|
Bu Haber 02.01.2010 12:19:11
Eklenmiştir. 2235 Kez Okunmuştur. |
|
D - E - F Harfleri İle Başlayan Erkek Bebek İsimleri ve Anlamları
|
BU HABERİ
BEĞEN VE
PAYLAŞ
|
|
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Dahhak |
Çok gülen, çok gülücü. Daha çok lakab olarak kullanılır. |
Arapça |
| Dahi |
Üstün zeka sahibi. |
Arapça |
| Daim |
Devamlı sürekli, her zaman. |
Arapça |
| Dalan |
1. Biçim, şekil. 2. İnce, narin, zarif. |
Türkçe |
| Dalayer |
Deniz adamı. |
Türkçe |
| Daldal |
Kahraman, yiğit- |
Türkçe |
| Dalokay |
Çok beğenilen. |
Türkçe |
| Daman |
1. Etek. 2. Bir dağ silsilesinin eteğinde uzanan bölge. |
Farsça |
| Damir |
1 Zayıf, ince. 2 Kalb. * Niyyet. |
Osmanlıca |
| Damra |
Peygamberimizin erkek süt kardeşinin ismidir. Anlamı bilinmiyor. |
Arapça |
| Dana |
1. Bilen, bilici, bilgin. |
Farsça |
| Daniş |
1. Bilim, bilgi, ilim. Ehl-i daniş: Bilgi sahipleri. Daniş-Merd: Bilgili, Tanzimattan |
Farsça |
| Daniyal |
Ben-i İsrail peygamberlerinden biri. "Tanrı benim yargıcımdır" anlamına gelir. İki ta |
İbranice |
| Darcan |
1. Aceleci, sıkıntılı. 2. Serçe. |
Türkçe |
| Darekutni |
Ebu'l-Hasen Ali b. Ömer. Tanınmış muhaddislerdendir (917-995) yıllan arasında yaşamış |
Arapça |
| Darga |
Başkan, lider. |
Türkçe |
| Darimî |
Ebu Muhammed b. Abdurrahman. Hadis bilgini. Müslim ve Ebu İsa hadislerini Darimi'den |
Arapça |
| Davud |
Kendisine kitap olarak Zebur'un gönderildiği büyük peygamberlerden biri. Kur'an-ı Ker |
İbranice |
| Davut |
Davut peygamberin adı |
İbranice |
| Deha |
Dahi, zekâca çok üstün olan |
Türkçe |
| Demir |
Dayanıklı ve kullanış sahası geniş, mavimsi esmer renkli bir maden. |
Türkçe |
| Demirağ |
– Demirden ağ. |
Türkçe |
| Demiralp |
Demir gibi sağlam ve yiğit. |
Türkçe |
| Demiray |
Demir gibi. |
Türkçe |
| Demircan |
(bkz. Demirağ). |
Türkçe |
| Demirdelen |
(bkz. Demirağ). |
Türkçe |
| Demirel |
Demir gibi güçlü eli olan. |
Türkçe |
| Demirer |
Demir gibi güçlü kimse. |
Türkçe |
| Demirhan |
Güçlü hükümdar. |
Türkçe |
| Demirkan |
Güçlü soydan gelen. |
Türkçe |
| Demirman |
Demir gibi güçlü sağlam kimse. |
Türkçe |
| Demiröz |
Özü demir gibi güçlü olan. |
Türkçe |
| Demirşah |
(bkz. Demirhan). |
Türkçe |
| Demirtekin |
(bkz. Demirhan). |
TüTürkçe |
| Demirtuğ |
(bkz. Demirtekin). |
Türkçe |
| Demren |
Okun ucuna geçirilen demir ya da kemik parçası. |
Türkçe |
| Dengiz |
(bkz. Deniz). |
Türkçe |
| Dengizer |
Denizci. |
Türkçe |
| Denizalp |
Yiğit denizci. |
Türkçe |
| Denizcan |
(bkz. Denizalp). |
Türkçe |
| Denizer |
Deniz adamı, denizci. |
Türkçe |
| Denizhan |
1. Denizlerin hakimi, yöneticisi. 2. Eski Türklerde Deniz tanrısı. İsim olarak kullan |
Türkçe |
| Denizmen |
Denizci, deniz adamı, denizi seven |
Türkçe |
| Derbend |
Kapılar kapısı. |
Arapça |
| Derda |
Anlamı konusunda bilgi sahibi olan ziyaretçilerimiz bizimle iletişim kurabilirler. |
Arapça |
| Derkava |
Afrika'nın kuzeybatısında, Fas-Cezayir'i içine alan müslüman tarikatların genel adı. |
Arapça |
| Derkavi |
Derkava'ya mensup. (bkz. Derkava). |
Arapçatd> |
| Derman |
1. İlaç. Çare. 2. Takat, kuvvet, güç. |
Farsça |
| Derviş |
1. Allah için alçakgönüllülüğü ve fukaralığı kabul eden veya bir tarikata bağlı bulun |
Farsça |
| Devan |
1. Koşan, seğirten, hızlı yürüyen. 2. Koşmak. Süratle, hızla gitmek. |
FaFarsça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Devleddin |
Dinin mutluluğu, uğuru, büyüklüğü. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Devletşah |
XV. yy. yetişen en tanınmış İran edebiyatçısı. |
Farsça |
| Devran |
1. Dünya, felek. 2. Zaman. 3. Talih, yazgı. |
Arapça |
| Devrim |
1. Hareket halinde bir şeyin bir eğri çizerek dönmesi, devretmesi. 2. Köklü değişikli |
Türkçe |
| Devrimer |
Devrimin askeri. |
Türkçe |
| Diclehan |
Dicle'nin hükümdarı. |
Türkçe |
| Dihye |
