|
Bu Haber 02.01.2010 03:38:13
Eklenmiştir. 2581 Kez Okunmuştur. |
|
L - M -N Harfleri İle Başlayan Kız Bebek İsimleri ve Anlamları
|
BU HABERİ
BEĞEN VE
PAYLAŞ
|
|
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Lacerem |
1. Şüphesiz. 2. Besbelli, elbette. |
Arapça |
| Laden |
1. Lâdengillerden, Akdeniz ülkelerinde yetişen tüylü ve genellikle yapışkan yapraklı, |
Farsça |
| Lahika |
(bkz. Lahik). |
Arapça |
| Lahza |
1. Bir bakış, bir göz atma. 2. Göz kırpacak kadar zaman an. 3. Bir kez göz kırpma. |
Arapça |
| Lajverdi |
1. Lacivert. 2. Koyu mavi değerli bir süs taşı. |
Farsça |
| Lal |
Dili tutulmuş, konuşamaz hâle gelmiş, dilsiz. |
Türkçe |
| Lale |
1. Zambakgillerden, uzun yapraklı, güzel ve çeşitli renklerde çiçekli soğanlı bir bit |
Farsça |
| Lalefam |
Lale renginde. |
Farsça |
| Lalegül |
Türk musikisinde bir makam. |
Farsça |
| Lalegun |
Lale renginde. |
Farsça |
| Laleruh |
1. Lale yanaklı, yanağı lale gibi kırmızı olan. 2. Türk müziğinde mürekkeb bir makam. |
Farsça |
| Lalever |
Lale veren anlamını taşır. Lale adı ve vermek fiilinden türemiştir. |
Türkçe |
| Laleveş |
Lale gibi. |
Farsça |
| Lalezar |
Lalelik, lale yetişen yer, lale bahçesi. |
Farsça |
| Lamia |
(bkz. Lami). |
Arapça |
| Lamiha |
(bkz, Lamih). |
Arapça |
| Lamis |
El ile tutup yoklayan. Dokunan. Temas eden. |
Arapça |
| Lane |
Yuva, ev, aşiyan. |
Farsça |
| Lara |
Su perisi |
Avrupa |
| Latife |
Güldürecek, tuhaf ve güzel söz ve hikaye şaka. |
Arapça |
| Latime |
Misk, güzel koku. |
Arapça |
| Lavanta |
Lavanta çiçeğinden elde edilen güzel koku. |
İtalyanca |
| Lavin |
Çığ, heyelan. |
İsveççe |
| Lavinya |
Bir tür çiçek. Anlamı konusunda farklı düşünüyorsanız bizimle iletişime geçebilirs |
Bilinmiyor |
| Layiha |
1. Düşünülen bir şeyin yazı haline getirilmesi. 2. Tasarı. |
Arapça |
| Lazıme |
(bkz. Lazım). |
Arapça |
| Leal |
İnciler. |
Arapça |
| Lebabe |
Akıl sahibi olma. |
Arapça |
| Lebibe |
(bkz. Lebib). |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Lebuda |
Hz. Adem’ in ikinci kızının adı. |
Arapça |
| Leman |
Parlama, parıltı. |
Arapça |
| Lemeat |
Parıltılar. |
Arapça |
| Lemehat |
Bir defa bakışlar, bir göz atışlar. |
Arapça |
| Lemide |
Parlak, parıldayan |
Arapça |
| Lena |
Bizim için , bizden biri ve insan anlamlarina geliyor. |
Arapça |
| Lerzan |
Titrek, titreyen. |
Farsça |
| Lerzende |
Titreyen, titrek. |
Farsça |
| Letafet |
1. Latiflik, hoşluk. 2. Güzellik. 3. Nezaket. 4. Yumuşaklık. |
Arapça |
| Levziyye |
1. (bkz. Levzi). 2. Badem erik, kayısı vişne, kiraz ve benzer meyvelerin içinde anıld |
Arapça |
| Leyal |
Geceler. |
Arapça |
| Leyan |
Parlayan, parlayıcı, konforlu, lüks hayat. |
Farsça |
| Leyfunnur |
Geceyi aydınlatan nur, ışık. |
Arapça |
| Leyla |
1. Çok karanlık gece. 2. Arabi ayların son gecesi. 3. Leyla ile Mecnun hikayesinin ka |
Arapça |
| Leylak |
1. Zeytingillerden hoş kokulu salkım şeklinde mor ve beyaz renklerde çiçek açan bir b |
Arapça |
| Leylan |
Serap, yalgın. |
Kürtçe |
| Leylifer |
Gece ışığı. |
Arapça |
| Leylim |
Leyli : Osmanlıca bir kelimedir ve gece anlamındadır. Leylim anlam farklılaşması ile |
OSMANLICA |
| Leys |
1. Yokluk. 2. Arslan, esed, haydar, gazanfer, şir. |
Arapça |
| Leyuze |
Bulunamayan çiçek |
Arapça |
| Lila |
Eflatun. Vişneçürüğü leylak rengi. |
Türkçe |
| Lina |
Kuran’da da geçen Lina ’nın anlamı hurma fidesi demektir. |
