|
Bu Haber 02.01.2010 03:45:49
Eklenmiştir. 1539 Kez Okunmuştur. |
|
I - İ - J - K Harfleri İle Başlayan Erkek Bebek İsimleri ve Anlamları
|
BU HABERİ
BEĞEN VE
PAYLAŞ
|
|
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| İbadullah |
1. Allah'ın kullan, insanlar, (bkz. Abdullah). 2. Çok, pek çok. |
Arapça |
| İbiş |
l. Ortaoyunu ve kukla tiplerinde gülünç şahıs. 2. Avanak, sersem. Daha çok takma isim |
Türkçe |
| İbn |
Erkek çocuk demektir. Araplarda birçok şahıs babalarının isimleriyle anılmıştır. İbn |
Arapça |
| İbrahim |
1. İnananların babası. 2. Hakların babası. 3. Kur'an'da ismi geçen İbrahim peygamber. |
Arapça |
| İbsan |
İnsanın yüzü veya huyu güzel olma. |
Arapça |
| İcab |
1. Lazım gelme, gerçek. 2. Bir sözleşme için ilk söylenen söz. 3. Olumlama, olumlu ha |
Arapça |
| İcabi |
(bkz. İcab). |
Arapça |
| İci |
1. Hükümdar veziri vekili. 2. Atmaca. |
Farsça |
| İçöz |
İçli, özlü değerli. |
Türkçe |
| Idık |
Kutsal, mübarek. |
Türkçe |
| Idıkut |
1. Eski Türklerde bir şan. 2. Devlet yönetme gücü. |
Türkçe |
| İdris |
1. Meyvesi hoş kokulu, kerestesi güzel bir kiraz türü. 2. İlim ve fende ileri seviyed |
Arapça |
| İfhar |
Onurlandırma, üstün etme. |
Arapça |
| İğdemir |
Marangozlukta ağaç delmek için kullanılan çelik araç. |
Türkçe |
| İhlas |
1. Halis, temiz doğru sevgi. 2. Gönülden gelen dostluk, samimiyet, doğruluk, bağlılık |
Arapça |
| İhsan |
1. İyilik etme. 2. Bağış bağışlama. 3. Verilen bağışlanan şey. 4. Lütuf, iyilik. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| İhtimam |
Dikkatle çalışma, önemle inceleme. |
Arapça |
| İhtiram |
Saygı, hürmet. |
Arapça |
| İkramullah |
Allah'ın ikramı, nimeti, bağışı. |
Arapça |
| İktidaullah |
Allah'a tabi olma, uyma. |
Arapça |
| İlbaşı |
Selçuklular'da köy yöneticisi. |
Türkçe |
| İlbey |
Bir müddet "vali" karşılığında resmen kullanılan uydurma kelime. |
Türkçe |
| İlbeyi |
Eski Türkler'de ve Osmanlılarda bazı oymak beyleri ve ileri gelenler için kullanılan |
Türkçe |
| İlbilge |
Bir ülkenin tanınmış saygın, bilgin kişisi. |
Türkçe |
| İlcan |
Ülkenin canı, sevdiği kişisi. |
Türkçe |
| İldemir |
Ülkenin en sağlam, güçlü, kuvvetli kişisi, |
Türkçe |
| Ildır |
1. Parıltı, parlayış. 2. Alacakaranlık. |
Türkçe |
| İlenç |
İlenmek amacıyla söylenen söz, ilenme. |
Türkçe |
| Ilgar |
1. Çok çabuk, hızlı. 2. Hücum, akın. 3. Verilen söz. 4. Havanın parlak, açık olması. |
Türkçe |
| İlgari |
1. Artukluların Mardin ve Silvan kolundan iki Atabeyin adı. 2. Komutan, önder. |
Türkçe |
| Ilgazer |
(bkz. Ilgar). |
Türkçe |
| Ilgı |
1. Soy sop. 2. Sürü. 3. Çoban. 4. Hısım, akraba. |
Türkçe |
| İlhami |
(bkz. İlham). |
Arapça |
| İlhan |
Moğol hükümdarlarına verilen unvan. |
Farsça |
| Ilıcan |
Ilıkça, biraz ılık. |
Türkçe |
| İlig |
Hükümdar ve hükümdar ailesi mensuplan. |
Türkçe |
| İlighan |
Karahanlı hükümdar. |
Türkçe |
| İlkan |
1. İlk kan. 2. İran'da İlhanlılar'dan sonra bir devlet kuran Türk hükümdarı. |
Türkçe |
| İlkcan |