Dihye b. Halife. Kelbi kavmine ait, Hz. Rasûlullah (s.a.s)'ın ticaret ortağı. Hoş tav |
Arapça |
| Dikçam |
Çam gibi uzun. Metanetli. |
Türkçe |
| Dikmen |
1. Koni biçiminde sivri tepe. 2. Dağların en yüksek yeri. 3. Yayla. |
Türkçe |
| Dilaver |
Yiğit, yürekli. |
Farsça |
| Dilazad |
Gönlü bir şeyle ilgili olmayan, gönlü rahat. Özgür. |
Farsça |
| Dilercan |
Dilekte, istekte bulunan. |
Farsça |
| Dilhan |
Gönülden söyleyen, içten konuşan. |
Farsça |
| Dilhun |
İçi kan ağlayan. |
Farsça |
| Dilmurat |
Dili zengin. |
Türkmence |
| Dilsafa |
Gönlü şen, rahat, dertsiz. |
Farsça |
| Dilşah |
Gönül hükümdarı, şahı. |
Farsça |
| Dilsaz |
Gönül yapan. |
Farsça |
| Dinç |
Gücü kuvveti yerinde ve sağlıklı. |
Türkçe |
| Dinçay |
Kuvvetli ay. |
Türkçe |
| Dinçer |
Kuvvetli kimse, genç, erkek, yiğit. |
Türkçe |
| Dindar |
Allah'a inanmış, bağlanmış olan kimse. |
Farsça-Arapça |
| Direm |
1. Akça, para. 2. Gümüş para. |
Farsça |
| Direnç |
Karşı koyan kuvvet, mukavemet. |
Türkçe |
| Dirican |
Güçlü, canlı kimse. |
Türkçe |
| Diriğ |
Esirgeme, acıma. |
Farsça |
| Dirsehan |
Dede Korkut hikayelerinde, çocuğu olmadığı için hor görülen sonra da Boğaç Han adında |
Türkçe |
| Dizdar |
Kale muhafızı. |
Farsça |
| Doğan |
Kartalgillerden, alıştırılarak kuş avında kullanılan, yırtıcı bir kuş. |
Türkçe |
| Doğanalp |
(bkz. Doğan). |
Türkçe |
| Doğanay |
Ayın ilk günleri. |
Türkçe |
| Doğanbey |
Doğan gibi atik ve cesur bey. Doğan bey: Niğbolu kalesini haçlılara karşı koruyan Osm |
Türkçe |
| Doğanbike |
(bkz. Doğan). |
Türkçe |
| Doğaner |
Güçlü, kuvvetli, yiğit. |
Türkçe |
| Doğangün |
Sabahın ilk ışıklan. |
Türkçe |
| Doğanhan |
(bkz. Doğanbey). |
Türkçe |
| Doğanten |
Şafak vakti. |
Türkçe |
| Doğay |
Ayın doğması. |
Türkçe |
| Doğu |
1. Doğma bölgesi. 2. Güneşin doğduğu yön, şark. |
Türkçe |
| Doğuhan |
Doğu ülkesinin hükümdarı, hakimi. |
Türkçe |
| Doğukan |
(bkz.. Doğuhan). |
Türkçe |
| Doruk |
Tepe, ağaç tepesindeki körpe filiz. |
Türkçe |
| Dücane |
sahabe-i kiramdan önemli bir şahsiyetin adı. |
Arapça |
| Duhan |
Kuran-ı kerimdeki anlamı kıyamet günü çıkacak duman |
Arapça |
| Dumrul |
Dede Korkut hikayelerinde geçen bir kahramanın adı. |
Türkçe |
| Dündar |
1. Eski Fars hükümdarı. 2. Arkayı gözeten, koruyan asker. |
Farsça |
| Durak |
1. Yolu taşıyan araçların düzenli olarak durdukları yer. 2. Durma, dinlenme. 3. Cümle |
Türkçe |
| Durali |
(bkz. Dursunali). |
Türkçe |
| Duran |
Hareketsiz halde bulunan, sabit. |
Türkçe |
| Durcan |
Canlı kal, ömrün uzun olsun. |
Türkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Durhal |
Hal üzere kal, olduğun gibi kal |
Türkçe |
| Durkaya |
Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri isim. |
Türkçe |
| Durmuş |
(bkz. Dursun).* |
Türkçe |
| Durna |
Bir cins kuş. Turna. |
Türkçe |
| Dursun |
Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri ad. |
Türkçe |
| Dursunali |
Kız çocuğu olmayan ailelerin en son doğan erkek çocuklarına verdikleri isim. |
Türkçe-Arapça |
| Durualp |
Özü temiz yiğit. |
Türkçe |
| Durucan |
(bkz. Durualp). |
Türkçe |
| Duruhan |
(bkz. Durualp). |
Türkçe |
| Durukan |
(bkz. Durualp). |
Türkçe |
| Durul |
1. Berrak, saf duruma gel. 2. Dibe çöken şey, tortu. |
Türkçe |
| Durusan |
Temiz olarak tanınmış kimse. |
Türkçe |
| Dürüst |
1. Doğru, düzgün, sağlam. 2. Bütün, tam. |
Farsça |
| Duyal |
Duygulu, duyarlı, çabuk duygulanan |
Türkçe |
| Eban |
Eban b. Osman b. Affan: Hz. Osman'ın üçüncü oğlu olup valilik etmiştir. Cemel vakasın |
Arapça |
| Ebbedullah |
Allah ebedi eylesin, daim eylesin. |
Arapça |
| Ebecen |
Akıllı çocuk. |
Türkçe |
| Ebher |
En parlak. |
Arapça |
| Ebra |
1. Ürkme, kaçma. 2. Birden bire ölme. |
Arapça |
| Ebu |
Baba, ata. (bkz. Ebi, peder). |
Arapça |
| Ebu Ali Sina |
(İbn Sina). Ali Sina'nın babası anlamında. Ünlü Türk bilgini. |
Türkçe |