Arapça |
| Linda |
İspanyolcada ’’güzel’’ anlamına geliyor. |
İspanyolca |
| Liya |
Sabrın en güzeli |
Arapça |
| Liyakat |
1. Layık olan,değerlilik, yararlılık. 2. İktidar, hüner, fazilet. |
Arapça |
| Liyan |
1 . (Mülâyene) Mülayemetle, yumuşaklıkla muamele etmek 2 . Yabanî ormanlarda yetişen |
Türkçe |
| Lizge |
Çiçek tomurcuğu. Bu ismin hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olan ziyaretçilerimiz bi |
Kürtçe |
| Lorin |
Aydınlık. |
Kürtçe |
| Lübbetülayn |
Göz bebeği. |
Arapça |
| Lulubar |
İnci yağmuru. |
Arapça |
| Lütfiye |
(bkz. Lütfı). |
Arapça |
| Macide |
(bkz. Macid). |
Arapça |
| Mağfiret |
Allah'ın kullarının günahlarını bağışlaması, örtmesi. |
Arapça |
| Mağres |
Fidan bahçesi, fidanlık. |
Osmanlıca |
| Mahbube |
Muhabbet olunmuş, sevilmiş, sevilen. (bkz. Mahbub). |
Arapça |
| Mahfer |
Ay aydınlığı, ay ışığı. |
Farsça |
| Mahinev |
Yeni ay, ayça, hilal. |
Farsça |
| Mahinur |
1. Ayın nuru, ışığı. 2. Ay yüzlü güzel. |
Farsça |
| Mahire |
(bkz. Mahir). |
Arapça |
| Mahizan |
Mahi + Zan ’ın birleşiminden oluşmuş bir isimdir. Mahi : Yok eden, mahveden, pe |
Farsça |
| Mahizar |
İnleyen ay. |
Farsça |
| Mahizer |
San, altın renginde ay. |
Farsça |
| Mahmude |
Bingör otu, sakmunya. |
Arapça |
| Mahmure |
-(bkz. Mahmur). |
Arapça |
| Mahpare |
Ay parçası, çok güzel kadın. |
Farsça |
| Mahperi |
Ay gibi peri kadar güzel. |
Farsça |
| Mahperver |
Mehtap. |
Farsça |
| Mahpeyker |
1. Yüzü ay gibi parlak, güzel, nurlu. 2. Kösem Sultan'ın adı. |
Farsça |
| Mahra |
1. Elverişli, uygun şey. 2. Değerli kimse. |
Arapça |
| Mahru |
Ay yüzlü, yüzü ay gibi olan güzel. |
Farsça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Mahsune |
Kuşatılmış, sarılmış, çevrilmiş. |
Arapça |
| Mahter |
Yeni ay, ayça, hilal. |
Farsça |
| Maide |
1. Üzerinde yemek bulunan sofra. Yemek, şölen. 2. Kur'an-ı Kerim'in 5. suresinin adı. |
Arapça |
| Maile |
(bkz. Mail). |
Arapça |
| Makbule |
(bkz. Makbul). |
Arapça |
| Maksude |
(bkz. Maksud). |
Arapça |
| Maksume |
(bkz. Maksum). |
Arapça |
| Maksure |
(bkz. Maksur). |
Arapça |
| Makule |
(bkz. Makul). |
Arapça |
| Malike |
(bkz. Malik). 1. Mal sahibi olan kadın. 2. Peri, su perisi. |
Arapça |
| Manolya |
Manolyagillerden. Beyaz renkli ve güzel kokulu çiçekleri olan, süs bitkisi olarak yet |
Fransızca |
| Mansure |
(bkz. Mansur). |
Arapça |
| Manzure |
(bkz. Manzur). |
Arapça |
| Maral |
Dişi geyik, ceylan, karaca. |
Türkçe |
| Marifet |
1. Herkesin yapamadığı ustalık, herşeyde görülmeyen hususiyet, ustalıkla yapılmış ola |
Arapça |
| Mariye |
Şen'un adında birinin kızı olup hicretin 7. yılında kızkardeşi Şirin ile birlikte, Mu |
Arapça |
| Marufe |
(bkz. Maruf). |
Arapça |
| Maşuka |
(bkz. Maşuk). |
Arapça |
| Masume |
(bkz. Masum). İmamiye mezhebinde günahsız sayılan ehl-i beyt mensubu. |
Arapça |
| Masune |
(bkz. Masun). |
Arapça |
| Matlube |
(bkz. Matvlub). |
Arapça |
| Matuke |
(bkz. Matuk). |
Arapça |
| Maviye |
Suya ait. |
Arapça |
| Maye |
1. Maya, asıl ve gerekli madde. 2. Para, mal. İktidar güç. 3. Bilgi. |
Farsça |
| Mazi |
geçmiş zaman |
Türkçe |
| Mebhure |
(bkz. Mebhur). |
Arapça |
| Mebruke |
(bkz. Mebruk). |
Arapça |
| Mebrure |
(bkz. Mebrur). |
Arapça |
| Mebsude |
(bkz. Mebsut). |
Arapça |
| Mebşure |
Yüzü beyaz, gösterişli güzel kadın. |
Arapça |
| Mecdide |
Rızkı bol, nasibi açık, bahtiyar. |
Arapça |
| Mecide |