İlk doğan erkek çocuklarına verilen ad. |
Türkçe |
| İlkehan |
Yeni ilkeler, kanunlar koyan hükümdar, yönetici. |
Türkçe |
| İlker |
İlk doğan çocuk. |
Türkçe |
| İlkercan |
İlker: İlk doğan çocuk ve Can: Hayat İsimlerinden meydana gelmiştir. |
Türkçe |
| İlkser |
İlk baş, ilk önce, birinci. |
Türkçe |
| İlkut |
Kutlu, mutlu, uğurlu ülke. |
Türkçe |
| İlkutay |
Kutsal ülke. |
Türkçe |
| İlmi |
İlimle, bilgi ile ilgili. |
Arapça |
| İlsavun |
Ülkeni düşmanlardan koru. |
Türkçe |
| İltan |
Ülkeni tanı, ülkesini tanıyan seven. |
Türkçe |
| İltay |
(bkz. İltan). |
Türkçe |
| İlteber |
Eski Türklerde vali, kumandan anlamlarında unvan. |
Türkçe |
| İltekin |
Tek ve eşsiz ülke. |
Türkçe |
| İltemir |
(bkz. İltekin). |
Türkçe |
| İltemiz |
(bkz. İltekin). |
Türkçe |
| İltemür |
(bkz. İltekin). |
Türkçe |
| İlter |
Yurdunu seven, koruyan, gözeten. |
Türkçe |
| İlteriş |
Bkz. İlter |
Türkçe |
| İlticaullah |
Allah'a sığınma, iltica etme. |
Arapça |
| İltikaullah |
Allah'a kavuşma, hidayete erme. |
Arapça |
| İlyas |
Yağmurlara hükmeden İsrail peygamberi. Kur'an-ı Kerim'de 3 yerde adı geçen peygamberi |
İbranice |
| İmad |
Direk, kolon. |
Arapça |
| İmadeddin |
1. Dinin direği. Daha çok unvan olarak kullanılır. -Türk dil kuralı açısından "d/t" o |
Arapça |
| İmam |
1. Namazda kendisine uyulan kimse. 2. Önde bulunan, önayak olan kimse. 3. Halife. Dev |
Arapça |
| İman |
Din inancı , kutsal inanç,İslam Dini’ne inanma. |
Arapça |
| İmar |
Şenlendirme, bayındırma. |
Arapça |
| İmareddin |
Dini alanda yenilik yapan, dinin yönlendirdiği kimse. Türk dil kuralı açısından "d/t" |
Arapça |
| İmdad |
1. Yardım eden. 2. Yardıma gönderilen kuvvet. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kul |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| İmdat |
Yardım dilemek, yardım istemek, yardım beklemek |
Arapça |
| İmran |
1. Evine bağlı kalan. 2. Hz. Meryem'in babası, Âl-i İmran: İmran ailesi. Musa, Harun- |
Arapça |
| İnak |
Gerçek dost, arkadaş, sırdaş. |
Arapça |
| İnalkut |
İnanılan doğru, uğurlu ve kutlu kimse. |
Türkçe |
| İnaltekin |
(bkz. İnalkut). |
Türkçe |
| İnamullah |
Allah'ın nimeti, iyiliği. |
Arapça |
| İnan |
1. Dizgin. 2. İdare etme, yürütme. 3. (Tür.) Bir kimse ya da şeyin doğruluğunu büyükl |
Arapça |
| İnanç |
1. Bir fikre olan bağlılık, kesin kabul. 2. İman. 3. Kesin kabulle bağlanılan şey. 4. |
Türkçe |
| İnanöz |
Özünde inanç olan, iman eden. |
Türkçe |
| İnayetullah |
Allah'ın lütfü. Allah'ın ihsanı. İnayetullah Kenbu: Şah Cihan dönemini anlatan, Şahci |
Arapça |
| İnkiyadullah |
Allah'a boyun eğme, teslim olma, kendini teslim etme. |
Arapça |
| İnşat |
Neşelendirme, (bkz. Neşet). |
Arapça |
| İnşaullah |
Allah'ın yapması, meydana getirmesi. |
Arapça |
| İrade |
1. İstem. 2. Emir. 3. (bkz. İstem). |
Arapça |
| İrfat |
Yardım etme, bir şey verme. |
Arapça |
| Irız |
Cesur, yiğit. |
Türkçe |
| İrşadullah |
Allah'ın irşadı. |
Arapça |
| İrsalullah |
Allah'ın göndermesi, yollaması, Allah'tan gelen. |