| Ebu Cehil |
(Ebu'l-Hakem Amr b. Hişam b. el-Muğire) İslam'ın doğuşunda müslümanların en büyük düş |
Arapça |
| Ebu Davud |
Süleyman b. el-Eşas es-Sicistani. Kütüb-i Sitte'den birisi olan Sünen-i Ebu Davud'un |
Arapça |
| Ebu Eyyub El-Ensari |
Asıl adı Halid b. Seyd'dir. Sahabedendir. Rasûlullah Medine'ye geldiğinde ilk önce on |
Arapça |
| Ebu Hanife |
(Nu'man b. Sabit). Hanefi mezhebinin kurucusu. Müetehid, alim. (Küfe 699-Bağdat 787). |
Arapça |
| Ebu Hureyre |
Suffe ashabındandır. Birçok hadis rivayet etmiştir. |
Arapça |
| Ebu Ubeyde B. El-Cerrah |
(571-639) (Amr b. Abdullah). İslami ilk kabul eden sahabelerden biri. Cennetle müjdel |
Arapça |
| Ebu Zer |
Altın sahibi, servet ve zenginlik sahibi. |
Arapça |
| Ebu Zer El-Gıfari |
-Sahabedendir. |
Arapça |
| Ebubekir |
Deve yavrusunun babası. Hulefa-i Raşidin'in ilkidir. Hz. Ebubekir'in lakabı. Rasûlull |
Arapça |
| Ecemiş |
Çok bilmiş. |
Türkçe |
| Ecer |
Yeni, güzel, iyi. |
Türkçe |
| Ecir |
1. Bir iş ya da emek karşılığı verilen şey. 2. Sevap. 3. Aziz sevgili. |
Arapça |
| Ecved |
1. En iyi olan. 2. Eli açık cömert. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak okunur. |
ArArapça |
| Edebali |
(Öl: 1325). Osman Gazi'nin kayınpederi ve hocası. Osmanlı imparatorluğunun kuruluşund |
Türkçe |
| Edgü |
İyi. |
Türkçe |
| Edgüalp |
İyi yiğit. |
Türkçe |
| Edgüer |
(bkz. Edgü). |
Türkçe |
| Edgükan |
(bkz. Edgü). |
Türkçe |
| Edhem |
Karayağız at. -Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. İbrahim Edhem: İsla |
Arapça |
| Edib |
1. Edepli, terbiyeli, zarif, nazik. 2. Edebiyatla uğraşan kimse. Türk dil kuralı açıs |
Arapça |
| Edim |
Fiil, amel. |
Arapça |
| Edip |
Edepli terbiyeli / Edebiyatla ilgilenen kişi |
Bilinmiyor |
| Ediz |
1. Yüksek, yüksek yer. 2. Ulu, yüce, değerli. |
Türkçe |
| Edris |
(bkz. İdris). |
Arapça |
| Efadil |
Pek mümtaz olanlar, çok bilgililer. |
Arapça |
| Efahim |
En ulu, pek büyük ve saygıya layık kimseler. |
Arapça |
| Efazıl |
(bkz. Efadıl). |
Arapça |
| Efe |
1. Ağabey, büyük kardeş. 2. Yiğit, cesur. 3. Kabadayı. |
Türkçe |
| Efecan |
Afacan, hareketli, ele avuca sığmaztd>
| TüTürkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Efecan / Afacan |
Hareketli, ele avuca sığmaz, akıllı |
Türkçe |
| Efekan |
Efe soyundan gelen. |
Türkçe |
| Efendi |
1 . Günümüzde bey unvanından farklı olarak özel adlardan sonra kullanılan ikinci dere |
Türkçe |
| Efgan |
Figan, ağlayıp inleme, feryat. |
Farsça |
| Efgen |
1. Düşüren, yıkan, yere atan. 2. Alıcı, yakıcı, düşürücü. (bkz. Figen). |
Farsça |
| Efkar |
1. Düşünceler. 2. İç sıkıntısı, kaygı. |
Arapça |
| Efken |
Düşkün. |
Farsça |
| Eflak |
1. Semalar, felekler, yükler, küreler, zamanlar. 2. Bahtlar, talihler, kaderler. |
Arapça |
| Eflaki |
Gökte oturan melek. Eflaki Şemseddin Ahmet Dede: (1360). Osmanlı sufi ve yazar. Mevla |
Arapça |
| Eflatun |
1. Açık mor. 2. Aristo'nun hocası, Sokrat'ın talebesi, ünlü Yunan filozofu. |
Yunanca |
| Efrahim |
Hz. Yusuf un ikinci oğlu. Orta Filistin'de yerleşen İsrail kabilesine adını verdiği s |
İbranice |
| Efras |
Atlar, beygirler, kısraklar. |
Arapça |
| Efrasiyap |
Turan Türkleri büyük kahraman kağanının Farsça adı. Alp er Tonga asıl adıdır. Büyük İ |
Farsça |
| Efridun |
Cemşid soyundan anlayış ve zekasıyla meşhur bir İran hükümdarı. |
Farsça |
| Eftal |
En değerli en yüksek. |
Arapça |
| Egehan |
Engin denizlerin hükümdarı |
Türkçe |
| Egemen |
Hakim, hüküm süren karşılığı olarak kullanılan bu kelime, hem kök, hem de ek olarak y |
Türkçe |
| Egesel |
(bkz. Ege). |
Türkçe |
| Eğilmez |
Başkalarının baskısını ve üstünlüğünü kabul etmeyen, baş eğmeyen. |
Türkçe |
| Eğin |
sırt, arka. |
Türkçe |
| Ehil |
1. Sahip, malik. 2. Becerikli, yetenekli. 3. Karı-kocadan her biri. |
Arapça |
| Ehlimen |
inançlı inanan kimse. |
Arapça |
| Ehlullah |