Büyük ulu. Şan ve şeref sahibi. |
Arapça |
| Medide |
(bkz. Medid). |
Arapça |
| Mediha |
(bkz. Medih). |
Arapça |
| Medine |
Arabistan'da bir şehir. Hz. Peygamberin kabrinin bulunduğu şehir. Hacıların Mekke'den |
Arapça |
| Mefharet |
İftihar duyma, övünme. |
Arapça |
| Mefkure |
Ülkü, ideal. |
Arapça |
| Mefruza |
(bkz. Mefruz). |
Arapça |
| Meftuha |
(bkz. Meftah). |
Arapça |
| Meftune |
(bkz. Meftun). |
Arapça |
| Mehdiye |
(bkz. Mehdi). |
Arapça |
| Mehir |
Ay. |
Farsça |
| Mehlika |
Ay yüzlü güzel. |
Farsça |
| Mehpare |
Ay parçası, çok güzel. |
Farsça |
| Mehre |
Hind okyanusu sahili ile Hadramut arasında bir ülke. |
Türkçe |
| Mehru |
Ay yüzlü güzel. |
Farsça |
| Mehtap |
1. Ay aydınlığı, ay ışığı. Dolunay. 2. Alay, eğlence, zevklenme. Türk dil kuralı açıs |
Farsça |
| Mehveş |
Ay gibi, ay yüzlü, güzel. |
Farsça |
| Mekine |
(bkz. Mekin). 1. İktidar ve onur sahibi. 2. Yer tutup oturan, yerleşmiş. |
Arapça |
| Meknune |
(bkz. Meknun). |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Mevlude |
(bkz. Mevlud). |
Arapça |
| Mevlüde / Mevlide |
1.Doğma, dünyaya gelme. 2.Doğulan zaman |
Arapça |
| Mevsim |
1. Yılın dört bölümünden biri. 2. Dağlamak suretiyle damga vurmak. |
Arapça |
| Mevsunne |
1. Bahar yağmuru yağmış toprak. 2. Baştan aşağı süslü zırh. |
Arapça |
| Mevzune |
(bkz. Mevzun). |
Arapça |
| Meymune |
(bkz. Meymun). Hz. Peygamberin en son hanımı. |
Arapça |
| Meyra |
Parıldayan Işık |
Bilinmiyor |
| Meysure |
(bkz. Meysur). |
Arapça |
| Meziyet |
Bir kişiyi başkalarından ayıran ve yücelten vasıf, üstünlük, değerlilik yüksek karakt |
Arapça |
| Mihine |
(bkz. Mihin). |
Farsça |
| Mihrace |
Hindistan'da kral ve prenseslere verilen unvan. |
Sanskritçe |
| Mihri |
1. Güneş. 2. Sevgi. 3. Eylül ayı. Mihr ü mah, güneş ile ay. |
Farsça |
| Mihriban |
Şefkatli, merhametli, muhabbetli, güleryüzlü, yumuşak huylu. |
Farsça |
| Mihrimah |
Güneş ile ay. |
Arapça |
| Mihrinaz |
Naz güneşi. Çok nazlı. |
Farsça |
| Mihrinisa |
Kadınlığın güneşi, erdemli, nitelikli kadın. |
Farsça |
| Mihrinur |
Işık saçan, aydınlatan güneş. |
Farsça |
| Mihrişah |
Şahların güneşi. |
Farsça |
| Mihriye |
Güneşe ait, güneşle ilgili. |
Farsça |
| Milay |
Anlamı hakkında bir bilgi mevcut değil. |
Bilinmiyor |
| Milda |
Deniz dibindeki kırmızı renkli değerli taş. |
Bilinmiyor |
| Milena |
Sevilen kız, sevgili |
Almanca |
| Mimoza |
Baklagillerden ince ve san yapraklı çiçek açan bir cins süs bitkisi, küstümotu. |
Latince |
| Mina |
1. Camın ana maddesi. 2. Liman, iskele. 3. Gökyüzü. |
Arapça |
| Mine |
1. Maden ve çini üzerine vurulan camı andırır cila. 2. Dişlerin üzerindeki ince ve pa |
Farsça |
| Minel |
Cennetteki inci tanesi |
Türkçe |
| Mira |
Eski likya kentlerinden birinin adı. Bir kuyruklu yıldız adı. Ayrıca ispanyolcada da |
Latince |
| Miray |
Ayın ilk günleri. |
Farsça |
| Mircan |
Canın içi. |
Farsça |
| Mirel |
Rütbenin bi kolu, Miral miralay gibi Demir gibi güçlü eli olan... |
Arapça |
| Mirhan |
(bkz. Mircan). |
Farsça |
| Mirnur |
(bkz. Mircan). |
Farsça |
| Mislina |
Eshab'ül-Kehf'in(Yedi uyurlar) isimlerinden biri.(Kur’an’ı Kerim de yedi uyurların is |
Arapça |
| Mısra |
Şiirin bir satırı |
Türkçe |
| Miyase |
(Miyan-ser) Yarısı değerli taşlarla süslü bir tür taç. |
Bilinmiyor |
| Mizgin |
Müjde. |
Kürtçe |
| Mualla |
1. Yüce, yüksek, (bkz. Bülent). Makamı, rütbesi yüksek. 2. Bir yazı stili. |