Arapça |
| İrtek |
1. Şafak vaktinde doğan. 2. Masal, efsane. |
Türkçe |
| İrtiza |
Razı olma, uygun bulma, beğenme, seçme. |
Arapça |
| İsa |
Dört büyük peygamberden biri. Dört büyük kitaptan İncil'in kendisine gönderildiği, Fi |
Arapça |
| İsad |
1. Yüceltme, yükseltme. 2. Kutlu kalma. |
Arapça |
| İsaf |
Bir isteği, dileği yerine getirme. |
Arapça |
| İsar |
1. İkram, bahşiş. 2. Cömertlikle verme. 3. Dökme, saçma, serpme. 4. Kendi muhtaç oldu |
Arapça |
| İşcan |
Çalışmayı seven, çalışkan. |
Türkçe |
| İsfendiyar |
İran mitolojisinde adı geçen hükümdarın adı. |
Farsça |
| İshak |
1. İbranice "Gülme" anlamına geldiği söylenir. 2. Hz. İbrahim'in 2 oğlundan biri olan |
İbranice |
| Işıkalp |
(bkz. Işık). |
Türkçe |
| Işıker |
(bkz. Işık). |
Türkçe |
| Işıkhan |
(bkz. Işık). |
Türkçe |
| Işıman |
Parlak, aydınlık yüzlü kimse. |
Türkçe |
| Işınbay |
(bkz. Işın). |
Türkçe |
| Işınsu |
(bkz. Işın). |
Türkçe |
| İskender |
M.Ö. 356-323 yıllan arasında yaşayan ve 20 yaşında hükümdar olan Makedonya kralı, Ari |
Türkçe |
| İslam |
1. Muhammed(s.a.s)'e nazil olan ve kendisi tarafından insanlığa tebliğ edilen din, Al |
Arapça |
| İslamer |
İslam askeri. |
Bilinmiyor |
| İsmah |
1. Semahatli, cömert kılma. 2. Mülayim ve itaatli. |
Arapça |
| İsmail |
Hz. İbrahim (a.s.)'in oğlu. İbrahim (a.s.) O'nu Allah'a kurban olarak adamış ve sözün |
Arapça |
| İsrafil |
Dört büyük melekten sura üfürme görevi verilen melek. |
Arapça |
| İsrail |
Ya'kub peygamberin lakabı. Sonradan onun soyundan gelenler İsrailoğullan diye anılmış |
İbranice |
| İstemi |
Gök Türk Devleti’nin kurucusu Bumin Kağan’ın kardeşinin adı. |
Türkçe |
| İstemihan |
Göktürk devletinin kurucusu Bumin kağanın kardeşi olan Türk hakanı. |
Türkçe |
| İtkan |
1. Sağlamlaştırma. 2. İnanma. |
Arapça |
| Itri |
Itrî (Buharizâde Mustafa Efendi). Türk besteci, hattat ve şair. |
Arapça |
| İzanullah |
Allah'a boyun eğme, Allah'ın terbiyesi. |
Arapça |
| İzgün |
(bkz. İzgü). |
Türkçe |
| İzhan |
İyiliğin, güzelliğin hakimi, yönetici. |
Türkçe |
| İzhar |
Gösterme, meydana çıkarma. |
Arapça |
| İzzet |
1. Değer kıymet yücelik, ululuk. 2. Kuvvet, kudret. 3. Hürmet, saygı ikram izan. |
Arapça |
| İzzettin |
1. Dünün kıymeti, kudret, ulviyeti. 2. Asıl şekli "İzzü'ddin"dir. Türk dil kuralı açı |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| İzzi |
Sabırlı, dayanıklı kimse. |
Arapça |
| Jerfî |
Derinlik. Derin deniz. |
Farsça |
| Jeyn |
(bkz. Jiyan). |
Farsça |
| Jiyan |
Coşmuş, kükremiş, kızgın. |
Farsça |
| Kaan |
1. Çin ve Moğol imparatorlarına verilen isim. 2. Hakan, hükümdar. |
Türkçe |
| Kabil |
1. Olabilir, mümkün. 2. Cins, soy, sınıf, tür, çeşit. -Hz. Âdem'in büyük oğlu olup ka |
Arapça |
| Kadı |
1. Hüküm, karar, hakimlik. 2. Seri devlette, mahkeme reisi. İlim sahibi yetkili. Kadı |
Arapça |
| Kadim |
1. Ayak basan, ulaşan, varan. 2. Ezeli, evvelsiz. 3. Çok eski zamanlara ait eski atik |
Arapça |
| Kadir |