1. Allah'ın adamı, veli, evliya. 2. Allah'a teveccüh etmiş, kulluğunu yanlız ona yöne |
Arapça |
| Ejder |
Bir masal yaratığı, korkulan, güçlü |
Bilinmiyor |
| Ekabir |
Rütbece, görgü ve faziletçe büyük olanlar, devlet ricali. |
Arapça |
| Ekber |
Daha büyük, çok büyük, en büyük, pek büyük, azam. -Allah'ın sıfatlanndandır. Kur'an-ı |
Arapça |
| Eke |
1. Bilgili, deneyli, olgun. 2. Kurnaz, açıkgöz. 3. Bilmiş çocuk. 4. Dahi. |
Türkçe |
| Ekemen |
(bkz. Eke). |
Türkçe |
| Eker |
Toprakla uğraşan. |
Türkçe |
| Ekiner |
(bkz. Ekin). |
Türkçe |
| Ekmel |
l. Daha, pek kamil, mükemmel ve kusursuz olan. 2. En uygun, en eksiksiz. 3. Ekmel-i E |
Arapça |
| Ekmeleddin |
1. Dinin en olgunu, en olgunlaştırdığı isim. 2. Dinin tamamı. Türk dil kuralı açısınd |
Arapça |
| Ekrem |
1. Daha, en kerim. 2. Çok şeref sahibi, pek cömert, çok eli açık. Ekremü'l-Ekremin: C |
Arapça |
| Ekvan |
Varlıklar, alemler, dünyalar. (bkz. Evren). |
Arapça |
| Elçi |
1. Başka bir devlet nezdinde devletini temsil eden kişi. 2. Sefir. 3. Allah'ın gönder |
Türkçe |
| Eldar |
Yurt sever, ülkesine bağlı. Bu ismin anlamı konusunda daha fazla bilgiye sahipseniz b |
Azerice |
| Eldem |
Sevimli, cana yakın |
Bilinmiyor |
| Eldemir |
Demir gibi güçlü el. |
Türkçe |
| Elfaz |
Sözler, sözcükler. |
Arapça |
| Elgin |
Garip, yurdundan ayrılmış. |
Türkçe |
| Elyesa |
Kur'an-ı Kerim'de adı geçen bir peygamber. |
Arapça |
| Eman |
1. Emniyet. 2. Himaye, masuniyet. Güvence. Müslüman her ferde eman verebilir. |
Arapça |
| Emanetullah |
Allah'ın emaneti. |
Arapça |
| Emanullah |
1. Allah'ın emaneti. Devletin tebası, halk, millet. |
Arapça |
| Emeç |
1. Hedef. 2. Yamaç. 3. Henüz memeden kesilmemiş buzağı. |
Türkçe |
| Emek |
1. Uzun, yorucu ve özenli çalışma. 2. Bir işin yapılması için harcanan beden ve kafa |
Türkçe |
| Emin |
1. Korkusuz kimse. 2. Emniyette olan. 3. İnanan, güvenen. 4. İnanılır, güvenilir. 5. |
Arapça |
| Emir |
1. Bir kavmin, bir şehrin başı. 2. Büyük bir hanedana mensup kimse. 3. Peygamberimizi |
Arapça |
| Emir Sultan |
I. Beyazıd zamanında Buhara'dan Bursa'ya hicret eden mutasavvıf. |
Arapça |
| Emiray |
Emir ve ay isimlerinin birleşiminden oluşmuş bir isimdir. |
Türkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Emircan |
Emir ve can kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur. Emir : 1. Bir kavmin, bir şehrin |
Türkçe |
| Emirhan |
(bkz. Emir). "Emir" kelimesine "han" eki getirilerek iki isimden meydana gelmiştir. |
Arapça-Türkçe |
| Emirkan |
Emir ve kan kelimelerinin birleşiminden oluşan bir isim. |
Türkçe |
| Emrah |
Anadolu saz şairlerinden. |
Türkçe |
| Emran |
Kürkler, hayvan derileri. |
Arapça |
| Emre |
Aşık. Mübtela. Vurgun. |
Türkçe |
| Emreddin |
Dinin emrettiği. Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır. |
Arapça |
| Emri |
Emirle ilgili. |
Arapça |
| Emrullah |
Allah'ın emri. |
Arapça |
| Emsal |
1. Kıssalar, hikayeler, destanlar. 2. Numuneler, örnekler. 3. Eş benzer. 4. Yatış den |
Arapça |
| Enam |
1. Bütün mahlukat, yaratılmış her şey. 2. Halk, insanlar. Seyyidü'l-Enam: Halkın ulus |
Arapça |
| Enbiya |
Peygamberler. |
Arapça |
| Ender |
çok az, çok seyrek, çok az bulunur, pek nadir. |
Arapça |
| Ener |
En yiğit, en kahraman kişi. |
Türkçe |
| Energin |
En olgun, çok olgun. |
Türkçe |
| Enes |
1. İnsan. 2. Enes b. Malik: (Basra 709). Rasûlullah (s.a.s)'den çok hadis nakleden sa |
Arapça |
| Enfal |
1. Ganimet. 2. Kur'an-ı Kerim'in 8 suresinin adı. |
Arapça |
| Engi A Y |
(bkz. Engin). |
Türkçe |
| Engin |
1. Ucu, bucağı görünmeyecek kadar çok geniş. 2. Denizin kıyıdan çok uzaklarda bulunan |
Türkçe |
| Enginalp |
Değerli yiğit. |
Türkçe |
| Enginer |
İyi, güzel, değerli insan. |
Türkçe |
| Enginiz |
İz bırakacak kadar değerli insan. |
Türkçe |
| Enginsoy |
Geniş soydan gelen. |
Türkçe |