Arapça |
| Muarra |
Çıplak, soyulmuş. An, temizlenmiş. |
Arapça |
| Muazzez |
(bkz. Muaz). Ta'ziz edilmiş, izzetlendirilmiş. İzzet ve şeref sahibi. İkram ve izaz o |
Arapça |
| Mubahat |
Günahı, sevabı olmayan, işlemesi ne haram, ne de helal olan (mubah). |
Arapça |
| Mübareke |
(bkz. Mübarek). |
Arapça |
| Mübeccel |
Yücelmiş, saygı gösterilmiş yüce, ulu. |
Arapça |
| Mübine |
(bkz, Mübin). |
Arapça |
| Mübrem |
Kaçınılmaz olan. Vazgeçilmez olan. Acele yapılması lüzumlu bulunan. Elzem. |
Arapça |
| Mücd |
Kıvırcık, kıvrılmış, lülelenmiş saç. |
Arapça |
| Müceddet |
Yeni, henüz kullanılmamış. |
Arapça |
| Mücella |
Parlatılmış, parlak, cilalı. |
Arapça |
| Mücevher |
1. Değerli süs eşyası. 2. Arap alfabesinde noktalı olan harf. |
Arapça |
| Mucibe |
(bkz. Mucib). |
Arapça |
| Mucide |
(bkz. Mucid). |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Mucize |
Hayran bırakan, olağanüstü olay. İnsan aklının alamayacağı. |
Arapça |
| Müdebber |
Tedbir alınmış, düşünce ile hareket edilmiş. |
Arapça |
| Müdrike |
(bkz. Müdrik). |
Arapça |
| Müesser |
Kendisine bir şey tesir etmiş olan. |
Arapça |
| Müfahire |
Fahreden, övünen. |
Arapça |
| Müfide |
(bkz. Müfid). |
Arapça |
| Müge |
İnci çiçeği. |
Fransızca |
| Muhabbet |
1. Sevme, sevgi. 2. Dostluk. Dostça konuşma. |
Arapça |
| Müheyya |
Hazır. |
Arapça |
| Muhibe |
(bkz. Muhib). |
Arapça |
| Muhlise |
(bkz. Muhlis). |
Arapça |
| Mühre |
1. Bir çeşit yuvarlak şey. 2. Cam boncuk. Mühre-i Zar: Güneş. |
Farsça |
| Muhsine |
(bkz. Muhsin). |
Arapça |
| Muhterem |
İhtiram olunmuş. Saygıdeğer, sayılan. |
Arapça |
| Muine |
(bkz. Muin). |
Arapça |
| Müjde |
1. Muştu, sevinç haberi, büşra. 2. Hayırlı, sevinçli bir haber getirene verilen bahşi |
Farsça |
| Müjgan |
Kirpikler, kirpik. |
Farsça |
| Mükafat |
Ödül. Değerlendirici, sevindirici davranış. |
Arapça |
| Mukbile |
(bkz. Mukbil). |
Arapça |
| Mukime |
(bkz. Mukim). |
Arapça |
| Mukmire |
(bkz. Mukmir). |
Arapça |
| Mükrime |
(bkz. Mükrim). |
Arapça |
| Müleyke |
Küçük kraliçe anlamındadır. |
Arapça |
| Mülhime |
(bkz. Mülhim). |
Arapça |
| Münevver |
Tenvir edilmiş, nurlandırılmış, aydınlatılmış, ışıklı. Aydın. |
Arapça |
| Müneyke |
Anlamı konusunda bize yardımcı olmak istiyorsanız yorumlarınızı bekliyoruz. |
Arapça |
| Münibe |
(bkz. Münib). |
Arapça |
| Münife |
(bkz. Münif). |
Arapça |
| Münire |
(bkz. Münir). |
Arapça |
| Munise |
(bkz. Munis). |
Arapça |
| Muradiye |
(bkz. Murad). |
Arapça |
| Mürevva |
Aklı, fikri, düşünüşü görünüşü sağlam. |
Arapça |
| Müride |
(bkz. Mürid). |
Arapça |
| Mürşide |
(bkz. Mürşid). |
Arapça |
| Mürüvvet |
İnsaniyet, mertlik, yiğitlik. Cömertlik, iyilikseverlik. |
Arapça |
| Mürvet |
Yiğitlik,Kişilik,mertlik |
Arapça |
| Müsevver |
Çevresine sur, duvar çevrilmiş korunmuş. |
Arapça |
| Müşfika |
(bkz. Müşfik). |
Arapça |
| Müslime |
(bkz. Müslim). |
Arapça |
| Müstenire |
(bkz. Müstenir). |
Arapça |
| Mutalla |
Yaldızlanmış, yaldızlı. |
Arapça |
| Muteber |
1. İtibarlı, hatırı sayılır, saygın. 2. İnanılır, güvenilir. 3. Yürürlükte olan geçer |
Arapça |
| Mutena |
1. Özenle dikkatle seçilmiş. 2. Önemli, seçkin. 3. Az bulunur. |
Arapça |
| Mutia |
(bkz. Muti). |
Arapça |
| Müveddet |
Sevgi, muhabbet, dostluk. |
Arapça |
| Müyesser |
Kolayı bulunup yapılan, kolay gelen, kolaylıkla olan. |
Arapça |
| Müzehher |