1. Değer, kıymet, itibar. 2. Parlaklık. 3. Kudret sahibi kudretli, kuvvetli, güçlü. 4 |
Arapça |
| Kadirbillah |
1. Allah'la güçlenen. Gücünü Allah'tan alan. 2. Ebu'l-Ahmed b. İshak. Abbasi halifesi |
Arapça |
| Kadirşah |
1. Güçlü, kuvvetli hükümdar, padişah. 2. Kadir ve şah kelimelerinden türetilmiş birle |
Arapça-Farsça |
| Kadreddin |
Dinin kudreti, gücü. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Kadri |
1. Değer, itibar. 2. Onur, şeref, haysiyet, meziyet. 3. Rütbe, derece. |
Arapça |
| Kadrican |
Değerli, itibarlı, can, ruh. Kadri ve Can isimlerinden meydana gelen birleşik isim. |
Arapça-Farsça |
| Kadrihan |
– Değerli hükümdar, yönetici. |
Arapça-Türkçe |
| Kafi |
El veren, yeter, yetecek, yetişen, kifayet eden. |
Arapça |
| Kağan |
Hükümdar, hanların hanı |
Türkçe |
| Kahhar |
1. Ziyadesiyle kahreden, kahredici, yok edici batırıcı. 2. Allah'ın isimlerinden. İsi |
Arapça |
| Kahraman |
1. Yiğit, cesur, (bahadır). 2. Hüküm sahibi, iş buyuran. 3. Fars mitolojisinde Rüstem |
Farsça |
| Kahta |
Fırat nehri kollarından birinin adı, Malatya'da aynı isimle yerleşim bölgesi vardır. |
Türkçe |
| Kahya |
1. Efendi, emir. 2. Ev sahibi, aile reisi. 3. Çiftlik yöneticisi. |
Farsça |
| Kaid |
1. Rehber kumandan. 2. Atlan yedekte götüren. 3. Oturan, ikamet eden. |
Arapça |
| Kaim |
1. Duran, ayakta duran. 2. Bir şeyi yapan icra eden. 3. Allah'ın emrini ifa eden. |
Arapça |
| Kainat |
1. Var olanların hepsi. Yaratıklar. Yer gök. (bkz. Evren). |
Arapça |
| Kalagay |
Al, kırmızı renk. |
Türkçe |
| Kalender |
1. Dünyadan elini eteğini çekip başı boş dolaşan. 2. Alçak gönüllü, gurur ve kibirden |
Farsça |
| Kalgay |
1. İzci kumandanı. 2. Kırım hanlığında veliahta verilen unvan. |
Türkçe |
| Kalhan |
1. (bkz. Kalgay). 2. Kahramanoğulları'nın han soyundan, ceddi de Kalhan adını taşımak |
Türkçe |
| Kam |
1. Hekim. 2. Düşünür. 3. Büyücü, sihirbaz. |
Arapça |
| Kamacı |
Top kaması yapan ya da onaran kimse. |
Türkçe |
| Kaman |
Dağların doruğuna yakın olan yerler. |
Türkçe |
| Kamanbay |
(bkz. Kamar). |
Türkçe |
| Kambay |
Hekim, tabib, doktor. |
Türkçe |
| Kamil |
1. Bütün tam noksansız, eksiksiz. 2. Kemale ermiş olgun. 3. Yaşını başını almış terbi |
Arapça |
| Kamran |
İsteğine kavuşmuş olan. |
Farsça |
| Kamver |
İsteğine kavuşmuş, mutlu. |
Farsça |
| Kanay |
Kan ve ay kelimelerinin birleşiminden oluşmuş bir isimdir. |
Türkçe |
| Kanber |
1. Hz. Ali'nin sadık, vefakâr kölesi. 2. Bir evin gediklisi. |
Arapça |
| Kandemir |
Güçlü soydan gelen. |
Türkçe |
| Kanun |
1. Devletin teşri, yasama kuvveti tarafından herkesçe uyulmak üzere konulan her türlü |
Arapça |
| Kanuni |
1. Kanuna ait kararla ilgili. 2. Osmanlıların 10. padişahı Sultan 4. Süleyman'ın laka |
Arapça |
| Kanver |
Kanını ver, asil. |
Türkçe |
| Kapar |
Akıl, ruh. |
Türkçe |
| Kapkın |
Uygun, düzenli. |
Türkçe |
| Kaplan |
Vahşi kedigillerden, benekli, yırtıcı hayvan. |
Türkçe |
| Kaplan Giray |
-(1680-1738) yıllan arasında Kırım hanı oldu. 3 defa han olmuştur. |
Türkçe |
| Kaptan |