| Enginsu |
Açık deniz. |
Türkçe |
| Engintalay |
Büyük deniz, okyanus. |
Türkçe |
| Engür |
1. Çok gür. 2. Bereketli. |
Türkçe |
| Enis |
1. Dost arkadaş. 2. Yar, sevgili. |
Arapça |
| Ensar |
1. Yardımcılar, muavinler, müdafiler, koruyucular. 2. Medine'ye hicretle Mekkeli muha |
Arapça |
| Ensarullah |
Allah yolunda Rasûlullah (s.a.s)'a yardım edenler. |
Arapça |
| Envar |
Ziyalar, aydınlıklar, ışıklar, parlaklıklar. (bkz. Ziya). |
Arapça |
| Enver |
Daha nurlu, en nurlu, çok parlak. |
Arapça |
| Eracar |
Becerikli erkek. |
Türkçe |
| Erakalın |
Alnı ak, dürüst erkek. |
Türkçe |
| Erakıncı |
Yiğit akıncı. |
TüTürkçe |
| Eraksan |
Temiz adlı yiğit. |
Türkçe |
| Eralkan |
Al kanlı yiğit. |
Türkçe |
| Eralp |
Yiğit erkek. |
Türkçe |
| Eraltay |
(bkz. Eralp). |
Türkçe |
| Eranay |
Yetişip gelen ay |
Türkçe |
| Erandaç |
(bkz. Eraltay). |
Türkçe |
| Eranıl |
– Yiğitliğinle anıl, tanın. |
Türkçe |
| Eraslan |
Aslan gibi, güçlü kuvvetli erkek. |
Türkçe |
| Eravend |
1. Şevk, arzu, istek. 2. Şan, şeref.td>
| Farsça |
| Eray |
Erken ay, ilk ay, ayın ilk günlerinde doğan. (bkz. İlkay). |
Türkçe |
| Erbaşat |
(bkz. Eralp). |
Türkçe |
| Erbatur |
Cesur, yiğit. |
Türkçe |
| Erbay |
Soylu, ünlü aileye mensup erkek. |
Türkçe |
| Erbelgin |
Açık yürekli erkek. |
Türkçe |
| Erben |
(bkz. Eralp). |
Türkçe |
| Erberk |
Şimşek gibi yiğit. |
TüTürkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Erboğa |
Boğa gibi güçlü erkek. |
Türkçe |
| Erboy |
Yiğit soydan gelen. |
Türkçe |
| Ercan |
Canlı, diri, sıhhatli erkek. |
Türkçe |
| Erce |
Er adam, Erkek adam |
Osmanlıca |
| Erçelik |
Çelik gibi güçlü erkek. |
Türkçe |
| Erçetin |
Sert, güçlü erkek. |
Türkçe |
| Erçevik |
Çevik, hızlı erkek. |
Türkçe |
| Ercihan |
Cihanın tanıdığı erkek. |
Türkçe-Farsça |
| Ercivan |
Genç erkek. |
Türkçe-Farsça |
| Ercüment |
Muhterem, şerefli, itibarlı, haysiyetli, seçkin, saygın, değerli. |
Farsça |
| Erdal |
Tek erkek, dal gibi uzun erkek. |
Türkçe |
| Erdem |
1. Fazilet. 2. Maharet, hüner. 3. Liyakat. 4. Usta gemici. 5. İnsanın ruhsal yetkinli |
Türkçe |
| Erdemalp |
– Erdemli yiğit. |
Türkçe |
| Erdemer |
– Erdemli kimse. |
Türkçe |
| Erdemir |
Demir gibi güçlü erkek. |
Türkçe |
| Erdemli |
Erdemli, faziletli. |
Türkçe |
| Erden |
Bekâret / İnsan eli değmemiş / Erkenden |
Bilinmiyor |
| Erdeniz |
(bkz. Deniz). |
Türkçe |
| Erdeşir |
Cesur, kahraman, aslan yürekli. |
Türkçe |
| Erdi |
1. Amacına ulaşan, erişen. 2. Olgunlaşmış erkek. 3. Ermiş veli. |
Türkçe |
| Erdim |
(bkz. Erdem). |
Türkçe |
| Erdin |
(bkz. Erdi). |
Türkçe |
| Erdinç |
Duru, güçlü kuvvetli erkek. |
Türkçe |
| Erdoğan |
Yiğit doğan. |
Türkçe |
| Erdönmez |
Sözünden dönmeyen, doğru sözlü. |
Türkçe |
| Erduran |
(bkz. Erdönmez). |
Türkçe |
| Erdurmuş |
(bkz. Erduran). |
Türkçe |
| Erdursun |
(bkz. Erdurmuş). |
Türkçe |
| Erek |
Gerçekleştirilmek için tasarlanan ve erişmek istenilen şey, amaç, gaye, hedef. |
Türkçe |
| Ereken |
(bkz. Erek). |
Türkçe |
| Erel |
Erkek eli, güçlü el. |
Türkçe |
| Erem |
Ulaşmak, kavuşmak için çaba gösteren |
Bilinmiyor |
| Eren |
1. Yetişen, ulaşan, vasıl olan. 2. İyi yetişmiş kişi. 3. Cesur, yiğit adam. 4. Ermiş. |
Türkçe |
| Erenalp |
(bkz. Eren). |
Türkçe |
| Erenay |
(bkz Eren). |
Türkçe |
| Erencan |
(bkz. Eren). |
Türkçe |
| Erendiz |
Gezegenlerin en büyüğü ve güneşe yakınlık bakımından beşincisi Jüpiter. |
Türkçe |
| Erengüç |
(bkz. Eren). |
Türkçe |
| Erenöz |
(bkz. Eren). |
Türkçe |
| Erensoy |
(bkz. Eren). |
Türkçe |
| Erensu |
(bkz. Eren). |
Türkçe |
| Erentürk |
Eren-türk. |
Türkçe |
| Erer |
Ulaşır, kavuşur. |
Türkçe |
| Eretna |
XIV. yy. Orta Anadolu'da Sivas ve Kayseri'de beylik kuran bir zat. Aslen Uygur Türkle |
Türkçe |
| Erez |
Acıbadem ağacı. |
Arapça |
| Erg İner |
Olgun erkek. |
Türkçe |
| Ergalip |
Üstün, yenen kimse. |
Türkçe-Arapça |