Çiçekli, çiçeklenmiş, çiçek açmış. (bkz. Zühre). |
Arapça |
| Müzeyyen |
Zinetlendirilmiş, süslenmiş, süslü. |
Arapça |
| Nabia |
Yerden çıkıp fışkıran, kaynayan, akan. |
Arapça |
| Nabiye |
1. Ulu, şerefli kimse. 2. Sonradan şair olan kimse. 3. Haberci, haber veren. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Naciye |
(bkz. Naci). |
Arapça |
| Nadan |
Kaba, dobra. |
Farsça |
| Nadide |
Görülmemiş görülmedik. Pek seyrek bulunan, çok değerli. |
Farsça |
| Nadime |
(bkz. Nadim). |
Arapça |
| Nadire |
(bkz. Nadir). |
Arapça |
| Nadiye |
1. Bağırıp, çağıran, seslenen. 2. Toplantı, meclis. |
Arapça |
| Nafia |
Bayındırlık işleri. |
Arapça |
| Nafile |
Mal, ganimet, ihsan bağış. |
Arapça |
| Nafiye |
Yok eden, ortadan kaldıran, süren. |
Türkçe |
| Nafize |
(bkz. Nafiz). |
Arapça |
| Nagehan |
Ansızın, birdenbire. |
Farsça |
| Nağme |
Ahenk güzel ses. (bkz. Ezgi). |
Arapça |
| Nahide |
(bkz, Nahid). |
Farsça |
| Nahire |
Ayın ilk günü ya da son gecesi. |
Arapça |
| Naibe |
Vekil, birinin yerine geçen. |
Arapça |
| Naile |
(bkz. Nail). |
Arapça |
| Naime |
Güzel zarif kadın. Nazlı büyütülmüş kadın. |
Arapça |
| Naire |
Ateş, alev, sıcaklık. |
Arapça |
| Nakibe |
1. İnsan ruhu. 2. Akıl. |
Arapça |
| Nakiye |
(bkz. Naki). |
Arapça |
| Nakşidil |
Gönül resmi, gönül süsü. |
Arapça |
| Nalan |
İnleyen, inleyici, ağlayan, feryad eden. Manası dolayısıyla isim olarak kullanılmamal |
Farsça |
| Nale |
İnleme, inilti. |
Farsça |
| Nalezen |
İnleyen, inildeyen. |
Farsça |
| Name |
Sevgiliye ve aşka ait yazılmış mektup. Mektup. Kitap, dergi. |
Farsça |
| Namıka |
(bkz. Namık). |
Arapça |
| Namiye |
Olma, yerden bitme kuvvetli, gelişme yetişme. |
Arapça |
| Nardan |
1. Nar taneleri. 2. Gözyaşı damlaları. |
Farsça |
| Nardane |
Nar tanesi. |
Farsça |
| Nardin |
Bir çeşit sümbül. |
Farsça |
| Nargül |
Ateş renginde, kırmızı gül. |
Farsça |
| Narin |
İnce, zarif yapılı, nazik. Zayıf çelimsiz. |
Farsça |
| Nariye |
Ateşle ilgili, cin peri. İsim olarak kullanılmaz. |
Arapça |
| Nas |
Yardımcı, yardım eden (Allah’ın kulu). Ayrıca kur’an-ı kerim’de bir |
Arapça |
| Nasibe |
Dikili taş. Yollara nişan için dikilen taş. |
Arapça |
| Naşide |
(bkz. Naşid). |
Arapça |
| Nasıha |
(bkz. Nasıh). |
Arapça |
| Natıka |
(bkz. Natık). |
Arapça |
| Naz |
1. Kendini beğendirmek için takınılan yapmacık cilve, işve. 2. Bir şeyi beğenmiyormuş |
Farsça |
| Nazan |
Nazlı. |
Farsça |
| Nazbüke |
Naz : nazlı naz yapma Büke : hanım kadın Nazbüke : nazlı hanım |
Bilinmiyor |
| Nazdar |
Nazlı. Naz yapan. Şımarık. * Meşhur bir cins lâle. |
Farsça |
| Nazende |
Naz edici, nazlı, hoş edalı. |
Farsça |
| Nazenin |
1. Cilveli, oynak. Çok nazlı yetiştirilmiş, şımarık. 2. Narin ince yapılı. |
Farsça |
| Nazıdil |
Gönül nazı, gönül cilvesi. |
Farsça |
| Nazife |
(bkz. Nazif). |
Arapça |
| Nazik |
1. İnce, narin. 2. Terbiyeli, saygılı. 3. Güzel zarif. |
Farsça |
| Nazile |
(bkz. Nazil). |
Arapça |
| Nazıme |
(bkz. Nazım). |
Arapça |
| Nazire |
1. Örnek karşılık. 2. Manzum eserde ayrı vezin ve kafiyede benzer olma hali. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Nazlan |
Kendini beğendir, nazlı ol. |
Türkçe |
| Nazlı |
Naz yapan, kendini ağıra satan. Değer verilen sevgili. |
Türkçe |
| Nazlıgül |
(bkz. Nazlı). |
Türkçe |
| Nazlıhan |
(bkz. Nazlı.) |
Türkçe |
| Nazlım |
Naz yapan, cilveli olan. |
Türkçe |
| Nazmiye |
(bkz. Naz-mi). |