1. Bir geminin sevk ve idare sorumlusu. 2. Şehirlerarası otobüs şoförü. 3. Baş pilot. |
İtalyanca |
| Karaalp |
Esmer, kara yağız yiğit. |
Türkçe |
| Karabey |
(bkz. Karacabey). |
Türkçe |
| Karabuğra |
Esmer, erkek deve. |
Türkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Karaca |
1. Rengi karaya çalan, esmer, yağız. 2. Geyikgillerden, küçük, boynuzlu, güzel görünü |
Türkçe |
| Karacabey |
Esmer bey, rengi karaya çalan. |
Türkçe |
| Karacan |
(bkz. Karaca). |
Türkçe |
| Karahan |
Esmer bey, Esmer hükümdar. Karahanlılar devletinin kurucusu. |
Türkçe |
| Karakan |
Bir tür dağ ağacı. |
Türkçe |
| Karaman |
1. Esmer, yağız insan. 2. Güneybatı'da esen yel. |
Türkçe |
| Karanalp |
Karayağız, kahraman yiğit. |
Türkçe |
| Karanı |
1. Orta Anadolu'da bir köy. 2. Veysel Karani'nin doğduğu yer. |
Arapça |
| Karasu |
1. Ağır akan su. 2. Çoğunlukla gözün iç basıncının çoğalmasıyla kendini gösteren körl |
Türkçe |
| Karateğin |
Amuderya'yı vücuda getiren nehirlerden Surhab üzerinde önemli bir kent. |
Türkçe |
| Kargın |
1. Taşkın su. 2. Bol, çok. 3. Doymuş, tok. 4. Erimiş buz ve kar parçalarının oluşturd |
Türkçe |
| Kargınalp |
Coşkulu, taşkın, hareketli yiğit. |
Türkçe |
| Karhan |
(bkz. Kargın). |
Türkçe |
| Karin |
l. Yakın. 2. Nail olan. 3. Hısım komşu. 4. Mabeynci. |
Arapça |
| Karluk |
Türk boylarından biri. |
Türkçe |
| Karlukhan |
(bkz. Karluk). |
Türkçe |
| Karneyn |
1. İki boynuz. 2. Zülkarneyn: Kur'an-ı Kerim'de Kehf 83, 86, 94. ayetlerde adı geçen |
Arapça |
| Kartal |
1. Kartalgillerden, beyazla karışık siyah tüylü, kıvrık ve kuvvetli gagalı, geniş kan |
Türkçe |
| Kartay |
Er. Yaşlı, pir. |
Türkçe |
| Kartekin |
(bkz. Kartay). |
Türkçe |
| Karun |
1. Beni İsrail'de zenginliğiyle meşhur olan ve bu yüzden kendisini herşeyin sahibi gi |
Arapça |
| Kasem |
1. Yemin etmek. 2. Bölmek. |
Arapça |
| Kasib |
Kesbeden, kazanan, kazanç sahibi. |
Arapça |
| Kaşif |
Keşfeden, bulan, meydana çıkaran. |
Arapça |
| Kasım |
1. Taksim eden, ayıran bölen. Kasım b. Muhammed (s.a.): Hz. Muhammed (s.a.s)'in oğlun |
Arapça |
| Katade |
13 yy.'dan itibaren Mekke'de hakim olan Şeriflerin atasına verilen ad. |
Arapça |
| Katib |
1. Yazıcı. Bir kuruluşta yazı işleriyle vazifeli kimse, sekreter. 2. Osmanlı devletin |
Arapça |
| Kavas |
Okçu, tüfekçi, tüfekli alet. |
Arapça |
| Kavi |
1. Yakar, yakıcı. 2. Kuvvetli, güçlü. 3. Sağlam inanılır. 4. Zengin varlıklı. |
Arapça |
| Kavis |
1. Yay. 2. Gökyüzü, ay, burcu. |
Arapça |
| Kaviy |
1. Kuvvetli, güçlü, dayanıklı, metin muhkem, sağlam. 2. Şiddetli, zorlu. 3. Kudret sa |
Arapça |
| Kaya |
1. Büyük ve sert taş kütlesi. 2. Kayalık sarp dağ. |
Türkçe |
| Kayaalp |
Kaya gibi güçlü er. |
Türkçe |
| Kayacan |
Canı kaya gibi güçlü. |
Türkçe |
| Kayaer |
Kaya gibi güçlü er. |
Türkçe |
| Kayahan |
Kaya gibi sert hakan |
Türkçe |
| Kayansel |
(bkz. Kayan). |
Türkçe |
| Kaygun |
1. Etkili, hüzünlü, dokunaklı. 2. Akdoğan. |
Türkçe |
| Kayhan |
