|
Bu Haber 02.01.2010 12:20:29
Eklenmiştir. 4891 Kez Okunmuştur. |
|
D - E - F Harfleri İle Başlayan Kız Bebek İsimleri ve Anlamları
|
BU HABERİ
BEĞEN VE
PAYLAŞ
|
|
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Dahiye |
(bkz. Dahi). |
Arapça |
| Dalay |
Deniz. |
Türkçe |
| Dalya |
Yıldız çiçeği. |
Türkçe |
| Damla |
1. Bir sıvıdan ayrılarak düşen parça halinde, küçük miktar, katre. 2. Belli miktarlar |
Türkçe |
| Darya |
Allah’ın Lutfu |
Yunanca |
| Define |
1. Yere gömülmüş, kıymetli eşya. 2. Kıymet ve değeri olan kimse veya mal. |
Arapça |
| Defne |
Akdeniz ikliminde yetişen, yapraklan sert ve üst yüzleri parlak açık sarı çiçek ve gü |
Yunanca |
| Defnenaz |
Yaprakları güzel kokulu bir ağaç türünün adı ile Naz kelimelerinin birleşiminden oluş |
Türkçe |
| Delistan |
İlkbaharda birdenbire kabarmış bahçe. Gelişmiş, içinde her türden bitki bulunan, karı |
Türkçe |
| Demet |
1. Bağlanarak, oluşturulan deste. 2. Biçilip bağlanmış ekin. 3. Bir kaynaktan çıkan ı |
Türkçe |
| Deran |
Güzellik. |
Kürtçe |
| Deren |
Derleyen, toplayan, ekini biçip toplayan. |
Türkçe |
| Derin |
Yüzeyi tabanından uzak olan |
Türkçe |
| Derya |
Deniz, büyük nehir. |
Farsça |
| Deryace |
1. Küçük deniz. 2. Göl. |
Farsça |
| Deryadil |
Gönlü geniş, herşeyi hoş gören. |
Farsça |
| Deryanur |
Nur denizi, deryası. |
Farsça-Arapça |
| Desen |
1. Renksiz çizim. 2. Kumaş şekli. |
Fransızca |
| Destan |
1. Hikaye, kıssa. 2. Hile, mekr, tenvir. 3. Rüstem'in babasının lakabı. |
Farsça |
| Deste |
1. Demet, tutam, takım. 2. Kabza, tutacak yer. 3.On yapraklık altın varak defteri. |
Farsça |
| Destegül |
Gül demeti, destesi. |
Farsça |
| Destina |
Kader |
Yunanca |
| Diba |
1. Alacalı ipek kumaş. 2. Atlas. |
Farsça |
| Dibace |
1. Kitabın başlangıç kısmı, önsöz. 2. Kitapların süslü sayfaları. |
Farsça |
| Didar |
1. Yüz, çehre. 2. Görme, görüşme. 3. Görüş kuvveti. 4. Açık meydanda. |
Farsça |
| Dide |
1. Göz. 2. Gözcü. 3. Gözbebeği. 4. Gözucu. |
Farsça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Didem |
Gözüm. |
Farsça |
| Dila |
İçten gönülden seven |
Farsça |
| Dilara |
1. Gönül alan, gönül kapan, gönül okşayan, gönlü dinlendiren. 2. Bugün elde örneği ol |
Farsça |
| Dilaviz |
Gönlün takıldığı, gönüle takılan. |
Farsça |
| Dilay |
Gönlü aydınlatan ay. |
Farsça |
| Dilayla |
Anlamı ve kökeni hakkında fikir sahibi olanlar bizi bu konuda aydınlatabilirlerse çok |
Bilinmiyor |
| Dilbaz |
1. Gönül eğlendiren. 2. Güzel söz söyleyen. 3. Yüze hoş görünen. |
Farsça |
| Dilber |
Gönül alıp götüren, güzel. |
Farsça |
| Dilberan |
Dilberler, güzeller. |
Farsça |
| Dilberay |
Ay gibi güzel kadın |
Farsça |
| Dilbeste |
Gönül bağlamış, aşık. |
Farsça |
| Dilcan |
Samimi, içi dışı bir olan. |
Farsça |
| Dildar |
1. Birinin gönlünü almış, sevgili. 2. Abdülbaki Dede'nin terkib ettiği 7 makamdan bir |
Farsça |
| Dilderen |
Sevgi toplayan, gönül alan, beğenilen. |
Farsça |
| Dilefruz |
Gönül aydınlatan. (bkz. Dilfüruz). |
Farsça |
| Dilek |
1. Dilenen şey, arzu, istek. 2. İsteme, arzu etme, dileme. |
Türkçe |
| Dilem |
Gönül ilacı. |
Farsça |
| Dilemnur |
Nurlu gönül ilaci |
Farsça |
| Diler |
İsteyen, dileyen |