Arapça |
| Nazra |
Bir tek bakış. |
Arapça |
| Nazsu |
Naz ve su kelimelerinin birleşiminden oluşmuş bir isimdir. Naz ; cilve, iş ve şımarık |
Türkçe |
| Nebahat |
1. Şan, şeref, onur. 2. Şan, şeref sahibi. |
Arapça |
| Nebalet |
1. Zekilik. 2. Büyüklük, ululuk. 3. Cömertlik. |
Arapça |
| Nebihe |
(bkz. Nebih). |
Arapça |
| Nebile |
(bkz, Nebil). |
Arapça |
| Nebiye |
(bkz. Nabiye). |
Arapça |
| Necibe |
(bkz. Necip). |
Arapça |
| Necile |
(bkz. Necil). |
Arapça |
| Necla |
Çocuk, evlat. Kuşak, soy, nesil. |
Arapça |
| Necmiye |
(bkz. Necmi). |
Arapça |
| Necve |
Tümsek ve yüksek yer. |
Arapça |
| Nedime |
(bkz. Nedim). -Zengin veya itibarlı bir kadının arkadaşı. Saray hayatında Sultan hanı |
Arapça |
| Nefaset |
Nefislik, nefis olma hali. Kıymetlilik. |
Arapça |
| Nefis |
Çok hoş, hoşa giden, beğenilen. |
Arapça |
| Nefise |
Pek hoş, çok hoşa giden, en güzel, çok beğenilen. |
Arapça |
| Nehar |
-Gündüz. |
Arapça |
| Nehir |
Akarsu, ırmak. Çok bol su. |
Arapça |
| Nehire |
(bkz. Nehir). |
Arapça |
| Nema |
1. Artma, çoğalma. 2. Büyüme, uzanma. 3. Faiz. |
Arapça |
| Nemika |
Mektup demek |
Osmanlıca |
| Nemir |
Tatlı su. |
Arapça |
| Nergis |
Nergisgillerden çiçekleri ayrı veya bir köksap üzerinde şemsiye vaziyetinde bulunan v |
Farça |
| Neriman |
(bkz. Nerim). Rüstem'in dedesi olan Şam'ın babası. |
Farsça |
| Neris |
Gözümün bebeği, gözümün içi manasına gelmektedir. |
Çerkezce |
| Nermin |
Yumuşak. |
Farsça |
| Neşe |
Neşe keyif, sevinç. Az sarhoşluk, çakırkeyif. |
Arapça |
| Neşecan |
Canın neşesi, mutluluğu. |
Arapça-Türkçe |
| Neşegül |
(bkz. Neşe). |
Arapça-Farsça |
| Neşenur |
Işık saçan neşe, sevinç. (bkz. Neşe). |
Arapça |
| Neşever |
Çok neşeli. |
Arapça-Türkçe |
| Nesibe |
(bkz. Nesib). |
Arapça |
| Neşide |
Manzum şiir. Atasözü derecesinde kullanılan meşhur beyit veya mısra. |
Arapça |
| Nesime |
(bkz. Nesim). |
Arapça |
| Nesiye |
Kelime anlamı unutmak, Unutulmuş. |
Arapça |
| Nesli |
Nesle ait, soya ait. |
Arapça |
| Nesligül |
Gül soyu, gül gibi güzel soydan gelen. |
Arapça-Farsça |
| Neslihan |
Han nesline ait, hanın soyundan. |
Arapça-Farsça |
| Neslinur |
Zarif, hoş, güzel, ince. |
Türkçe |
| Neslişah |
Şah soyundan gelen. |
Arapça-Farsça |
| Nesrin |
Yaban gülü Ağustos gülü. Mısır gülü. Van gülü. |
Farsça |
| Nesteren |
Yaban gülü, Ağustos’ta açan beyaz gül demektir. |
Farsça |
| Neşterin |
Ağustos gülü, yaban gülü. |
Farsça |
| Neşve |
Sevinç. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Netice |
Sonuç |
Türkçe |
| Neva |
1. Ses, şada, makam, ahenk, name. 2. Refah, zenginlik. Güç, kudret. 3. Doğu müziğinde |
Farsça |
| Nevbahar |
İlkbahar. Yeni bahar. |
Farsça |
| Nevbaht |
Yeni şansı açılmış, şansı açık. |
Farsça-Arapça |
| Nevbar |
1. Genç kız. 2. Turfanda çıkan meyve ve çiçek. |
Farsça |
| Nevbare |
Turfanda yemiş. Taze yeşillik. |
Farsça |
| Neveda |
Yeni tavır, yeni eda. "Nev" ve "eda" kelimelerinden birleşik isim. |
Farsça |
| Nevgül |
Yeni açılmış gül. |
Farsça |
| Nevhayat |
Yeni hayat, yeni yaşam. |
Farsça-Arapça |
| Nevide |
İyi, sevinçli haber. |
Arapça |
| Nevin |
Yepyeni, yeni şey, yeni olan. |
Farsça |
| Nevinur |
Renk ışık. |
Farsça |
| Nevir |
1. Parlaklık. 2.Ağaç çiçeği. |
Arapça |
| Nevnihal |
Taze fidan, ağacın taze sürgünü. |
Farsça |
| Nevra |
1. Işıklı olma, parlaklık. 2. Çiçek, özellikle beyaz çiçek. |
Arapça |
| Nevreste |