Sert, güçlü sesli okuyucu, kayayı bile delecek güçte sesi olan okuyucu. |
Türkçe |
| Kayı |
1. Yağmur, sağanak, bora. 2. Oğuz boylarından Osmanlı hanedanının mensup olduğu boy. |
Türkçe |
| Kayıhan |
Güçlü hükümdar. |
Türkçe |
| Kayıtbay |
Kayıtbay el-Zahiri: Ünlü Mısır ve Suriye sultanı. |
Türkçe |
| Kaymaz |
1. Dağ eteği. 2. Güneydoğu'dan esen bir rüzgar. |
Türkçe |
| Kayraalp |
İyiliksever, yiğit. |
Türkçe |
| Kayrabay |
İyiliksever, saygın kimse. |
Türkçe |
| Kayrahan |
(bkz. Kayraalp). |
Türkçe |
| Kayrak |
1. Taşlı, kumlu, ekime elverişli olmayan toprak. 2. Kaygan toprak. 3. Bileği taşı. |
Türkçe |
| Kayral |
Kayrılan, himaye edilen (kimse). |
Türkçe |
| Kayrar |
1. Orman içindeki ağaçsız kalan. 2. Kayan yer. 3. İnce çakıllı, kumlu toprak. |
Türkçe |
| Kays |
1. Leyla ile Mecnun hikayesinin erkek kahramanı olan Mecnun-i Amiri'nin asıl adı. 2. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Kayser |
Roma ve Bizans (Alman) imparatorunun lakabı. -Daha çok unvan olarak kullanılır. |
Arapça |
| Kaza |
Hüküm karar verme, emir tesbit vs. |
Arapça |
| Kazak |
1. Göçebe akıncı. 2. Rusya'da yaşayan bir Türk kavmi. 3. Genç, taze. 4. İnatçı. |
Türkçe |
| Kazakhan |
(bkz. Kazak). |
Türkçe |
| Kazan |
1. Su çevrisi, kayra. 2. Sazlık yerlerde dibi bulunmayan sulu yer. 3. Girdap. |
Türkçe |
| Kazanhan |
(bkz. Kazan). |
Türkçe |
| Kazım |
1. Öfkesini yenen kimse. Hırsını dizginleyen. 2. Kinini yenen. |
Arapça |
| Kelami |
Söze ilişkin, sözle ilgili. |
Arapça |
| Kelim |
1. Söz söyleyen, konuşan. 2. Kelimullah: Tur'u Sina'da Cenab-ı Hakla konuşmasıyla Hz. |
Arapça |
| Kemal |
1. Olgunluk, yetkinlik, tamlık, eksiksizlik. 2. En yüksek değer, mükemmellik, değer b |
Arapça |
| Kemaleddin |
1. Din'de olgunluğa eren, dinin son derecesi. 2. Din bilgisi kuvvetli. Türk dil kural |
Arapça |
| Kemalettin |
Bilgi ve erdem sahibi |
Arapça |
| Kemandar |
Yay tutan, yay tutucu. |
Farsça |
| Kenan |
1. Hz. Ya'kub'un memleketi, Filistin. 2. Yusuf-i Kenan: Hz. Yusuf. Pir-i Kenan: Hz. Y |
Arapça |
| Kendal |
Yosun yükseltisi |
Bilinmiyor |
| Keram |
(bkz. Kirami). |
Arapça |
| Kerameddin |
1. Kerem bağış ihsan lütuf sahibi. 2. Dinde üstün mertebelere ulaşan. 3. Keramet sahi |
Arapça |
| Keramettin |
Bağış, ihsan ağırlama |
Arapça |
| Kerem |
1. Asalet, asillik, soyluluk. 2. Cömertlik, el açıklığı lütuf, bağış, bahşiş. |
Arapça |
| Keremşah |
(bkz. Kerem). |
Arapça |
| Kerim |
1. Kerem sahibi, cömert, verimcil. 2. Ulu, büyük. 3. Lütfü, ihsanı bol, ihsan yönünde |
Arapça |
| Kerimhan |
(bkz. Kerim). |
Arapça-Türkçe |
| Keşif |
Açma, meydana çıkarma. |
Arapça |
| Kevni |
Var olmayla, varlıkla ilgili. |
Arapça |
| Keyan |
Büyük hükümdar, şah. |
Türkçe |
| Keyhüsrev |
1. Adil ve ulu padişah. 2. Keykavus'un torunu, Siyavuş'un oğlu olan meşhur hükümdar. |
Farsça |
| Keykavus |
1. Adil, necip. 2. Keyaniyan'ın II. padişahı olup Keykubat'ın torunu ve halefidir. Ke |
Farsça |
| Keykubad |
1. Büyük ve ulu padişah. 2. Keykavus'un dedesi olan ünlü padişah. 3. Key'lerin ilk pa |