Farsça |
| Dilferah |
Gönlü ferah, sevinçli. |
Farsça |
| Dilfeza |
Gönlü genişleten, gönlü artıran. |
Farsça |
| Dilfüruz |
Gönüle ferahlık veren, sevindiren. |
Farsça |
| Dilkeste |
Gönül çekici. |
Farsça |
| Dilman |
(bkz. Dilmen). |
Türkçe |
| Dilmen |
1. Güzel. 2. Güzel dil bilen, konuşan, söz söyleyen. |
Farsça |
| Dilnur |
Gönlü nurlu. |
Farsça |
| Dilrah |
Gönül yolu. |
Farsça |
| Dilruba |
1. Gönül kapan, gönül alan. 2. Tahminen 2 asırlık bir makam. |
Farsça |
| Dilşad |
Gönlü hoş, sevilmiş. |
Farsça |
| Dilşat |
Gönlü hoş,sevinçli |
Farsça |
| Dilşükufe |
Gönül çiçeği. |
Farsça |
| Dilsuz |
Gönül yakan, yürek yakıcı. |
Farsça |
| Dilvin |
Güzel konuşan,tatlı dilli (Cennet kapısında bekleyen meleklerin adı) |
Arapça |
| Dirahşan |
Parlak, parlayan. |
Farsça |
| Diren |
Toplayan,dirgen, genellikle harmanda sapları yaymaya yarayan demirden, çatallı bir ta |
Bilinmiyor |
| Dize |
Şiirin satırlarından her biri, mısra |
Türkçe |
| Doğannur |
Nurun doğması. |
Türkçe |
| Döndü |
1. Henüz evlenmemiş kız. 2. Örfte devamlı erkek çocuğu olan ailenin son doğan çocuğu |
Türkçe |
| Döne |
Karşı ziyarette bulunma. (bkz. Döndü). |
Türkçe |
| Doyum |
Ganimet almış. |
Türkçe |
| Ducihan |
İki cihan, dünya ve ahirct. |
Farsça |
| Dudu |
1. Hanım, küçük kardeş. 2. Papağan, tuti. Bir papağan cinsi. 3. Abla, yaşlı ermeni ka |
Farsça |
| Duhter |
Kerime, kız. |
Farsça |
| Dülfin |
Arap astronomları tarafından Delphinus yıldız kümesine verilen isim. |
Arapça |
| Dünya |
Yeryüzü |
Türkçe |
| Duranay |
Ayın en uzun süre gökyüzünde kaldığı zaman. |
Türkçe |
| Dürdane |
1. İnci tanesi. 2. Sevgili, kıymetli. |
Farsça |
| Durdu |
(bkz. Dursaliha). |
Türkçe |
| Dürefşan |
1. İnci serpen. 2. İnci gibi söz söyleyen ağız. |
Farsça |
| Düriyye |
1. İnci gibi parlayan, parlak. 2. Parıltılı yıldız. |
Arapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Durkadın |
(bkz. Dursaliha). |
Türkçe |
| Dürnur |
İnci ışığı. |
Farsça |
| Dürre |
İnci tanesi. |
Arapça |
| Dürriye |
İnci gibi parlayan |
Bilinmiyor |
| Dursaliha |
Erkek çocuğu olmayan ailelerin en son doğan kız çocuklarına verdikleri ad. |
Türkçe-Arapça |
| Duru |
Saf, berrak. |
Türkçe |
| Durugül |
Temiz, saf gül. |
Türkçe |
| Dürveş |
İnci gibi. |
Farsça |
| Düşüm |
Hayalimdeki, düşlediğim, istediğim anlamında. |
Türkçe |
| Duygu |
1. His. 2. Duyulan, işitilen, hissedilen şey. |
Türkçe |
| Duysal |
Duymakla, hissetmekle ilgili olan. |
Türkçe |
| Ebru |
1. Kaş. 2. Bulut renginde, buluta benzer, bulut gibi dalgalı, bulutlu. 3. Kağıt üzeri |
Farsça |
| Ece |
1. Baş reis. 2. Kraliçe. 3. Ana. 4. Yaşlı kadın. |
Türkçe |
| Ecegül |
(bkz. Ece). |
Türkçe |
| Ecehan |
(bkz. Ece). |
Türkçe |
| Ecem |
Kraliçem, benim sultanım |
Türkçe |
| Ecenaz |
Ece ve naz kelimelerinin birleşiminden oluşmuş bir isimdir. |
Türkçe |
| Echer |
1. Son derece güzel kadın. 2. Gündüz iyi görmeyen karmaşık gözlü. |
Arapça |
| Ecre |
Mükafat anlamı taşır. Ecr kökünden türemiştir. |
Arapça |
| Ecren |
Bknz. Ecrin : Allah’ın hediyesi anlamını taşımaktadır. Bu isim hakkında ayr |
Arapça |
| Eda |
1. Naz, cilve. 2. Kurum, caka. 3. Alınan şeyi geri ödeme. 4. Bir vazifeyi yerine geti |