| Ergazi |
(bkz. Ergalip). |
Türkçe-Arapça |
| Ergenç |
Genç erkek. |
Türkçe |
| Ergener |
(bkz. Ergenç). |
Türkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Ergi |
İyi, güzel bir şeye erişme. |
Türkçe |
| Ergin |
1. Olmuş, yetişmiş, kemale ermiş. 2. Haklarını kendi kullanmak için yasanın gösterdiğ |
Türkçe |
| Erginalp |
(bkz. Ergin). |
Türkçe |
| Erginay |
(bkz. Ergin). |
Türkçe |
| Ergincan |
Olgun ruhlu kimse. |
Türkçe |
| Erginsoy |
Olgun kişilerin soyundan gelen. |
Türkçe |
| Ergintuğ |
(bkz. Ergin). |
Türkçe |
| Ergök |
(bkz. Ergin). |
Türkçe |
| Ergökmen |
Mavi gözlü, sanşın kimse. |
Türkçe |
| Ergönül |
Gönül eri, iyi insan. |
Türkçe |
| Ergüç |
Erkek gücü. |
Türkçe |
| Ergüden |
1. Yiğitlik eden erkek. 2. Sevk ve idare kabiliyeti olan, lider. |
Türkçe |
| Ergüder |
(bkz. Ergüden). |
Türkçe |
| Ergüleç |
Güleryüzlü erkek. |
Türkçe |
| Ergümen |
Amacına, isteğine kavuşan. |
Türkçe |
| Ergun |
Sert başlı, oynak ve hızlı giden at. Ergun Celaleddin Çelebi: Türk sufı. Mevlananın s |
Farsça |
| Ergunalp |
Hızlı, çevik, yiğit. |
Farsça-Türkçe |
| Ergünay |
(bkz. Ergün). |
Türkçe |
| Erguner |
Hızlı, çevik erkek. |
Farsça-Türkçe |
| Erguvan |
Kırmızımtrak bir çiçek. |
Farsça |
| Ergüven |
Kendine güvenen. |
Türkçe |
| Ergüvenç |
Güven duyulan kimse. |
Türkçe |
| Erhan |
İyi, adaletli hükümdar. |
Türkçe |
| Erhun |
Hunlu yiğit |
Türkçe |
| Erib |
Akıllı, zeki kimse. |
Arapça |
| Eriker |
Becerikli, yürekli adam. |
Türkçe |
| Erim |
1. Bir şeyin erebileceği uzaklık. 2. Vakıf olmak, yetmek. |
Türkçe |
| Erimel |
(bkz. Erim). |
Türkçe |
| Erimşah |
(bkz. Erim). |
Türkçe |
| Erinç |
Rahat, huzur. |
Türkçe |
| Erinçer |
Huzur veren kimse. |
Türkçe |
| Eripek |
Yumuşak, uysal erkek. |
Türkçe |
| Eris |
Zeki, uyanık, azılı. |
Farsça |
| Erkal |
Erkek kal, adam olarak kal. |
TüTürkçe |
| Erkam |
Rakamlar, sayılar, yazılar. Erkam b. Erkam: İlk müslüman olan sahabilerden birinin ad |
Arapça |
| Erkan |
1. Bir topluluğun ileri gelenleri, büyükler, üstler. 2. General ya da amiral aşamasın |
Arapça |
| Erkay |
Bu ismin anlamı konusunda ayrıntılı bilgi sahibi olan ziyaretçilerimiz bize ulaşabili |
Türkçe |
| Erkel |
Güçlü, kudretli el. |
Türkçe |
| Erkılıç |
Kılıç gibi keskin güçlü yiğit. |
Türkçe |
| Erkin |
Serbest, hür. |
Türkçe |
| Erkınay |
Çalışan erkek. |
Türkçe |
| Erkiner |
Bağımsız, özgür insan. |
Türkçe |
| Erkman |
Güçlü, etkili, sözü geçen kimse. |
Türkçe |
| Erkoç |
Güçlü, iriyan erkek. |
Türkçe |
| Erkoçak |
bkz. Koçak. |
Türkçe |
| Erksan |
Güçlü, etkili san, tanınmış ad. |
Türkçe |
| Erksoy |
Güçlü soydan gelen. |
Türkçe |
| Erksun |
Gücünü, kudretini göster.td>
| TüTürkçe |
| Erkul |
Erkek kul, güçlü kuvvetli adam, kul.td>
| Türkçe |
| Erkut |
1. Güçlü, dayanıklı erkek. 2. Mübarek insan, kutlu insan. |
TüTürkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Erkutay |
Uğurlu ayda doğan erkek. |
Türkçe |
| Erman |
1. Arzu, istek. 2. Yerinme, pişman olma. |
Farsça |
| Ermin |
Keykubat'm dördüncü oğlu. |
Farsça |
| Ermiş |
1. Allah'a yönelmiş ve bu yolda merhale katetmiş kimse. 2. Veli, aziz. |
Türkçe |
| Ermiye |
Dolu yağdıran kasırga. |
Arapça |
| Ernoyan |
Yiğit başkomutan. |
Türkçe |
| Eroğuz |
Yiğit kimse. |
Türkçe |
| Erokay |
Seçkin, beğenilen erkek. |
Türkçe |
| Erol |
Erkek ol. "Er" ve "ol" kelimelerinden birleşik isim. |
Türkçe |
| Eronat |
Dürüst, güvenilir, iyi erkek. |
Türkçe |
| Eröz |
Özü erkek, yiğit olan. |
Türkçe |
| Erozan |
Erkek ozan, şair. |
Türkçe |
| Erşad |
Sevinçli, mutlu erkek. |
Türkçe-Farsça |
| Ersagun |
Alp Arslan’ın çocukluk arkadaşı ve komutanlarından biri. |
Türkçe |
| Erşahan |
Şahin gibi güçlü yiğit. |
Türkçe |
| Erşahin |
Erkek şahin, kuş. |
Türkçe |
| Ersal |
Yiğitliğinle tanın. |
Türkçe |
| Ersalmış |
(bkz. Ersal). |
Türkçe |
| Ersan |