Farsça |
| Keys |
Zeka, anlayış, kavrayış. |
Arapça |
| Kezer |
Kahraman. |
Farsça |
| Kiçihan |
Küçük hükümdar. |
Türkçe |
| Kılavuz |
Yol gösteren, rehber. |
Türkçe |
| Kılıçalp |
Kılıç gibi keskin yiğit. |
Türkçe |
| Kılıçaslan |
(bkz. Kılıçalp). İlk Selçuklu Sultanı Süleyman Şah'ın oğlu. Daha sonra O da Selçuklu |
Türkçe |
| Kılıçhan |
(bkz. Kılıçalp). |
Türkçe |
| Kılınç |
1. Çelikten silah. 2. Davranış, yaratılış, huy. |
Türkçe |
| Kıner |
(bkz. Kıncal). |
Türkçe |
| Kınık |
1. Kaynak, menba. 2. İstek, arzu, gayret. 3. Obur. 4. Oğuzların 24 boyundan biri. |
Türkçe |
| Kınıkaslan |
(bkz. Kınık). |
Türkçe |
| Kıralp |
Kır beyi, taşrada oturan. |
Türkçe |
| Kiram |
1. Soydan gelenler, soyu temizler, ulular, sergeliler. 2. Cömertler, eliaçıklar. Saha |
Arapça |
| Kirami |
1. Cömertçe, eli açıklara özgü. 2. Soylular, ulular, şereflilerle ilgili. |
Arapça |
| Kıray |
1. Genç, delikanlı. 2. Ürün vermeyen arazi. 3. Eşkıya yol kesen. |
Türkçe |
| Kırca |
1. Dolu. 2. Ufak ve sert taneli kar, rüzgarla karışık yağmur. |
Türkçe |
| Kırdar |
Ölçülü davranış, soğukkanlılık. |
Türkçe |
| Kırgız |
1. Gezici, gezgin. 2. Kırgızistan'da oturan halk. |
Türkçe |
| Kirman |
1. Hisar, kale. 2. İran'da bir eyalet ve bu eyaletin bugünkü merkezi. |
Farsça |
| Kirmanşah |
(bkz. Kirman). |
Türkçe |
| Kırtekin |
(bkz. Kıralp). |
Türkçe |
| Kisra |
İran şahlarının adı. |
Farsça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Kıyam |
1. Kalkma, ayağa kalkma, ayakta durma. 2. Namazda ayakta durma. 3. Bir işe başlama. 4 |
Arapça |
| Kıyas |
1. Bir şeyi başka şeye benzeterek hüküm verme. 2. Karşılaştırma, örnekseme. 3. Umum k |
Arapça |
| Koca |
1. Eş. Ev ve ailenin yaşça en büyüğü. 2. İri, kocaman. 3. Akıllı, tedbirli yiğit. |
Türkçe |
| Kocaalp |
Yaşlı, ulu, yiğit |
Türkçe |
| Koçak |
Yürekli, eli açık. 2. Yüce gönüllü. 3. Konuk sever. 4. Yiğit, korkmayan kişi, savaşçı |
Arapça |
| Koçakalp |
Cömert, kahraman, yiğit. |
Türkçe |
| Koçaker |
Cömert, kahraman kimse. |
Türkçe |
| Koçaş |
1. Kılavuz, rehber. 2. Yağmur bulutu. |
Türkçe |
| Koçay |
Koç gibi güçlü. |
Türkçe |
| Koçer |
Sağlıklı, yürekli er. |
Türkçe |
| Koçhan |
(bkz. Koçer). |
Türkçe |
| Koçubey |
Koçu arabasını kullanan kişi. Koçu: Gelin arabası. |
Türkçe |
| Kocyiğit |
Yürekli, cesur, kahraman. |
Türkçe |
| Köken |
1. Bir şeyin çıktığı, dayandığı temel, biçim neden ya da yer. 2. Kavun, karpuz, kabak |
Türkçe |
| Köker |
Köklü soydan gelen kimse. |
Türkçe |
| Köklem |
İlkbahar |
Türkçe |
| Koksal |
Yer altında geniş bir alana dağılan kök. |
Türkçe |
| Köksan |
Tanınmış, ünlü ad. |
Türkçe |
| Kökşin |
1. Gök renginde. 2. Yaşlı, koca. |
Türkçe |
| Kökten |
1. Köklü, yüzeyde kalmayan, derine inen. 2. Soylu. |
Türkçe |
| Kongar |
(bkz. Kongur). |
Türkçe |
| Kongur |
San ile siyah karışımı bir renk, koyu kumral, kestane rengi. |
Türkçe |
| Konguralp |
(bkz. Kongur). |
Türkçe |
| Kongurtay |
(bkz. Konguralp). |
Türkçe |
| Konuralp |