(bkz. Nevres). |
Farsça |
| Nevriye |
Işıkla, parlaklıkla, aydınlıkla ilgili. |
Arapça |
| Nevruz |
1. Yeni gün. 2. İlkbahar başlangıcı. 3. Türk müziğinin makamlarından. |
Farsça |
| Nevsale |
Genç, taze, küçük. |
Farsça |
| Neyla |
"Murada erme" anlamına gelen "Neyl" kelimesinden türemiştir. Gerçekleşmiş dilek anlam |
Arapça |
| Neylan |
"Murada erme" anlamına gelen "Neyl" kelimesinden türemiştir ve "gerçekleşmiş dilek" a |
Arapça |
| Neyran |
1. Ateşler. 2. Cehennem. anlamlarını taşır. Ayrıca Bknz. Niran |
Arapça |
| Neyyire |
(bkz. Neyyir). |
Arapça |
| Nezafet |
Temizlik, paklık. |
Arapça |
| Nezahat |
Temizlik, paklık. İncelik, rikkat. |
Arapça |
| Nezaket |
1. Naziklik. 2. Zariflik, incelik. 3. Terbiye. 4. Ehemmiyet. |
Farsça |
| Nezihe |
(bkz. Nezih). |
Arapça |
| Nezire |
(bkz. Nezir). |
Arapça |
| Nida |
1. Çağırma, bağırma, seslenme. 2. Ses verme. |
Arapça |
| Nigah |
1. Bakış, bakma. 2. Göz. |
Farsça |
| Nigar |
1. Resim. 2. Resmedilmiş, resmi yapılmış. Put. 3. Sevgili. 4. Türk musikisinde bir ma |
Farsça |
| Nihal |
1. Sevgili. 2. Taze, düzgün fidan, sürgün. |
Farsça |
| Nihale |
1. Yeni yetişmiş, düzgün, fidan. 2. Avcı, korkuluğu. 3. Döşeme, döşenecek şey. |
Arapça |
| Nihan |
Gizli, saklı. Bulunmayan, görünmeyen. |
Farsça |
| Nihavend |
1. İran'ın batı yöresinde ünlü bir kent. 2. Musikide bir makam. |
Farsça |
| Nihle |
Allah’ın Emaneti Anlamı konusunda bilgi sahibi arkadaşların bize ulaşmaların |
Arapça |
| Nikbin |
İyimser. |
Farsça |
| Nil |
1. Çivit otu. 2. Mısır'dan geçen Akdeniz'e dökülen meşhur nehir. |
Arapça |
| Nilay |
İki nil. Seyhan ve Ceyhan nehirleri. Fırat ve Dicle nehirleri. |
Arapça |
| Nileyn |
İki nehir arası Anlamı konusunda daha fazla bilgi sahibi olan ziyaretçilerimiz biz |
Arapça |
| Nilgün |
Çividî, çivit renginde, lacivert. |
Farsça |
| Nilhan |
Nil havzası hanlarından. |
Arapça |
| Nilsu |
(bkz. Nil). |
Türkçe |
| Nilüfer |
Çiçek adı. |
Farsça |
| Nimet |
1. İyilik, lütuf, ihsan, bahşiş. 2. Azık, yiyeceğe, içeceğe dair şeyler. 3. Saadet, m |
Arapça |
| Nimre |
Dişi kaplan. |
Arapça |
| Nira |
Ancak rüyada karşılaşılabilen nadide güzel |
Bilinmiyor |
| Niran |
1. Ateşler. 2. Cehennem. |
Farsça |
| Nisa |
1. Kadınlar. 2. Kur’an-ı Kerim’in 4. suresi, özellikle kadın haklarından, |
Arapça |
| Nisan |
1. Bolluk, bereket, cömertlik. 2. İlkbaharın 4. ayı.. 3. Sur. |
Süryanice |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Nisanur |
Aydınlık kadın. |
Arapça |
| Nisra |
Kartal |
Arapça |
| Nüha |
Akıl, us Anlamının eksik yada yanlış olduğunu düşünüyorsanız bize ulaşabilirsiniz. |
Arapça |
| Nuhbe |
Herşeyin seçilmişi, seçkin, seçilmiş, aydınlanmış. |
Arapça |
| Nükhet |
1. Nükteler, herkesin anlayamayacağı ince, zarif, manalı sözler. 2. Koku. |
Arapça |
| Nükte |
Şakalı espirili söz |
Türkçe |
| Nupelda |
Yeni açmış tomurcuk. |
Kürtçe |
| Nur |
1. Aydınlık, parıltı, parlaklık, niran. 2. Mekke’deki Hıra dağı. Işığın bir şey |
Arapça |
| Nural |
Nur, ışık al, ışıklı ol. |
Arapça-Türkçe |
| Nuralem |
Evrenin nuru, alemi aydınlatan. |
Arapça |
| Nuran |
Işıklı. Nurlu, nura ait. |
Farsça |
| Nuray |
Işık saçan ay. Ayın en çok ışık saçtığı dönem. |
Arapça-Türkçe |
| Nurayşa |
Güzel sevimli parlak yüzlü. Bu isim hakkında daha fazla bilgi sahibi olduğunu düşü |
Türkçe |
| Nurbanu |
Nur yüzlü hanım, gelin, prenses. Nur ve ba-nu'dan birleşik isim. |