l. Adıyla, sanıyla ünlenmiş erkek. 2. Güzel, güçlü san bırakmak. |
Türkçe |
| Erşat |
Doğru yolu bulan |
Bilinmiyor |
| Ersavaş |
(bkz. Ersal). |
Türkçe |
| Ersayın |
Saygı değer kimse. |
Türkçe |
| Erseç |
Seçkin ol. |
Türkçe |
| Erşed |
Er reşid, ergin olan, doğru yola daha yakın, hareket hattı daha iyi olan. (bkz. Reşid |
Arapça |
| Ersen |
Meclis, kurultay, kongre. |
Farsça |
| Erserim |
(bkz. Serim). |
Türkçe |
| Erseven |
Seven erkek. |
Türkçe |
| Ersever |
(bkz. Erseven). |
Türkçe |
| Ersezen |
(bkz. Ersezer). |
Türkçe |
| Ersezer |
Kavrayışı güçlü erkek. |
Türkçe |
| Ersin |
Erkeksin anlamında |
Türkçe |
| Ersöz |
Yiğit sözlü. |
Türkçe |
| Ersu |
(bkz. Ersöz). |
Türkçe |
| Ersunal |
(bkz. Ersu). |
Türkçe |
| Ertaç |
Erkekliği taç gibi taşıyan |
Türkçe |
| Ertan |
Dericilerin,, yaprağıyla sahtiyan (deri) boyadıkları bir nevi ağaç. |
Arapça |
| Ertaş |
Taş gibi erkek. -Er ve taş kelimelerinden birleşik isim. |
Türkçe |
| Ertaylar |
Uzun boylu, yakışıklı erkek. |
Türkçe |
| Erte |
1. Gelecek şafak, şafak sökme zamanı. 2. Yarın. 3. Herhangi bir işte ilk başarı. |
Türkçe |
| Ertek |
Tek, eşsiz yiğit. |
Türkçe |
| Ertekin |
Soylu erkek. Er ve tekin kelimelerinden birleşik isim. |
Türkçe |
| Ertem |
Erdem / Fazilet |
Türkçe |
| Erten |
1. Sabah güneşin doğduğu zaman. 2. Gün. |
Türkçe |
| Ertingü |
Olağanüstü görülmemiş. |
Türkçe |
| Ertok |
Gözü, gönlü tok yiğit. |
Türkçe |
| Ertöre |
Töreleri olan yiğit. |
Türkçe |
| Ertuğ |
Sorguç tutan erkek. |
Türkçe |
| Ertuğrul |
Dürüst, doğru, yiğit. Ertuğrul Gazi: Osmanlı hanedanının kurucusu. Osman Bey'in babas |
Türkçe |
| Ertuna |
(bkz.Tuna). |
Türkçe |
| Ertunç |
l. Tunç renkli erkek. -2. Tunç madeni gibi güçlü kuvvetli erkek. Er ve tunç kelimeler |
Türkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Ertunga |
1. Yiğit hakan. 2. Uygur yazıtlarında geçen Türk adı. |
Türkçe |
| Ertürk |
Er-türk. Yiğit türk. |
Türkçe |
| Ertüze |
(bkz. Tüze). |
Türkçe |
| Erüstün |
Üstün erkek. |
Türkçe |
| Eryalçın |
Sert, güçlü, boyun eğmez yiğit. |
Türkçe |
| Eryaman |
Güçlü, becerikli. |
Türkçe |
| Eryavuz |
Yürekli, korkusuz. |
Türkçe |
| Eryetiş |
Erken gel. |
Türkçe |
| Eryıldız |
Yıldız gibi parlak yiğit. |
Türkçe |
| Eryılmaz |
(bkz. Yılmaz). |
Türkçe |
| Erzade |
Yiğit oğlu. |
Türkçe-Farsça |
| Esad |
1. Oldukça mutlu, daha saadetli. 2. Çok hayırlı. – Türk dil kurallarına göre "d/t" ol |
Arapça |
| Esari |
Bağlı, bağlanmış. |
Arapça |
| Esat |
Uğurlu, şanslı |
Arapça |
| Eşay |
Ay kadar güzel. |
Türkçe |
| Eşca |
En cesur, en yiğit kişi. |
Arapça |
| Ese |
Rüzgar. |
Kantokça |
| Esed |
Arslan. Gazanfer. Haydar. Cesur ve kahraman kişi anlamında kullanılmıştır. |
Arapça |
| Esedullah |
(Allah'ın arslanı) Hz. Ali, Hayber'in fethinde gösterdiği kahramanlıktan dolayı Rasûl |
Arapça |
| Esenboğa |
(bkz. Esen). |
Türkçe |
| Esendağ |
Dağ gibi güven verici ve sağlam yaptı. |
Türkçe |
| Esener |
Sağlıklı, rahat kimse. |
Türkçe |
| Esentürk |
Güçlü, kuvvetli, sağlıklı Türk. |
Türkçe |
| Eşfak |
Daha şefkatli, çok merhametli. |
Arapça |
| Eşir |
Çok sevinçli. |
Arapça |
| Eslek |
1. Çalışkan, gayretli. 2. Yumuşak başlı, uysal. 3. Atik, çevik. |
Türkçe |
| Eşraf |
1. Şerefli, saygın kimseler. 2. Bir yerin zenginleri, sözü geçenler. |
Arapça |
| Eşref |
Daha şerefli, çok onurlu, çok aziz, pek muhterem. Eşrefi: Akkoyunlular devrinde kulla |
Arapça |
| Etem |
Daha tam daha noksansız, mükemmel. (bkz. Ekmel). |
Arapça |
| Ethem |
(bkz. Edhem). |
Arapça |
| Etka |
Allah korkusu ile günahtan çok fazla çekinen. Haram veya helâl olduğunu iyice bilmedi |
Bilinmiyor |
| Evcan |
Evdeki insan evcimen. |
Türkçe |
| Evcimen |
Evine, ailesine bağlı. Ev işlerinde becerikli. |
Türkçe |
| Evfa |
Daha vefalı, cana yakın, sözünde duran. |
Arapça |
| Evirgen |
İşini bilen, tedbirli kimse. |
Türkçe |
| Evliya |