1. Cesur, yiğit, er. Orhan Gazi'nin komutanlarından biri. |
Türkçe |
| Koral |
1. Batı musikisinde dini şarkı. 2. Sınır muhafızı. |
Fransızca |
| Koralp |
(bkz. Koral). |
Türkçe |
| Koray |
İyice kor rengine gelen ay. |
Türkçe |
| Korcan |
Kanı sıcak, kanı kaynayan |
Türkçe |
| Korgan |
Hisar kale. |
Türkçe |
| Korhan |
Ateşli, canlı, güçlü hükümdar. |
Türkçe |
| Korkmaz |
Korku bilmeyen |
Türkçe |
| Korkut |
1. Büyük dolu tanesi. 2. Korkusuz, yavuz, heybetli. 3. Cin, şeytan. |
Türkçe |
| Korkutalp |
(bkz. Korkut). |
Türkçe |
| Kortan |
1. Yanan, sıcak ten. 2. Yalçın ve kesik kaya. 3. Pelikan kuşu. |
Türkçe |
| Köse |
Sakalı bıyığı hiç çıkmayan veya seyrek olan. Daha çok lakab olarak kullanılır. |
Farsça |
| Kotuz |
Gururlu, kibirli. |
Türkçe |
| Kotuzhan |
(bkz. Kotuz). |
Türkçe |
| Koyak |
1. Vadi, dere. 2. Dağlar ve kayalıklar üzerindeki doğal çukurlar. 3. Dağ yolu üzerind |
Türkçe |
| Koygun |
1. Etkili, hüzünlü, dokunaklı. 2. Akdoğan. |
Türkçe |
| Koytak |
Rüzgar almayan çukur yer. |
Türkçe |
| Koytan |
Dağ bucağı. |
Türkçe |
| Kubilay |
Cengiz Han'dan sonra Moğol imparatorluğu tahtına çıkan büyük kağanların en meşhuru 35 |
Türkçe |
| Kuddus |
1. Temiz, pak. 2. Hatadan, gafletten, eksiklikten uzak. 3. Çok aziz, mübarek. Allah'ı |
Arapça |
| Kuddusi |
1. Kuddus olan Allah'ın nimetine mazhar olan 2. 19. yy. Bor'lu meşhur mutasavvıf Türk |
Arapça |
| Kudretullah |
Allah'ın gücü. |
Arapça |
| Kudsi |
Kutsal, muazzez, mukaddes. Allah'a mensup, ilahi. |
Arapça |
| Kudüs |
1. Filistin'in merkezi olan şehir. Ruhu'1Kudüs: Cebrail, Hz. İsa'ya üfürülen ruh. |
Arapça |
| Kuhistan |
Dağlık memleket, İran yaylasında dağların çok olduğu bölge. |
Farsça |
| Kula |
1. Kumral. 2. Sarışın, mavi gözlü. 3. Vücudu koyu sarı, kuyruğu ve yelesi siyah olan |
Türkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Kutlualp |
Uğurlu yiğit- |
Türkçe |
| Kutluay |
Uğurlu ay. |
Türkçe |
| Kutlubay |
(bkz. Kutlu). |
Türkçe |
| Kutlucan |
(bkz. Kutlu). |
Türkçe |
| Kutluğ |
Uğurlu, mutlu, şanslı, kutlu. |
Türkçe |
| Kutluğhan |
(bkz. Kutluğ). |
Türkçe |
| Kutlutekin |
(bkz. Kutlu). |
Türkçe |
| Kutsal |
Kudsi, kutlu mübarek, mukaddes. |
Türkçe |
| Kutsalan |
Uğur getiren, kutlu kimse. |
Türkçe |
| Kutsalmış |
(bkz. Kutsalan). |
Türkçe |
| Kutsan |
Uğurlu, talihli ol. |
Türkçe |
| Kutsel |
(bkz. Kutsan). |
Türkçe |
| Kutsi |
Kutlanan, kutluluk sahibi |
Bilinmiyor |
| Kutsoy |
(bkz. Kutsel). |
Türkçe |
| Kutulmuş |
Kurtulmuş, aydınlığa kavuşmuş. |
Türkçe |
| Kutun |
Kutlu, kutsal. |
Türkçe |
| Kutunalp |
(bkz. Kutun). |
Türkçe |
| Kutuner |
(bkz. Kutun). |
Türkçe |
| Kutup |
1 Yer yuvarlağının, Ekvator’dan en uzak olan yer ekseninin geçtiği var sayılan |
Türkçe |
| Kutyan |
Uğurlu kimse. |
Türkçe |
| Kuvvet |
1. Güç, kudret, takat, sıhhat, sağlamlık. 2. Bir hükümetin askeri gücü. |
Arapça |
| Kuyaş |
1. Güneş. 2. Çok sıcak, güneşin etkili vurması. |
Türkçe |
| Kuzah |
Bulut meleği, Gökyüzü |
Arapça |
| Kuzey |
Kuzey yönü / Şimal |
Türkçe |
|