiş geyik boynuzu. |
Farsça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Nevsal |
Yeni yıl. |
Farsça |
| Nevzad |
Yeni doğmuş. Yeni doğan. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. |
Farsça |
| Nevzat |
Yeni doğmuş çocuk |
Farsça |
| Neyyir |
Nurlu, parlak. Işıklı cisim. Güneş. |
Arapça |
| Neyzen |
Ney çalan kimse. |
Farsça |
| Nezih |
Temiz, pak. |
Arapça |
| Nezihi |
Temizlik, saflık, incelikle ilgili. |
Arapça |
| Nezir |
1. Birini doğru yola (Sırat-ı Müstakim'e) yöneltmek için Allah'ın azabıyla gözdağı ve |
Arapça |
| Nezzam |
Nizam veren düzenleyen. |
Arapça |
| Nihad |
Tabiat huy, yaratılış, kişilik, bünye. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanı |
Farsça |
| Nihat |
Tabiat, huy |
Farsça |
| Nijad |
Soy, nesil, ne-seb. Tabiat, cibilliyet, (bkz. Nejad). |
Farsça |
| Nijdi |
yakın |
Kürtçe |
| Nimetullah |
Allah'ın nimeti. |
Arapça |
| Nişanbey |
(bkz. Nişan). |
Farsça-Türkçe |
| Niyaz |
1. Yalvarma, yakarma. Dua. 2. Bazı tarikatlarda küçüğün büyüğe karşı olan selam, sayg |
Farsça |
| Niyazi |
1. (bkz. Niyaz). 2. Yalvarıcı, niyaz edici. Sevgili. Türk mutasavvıflarından birisi. |
Farsça |
| Nizam |
1. Dizi, sıra. Düzen, usul, tertip, yol, kaide. 2. Kanunlar. 3. Hindistan'daki küçük |
Arapça |
| Nizamettin |
Düzenli, tertipli |
Arapça |
| Nizami |
1. Usulüne uygun, terkipli, düzenli. 2. Kanun ve nizama ait, onunla ilgili. Nizami; İ |
Arapça |
| Nogay |
Uçan kurt |
Bilinmiyor |
| Noyan |
Baş komutan.bey |
Bilinmiyor |
| Nuh |
Nuh peygamber. Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen 25 peygamberden baştan 3. sırada gelen ki |
Arapça |
| Nuhayle |
İrak'ta, Kufe'ye yakın bir mevki. |
Arapça |
| Nuhcan |
(bkz. Nuh). |
Arapça-Türkçe |
| Nuhi |
Nuh'a ait, Nuh ile ilgili. Pek eski. |
Arapça |
| Nukrettin |
Güzel gün |
Bilinmiyor |
| Numan |
1. Kan. 2. Gelincik. Hanefi Mezhebi'nin imamı, Nu'man b. Sabit. |
Arapça |
| Nuralp |
Nurlu, yiğit. |
Arapça-Türkçe |
| Nurani |
Işıklı, ışık saçan. Saygı uyandıran, nurlu. |
Farsça |
| Nuratay |
(bkz. Nuralp). |
Arapça-Türkçe |
| Nurbaki |
Sürekli aydınlık olan, nurlu sabah. |
Arapça |
| Nurbay |
Nurlu, aydınlık kimse. |
Arapça-Türkçe |
| Nurcivan |
1. Parlak, neşeli, genç. 2. Mert, gözüpek, genç. |
Arapça-Farsça |
| Nurdağ |
Nurdağı, Nurdan dağ. |
Arapça-Türkçe |
| Nureddin |
Dinin nuru, ışığı. |
Arapça |
| Nurer |
Nurlu insan. |
Arapça-Türkçe |
| Nurersin |
(bkz. Nurer). |
Arapça-Türkçe |
| Nurettin |
(Nureddin) Aydınlatan / Dinin getirdiği nur |
Arapça |
| Nuri |
Nura ait, nurla ilgili. |
Arapça |
| Nurkan |
Temiz, berrak soydan gelen. |
Arapça-Türkçe |
| Nurkut |
(bkz. Nurkan). |
Arapça-Türkçe |
| Nurol |
Nurlu ol, ışıklı ol. |
Arapça-Türkçe |
| Nursal |
Işık saç, aydınlat. |
Arapça-Türkçe |
| Nurtaç |
Nurdan taç. |
Arapça-Türkçe |
| Nurtan |
Işıklı tan. |
Arapça-Türkçe |
| Nurtekin |
Aydın ve güvenilir, emin. |
Arapça-Türkçe |
| Nurullah |
Allah'ın nuru. |
Arapça |
| Nurzat |
Nurlu, aydınlık kişi. |
Türkçe |
| Nuşat |
İçkiden sarhoş olmuş, mest olmuş. |
Farsça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Nuşin: |
Tatlı, hoş, güzel. |
Farsça |
| Nuşirevan |
İran'da 531-579 yıllan arasında hükümdarlık etmiş ve doğruluğuyla şöhret bulmuş olan |
Farsça |
| Nusrettin |
1. Dinin yardım ettiği. 2. Dinin başarılı temsilcisi. |
Arapça |
| Nutki |
Söz, lakırdı, konuşma. Nutuk, söylev, söyleyen. |
Arapça |
| Nuyan |
Şehzade, prens. |
Farsça |
|