1. Veliler. 2. Allah'ın dostları. 3. İman edip salih amel işleyenler. 4. Allah yolund |
Arapça |
| Evren |
1. Büyük yılan, ejderha. 2. Felek, zaman. 3. Kainat, dünya. 4. Yaşanılan vasat. |
Türkçe |
| Evrensel |
"Alemşümül" karşılığı olarak. Fransızca "Universal'e benzetilerek kullanılır. |
Türkçe |
| Evrim |
Aşamalarla kendini gösteren ilerleme, değişim |
Türkçe |
| Evvah |
1. Çok ah eden. 2. Çok dua eden. 3. Merhametli. 4. İmanı sağlam. 5. Din bilgisi çok g |
Arapça |
| Evvel |
1. İlk başlangıç, ilkin. 2. Allah'ın 99 isiminden biri. |
Arapça |
| Eymen |
1. Daha uğurlu, çok talihli, hayırlı, kutlu. 2. Sağ taraftaki. Eymen b. Hureym:. Saha |
Arapça |
| Eyüb |
1. Sabırlı. 2. Dönen, pişman olan, günahlarına tevbe eden demektir. Kur'an'da adı geç |
Arapça |
| Eyüp |
Sabrın simgesi olmuş bir peygamber |
Arapça |
| Ezelhan |
(bkz. Ezel). |
Arapça-Türkçe |
| Fadale |
1. Faziletli. 2. Rasulullah'a tabi olmuş sahabedendir. Medineli ilk müslümanlardandır |
Arapça |
| Fadıl |
(bkz. Fâzıl). |
Arapça |
| Fadl |
1. İyilik. 2. Fazilet. 3. Erdemlilik. Fadl b. Abbas b. Abdülmuttalib: Rasulullah'ın a |
Farsça |
| Fahhar |
1. Çok övünen, kendini çok metheden. 2. Çanak, çömlek, toprak testi. 3. Saksı. |
Arapça |
| Fahim |
1. Akıllı, anlayışlı, kavrayışlı.2. Ulu, büyük, sayan. |
ArArapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Fahir |
1. Övünülecek, iftihar edilecek. 2. Şerefli, kıymetli. 3. Parlak, güzel, mükemmel. |
Arapça |
| Fahreddin |
Dinin övdüğü, diniyle övünen. Dinin seçkini. Fahreddin Razi: (Rey 1149-Horat 1209). M |
Arapça |
| Fahrettin |
Karşılıksız kabul edilen görev, iş |
Arapça |
| Fahri |
Bir karşılık beklemeden yalnızca şeref ve iftihar vesilesi olarak kabul edilen iş. (İ |
Arapça |
| Faik |
1. Üstün, seçkin, yüksek, ileri. 2. Mümtaz, manevi olarak üstün olan. |
Arapça |
| Faiz |
Fevz bulan, muradına ulaşan, başarı kazanan. Kur'an'da müslümanları vasfetme sadedind |
Arapça |
| Fakı |
Fakih'ten bozma kelime. Anadolu'da okuryazar ve bilgili imam, hoca gibi kimselere esk |
Türkçe |
| Fakih |
l. Bir şey bilen yahut anlayan kimse. 2. Fıkıh ilminde üstad. İslam hukuk bilgini. |
Arapça |
| Fakir |
Yoksul |
Türkçe |
| Falih |
1. Felaha eren, başarı kazanan, muradına eren. 2. Toprağı süren, eken. |
|
|
|
|
Web Stats
Sitemizde Yayınlanan haber, Yazı, Video, Makale ve Dökümanları
Sitemiz Paylaşım Amaçlı Sunar Ve Hiçbir Sorumluluk Kabul Etmez. |
| |
|
Tuncay Çakan,
2011-2385 Sürekli Görevle Yurt Dışında Bulunan Memurlara Ödenecek Aylıklara İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar,
Bazı Tüketici Ürünlerinin Tehlikeli Kimyasal Madde İçeriğine Yönelik Piyasa Gözetimi ve Denetimine İlişkin Tebliğ,
Gana,
Eruh Aile Hekimliği Sorgulama,
Kolbastı Rekoru Böyle Kırıldı Guinness Dünya Rekorları Türkiye Denemeleri,
winrar virüs,
kpss ne zamn yapılacak,
12 Haziran 2011 e2 TV Seçim Sonucu,
Uluslararası Ticaret ve Lojistik Yönetimi TM-12012 Yılı LYS Taban Puanı ve Başarı Sırası,
Yozgat Cumhuriyet Başsavcılığı,
ili Saadet partisi millet vekili aday listesi 12 haziran 2011 Yalova ili SP,
Esnaf ve Sanatkarlar Serbest Çal.Sosyal Sigortalar Kanunu ,
süper Taş Devrinde Balık Avlama oyunu ,
son youtube yasağını nasıl kaldırırsınız,
a destek sosyal medyada çığ gibi,
Besiktas 3-1 Eskisehirspor Spor Toto Süper Lig Maçı Golleri ve Geniş Özeti İzle -VİDEO 16 Mayıs 2011,
ın Takımının oynadığı avrupa ligi maçı,
Çal ili ilçesi 12 haziran 2011 seçim sonucu,
TEKİRDAĞ İli Borcu Ne Kadar,
Gençlerbirliği - Galatasaray: 2 - 3,
çapa,
Troy,
Online Angelina Jolie Filmleri İzle,
Metin Yavuz Yalçın,
da lise öğrencisi genç kız,
dan geldi. Temsilcimiz Arda Turan,
Disko Kralı Okan Bayülgen ve Konukları Aziz Üstel-Esra Balamir-Atiye (Kingodisco Tüm Program İzle) 07-08 Mayıs 2011,
Şebnem Bozoklu Filiz Kimdir Biyografisi,
Mustafa Kaya Anadolu Lisesi,
|
| |
|