Arapça-Farsça |
| Nurçağ |
Nur ve çağ kelimelerinin birleşiminden oluşmuş bir isimdir. |
Arapça-Türkçe |
| Nurcan |
Canlı, neşeli, hayat dolu. |
Arapça-Türkçe |
| Nurçe |
çe: Küçültme edatı olap bu mânâ ile Farsça isimlere eklenir. Nur: Aydınlık, parılt |
Arapça-Farsça |
| Nurcihan |
Cihan'ın nuru, ışığı. Dünyaya ışık saçan. Türk-Hind imparatoru Cihangir'in zevcesi. |
Arapça-Farsça |
| Nurçin |
Nur toplayan, ışık derleyen, |
Arapça-Farsça |
| Nurdan |
Nur'a ait, nurdan yapılmış. |
Arapça-Türkçe |
| Nurdanay |
(bkz. Nurdan). |
Arapça-Türkçe |
| Nurdil |
Nurlu, ışıklı gönül. |
Arapça-Farsça |
| Nurdoğan |
Nurlu insan. |
Arapça-Türkçe |
| Nurefşan |
Aydınlık veren, ortalığı ışık içinde bırakan. -Nur ve efşan kelimelerinden birleşik i |
Arapça-Farsça |
| Nurel |
Nurlu el. |
Arapça-Türkçe |
| Nurfer |
Işık ve aydınlık. |
Arapça-Farsça |
| Nurfidan |
Taze ve pırıl pırıl genç, zarif hanım. |
Arapça-Farsça |
| Nurgök |
Nurlu, aydınlık gökyüzü. |
Arapça-Türkçe |
| Nurgül |
Gülün en parlak olanı. |
Farsça |
| Nurgün |
1. Nurlu gün, ışıklı gün. 2. Günün ve bütün hayatın nurlu parlak olması. |
Arapça-Türkçe |
| Nurhan |
Nur'un yöneticisi, hakimi. |
Arapça-Türkçe |
| Nurhayat |
Nur Aydınlık, parıltı, parlaklık. Hayat hayat. |
Arapça |
| Nurhilal |
(bkz. Nuray). |
Arapça |
| Nurinisa |
Nurlu kadın. |
Arapça |
| Nurışık |
Bol ışık, aydınlık. |
Arapça-Türkçe |
| Nuriye |
Işıklı, ışıktan gelme |
Arapça |
| Nuriyye |
Rufai tarikatı şubelerinden biri. |
Arapça |
| Nurmah |
Işıklı ay, ay gibi güzel ve nurlu. |
Farsça |
| Nurmelek |
(bkz. Melek). |
Arapça |
| Nurnigar |
Işıklı, aydınlık, sevgili. |
Arapça-Farsça |
| Nurperi |
Işıklı, peri kadar güzel. |
Arapça-Farsça |
| Nursabah |
Aydınlık sabah. |
Arapça |
| Nursaç |
Işık saç, aydınlat. |
Arapça-Türkçe |
| Nurseda |
Nur ve seda isimlerinin birleşiminden oluşmuş bir isimdir. Nur : Aydınlık. Seda : Ses |
Arapça |
| Nursel |
Nur, ışık seli akışı. |
Arapça-Türkçe |
| Nurseli |
(bkz. Nursel). |
Arapça-Türkçe |
| Nursema |
Işıklı, aydınlık gökyüzü. |
Arapça |
| Nursemin |
Nurlu çok degerli eşi benzeri bulunmayan. |
Arapça |
| Nursen |
Nurlu, ışıklı, kişi, insan. |
Arapça-Türkçe |
| Nursena |
Nur ve Sena isimlerinin birleşiminden oluşmuş bir isimdir. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Nursenem |
Nur ve senem isimlerinin birleşimidir. |
Arapça-Farsça |
| Nursenin |
(bkz. Nursen). |
Arapça-Türkçe |
| Nurser |
Nurlu, aydınlık, münevver kafalı insan. |
Arapça-Farsça |
| Nurseren |
(bkz. Nurser). |
Arapça |
| Nursev |
Işığı sev. |
Arapça-Türkçe |
| Nursevil |
(bkz. Nursev). |
Arapça-Türkçe |
| Nurseza |
Nura layık , ışığa ve aydınlığa layık. Nur ve seza kelimelerinin birleşiminden oluşmu |
Arapça |
| Nursim |
Aydınlık ve gümüş gibi parlak. |
Farsça |
| Nursima |
Işıklı, aydınlık yüz. |
Farsça |
| Nursine |
Işıklı, aydınlık yürek. |
Farsça |
| Nursu |
Nurlu su. |
Arapça-Türkçe |
| Nursun |
(bkz. Nurser). |
Arapça-Türkçe |
| Nurtane |
Nurlu, biricik insan. |
Arapça-Türkçe |
| Nurtek |
(bkz. Nurtane). |
Arapça-Türkçe |
| Nurten |
Beyaz, parlak, ten. |
Arapça-Türkçe |
| Nurulhüda |
Allah’ın nuru |
Arapça |
| Nurver |
(bkz. Nursun). |
Arapça-Türkçe |
| Nurveren |
(bkz. Nursun). |
Arapça-Türkçe |
| Nurzen |
Nurlu, ışıklı kadın. |
Arapça-Farsça |
| Nurzer |
Altın gibi parlak ışık, altın ışık. |
Arapça |
| Nüvide |
(bkz. Nüvid). |
Farsça |
|
|
|