Arapça |
| Edagül |
(bkz. Eda). |
Türkçe |
| Edibe |
(bkz. Edip). |
Arapça |
| Edviye |
Devalar, ilaçlar, çareler. |
Arapça |
| Efhem |
1. Çabuk anlayan. 2. Zihni açık olan. 3. Daha ulu, çok büyük şeref sahibi fehametli. |
Arapça |
| Efide |
Yürekler, kalpler, gönüller. |
Arapça |
| Eflal |
Meyveleri yerde, kökleri gökyüzünde cennetteki bir meyve ağacı (Anlamının Yanlış Oldu |
Arapça |
| Eflin |
Cennete açılan kapı |
Farsça |
| Efnan |
Cennetteki güzel gözlü kız |
Arapça |
| Efra |
Anlamı konusunda bilgi sahibi olan ziyaretçilerimiz bize ulaşabilirler. |
Arapça |
| Efraz |
Kaldıran, yükselten. Firar. Yükselten, mümtaz, büyük, meşhur, maruf. |
Farsça |
| Efruz |
1. Şule, parıltı. 2. Aydınlatan, parlatan. 3. Tutuşturan, yakan. Gösterişli güzel. |
Farsça |
| Efsa |
Sihirbaz. Efsuncu. İnsanı teshir edici. | cennet ırmaklarından birinin adı |
Farsça |
| Efşan |
Eklendiği kelimelere "saçan, dağıtan, serpen, silken" manası verir.. Gülefşan: Gül sa |
Farsça |
| EfEfsane |
1. Asılsız hikaye. 2. Masal, boş söz, saçma sapan lakırdı. Dillere düşmüş, maşhur olm |
Farsça |
| Efsun |
1. Efsun, büyü, sihir, gözbağcılık, (bkz. Füsun). |
Farsça |
| Eftalya |
Bir dönemin ünlü gayrimüslim ses sanatçısı Denizkızı Eftalya'dan |
Yunanca |
| Egenur |
(bkz. Ege). |
Türkçe |
| Ehlem |
Arapça da anlamı selam vermek hayırlı günler dilemek güne iyi başlamak anlamında kull |
Arapçatd> |
| Ehliyet |
1. İşe yarar halde bulunuş, bir işi hakedebilecek durumda bulunuş, selahiyet, yetki. |
Arapça |
| Ekim |
1. Toprağa ürün ekme işi. 2. Yılın onuncu ayı. |
Türkçe |
| Ekin |
1. Ekilmiş tahılın sürmüşü, tarlada bitmiş tahıl. 2. Kültür. |
Türkçe |
| Ela |
Sarıya çalan kestane rengi, göz rengi. |
Arapça |
| Elam |
Türkçe : Benim olan ela... Farsça : Elam İmparatorluğu Eski Elamite İmparatorluğu |
Türkçe-Farsça |
| Elanaz |
Ela ve naz kelimelerinin birleşiminden oluşmuş bir isimdir. |
Türkçe |
| Elanur |
(bkz. Ela). |
Arapça |
| Elasu |
Ela ve su kelimelerinin birleşiminden oluşmuş bir isimdir. |
Türkçe |
| Elçim |
Deste demet tutam |
Türkçe |
| Elçin |
Deste / Demet / Bir kerede ele alınabilecek kadar az olan nesne |
Türkçe |
| Elen |
Çok değerli ender bulunan mücevher... |
LaLatince |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Elezan |
Göğe yükselen ezan sesi anlamındadır. Anlamının yanlış yada eksik olduğunu düşünüyors |
Arap |
| Elfida |
Feda etme, gözden çıkarma, verme. |
Arapça |
| Elfin |
Küçük yaramaz, Ele avuca sığmaz |
İngilizce |
| Elfiye |
l1000 mısralık manzume. 2. Manzum risaleler. |
Arapça |
| Elif |
1. İslami alfabenin ilk harfi. Ebccd hesabında değeri birdir. 2. Musikide "la" notası |
Arapça |
| Elife |
(bkz. Elif). |
Arapça |
| Elis |
Güzel kokulu bir çicek. İsim hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olan ziyaretçilerimiz |
Arapça |
| Elisa |
Elisa = Elyesa: Benî İsrail Peygamberlerindendir. Benî İsrail ise; günden güne K |
Almanca |
| Eliz |
El izi |
Türkçe |
| Elizan |
Uzaktan duyulan ezan sesi |
Arapça |
| Ella |
Sonsuzlukluk |
Fransızca |
| Ellada |
Ümit. |
Yunanca |
| Elmas |
1. Bilinen kıymetli taş. 2. Pek sevgili ve kıymetli. 3. Billurlaşmış saf ve şeffaf ka |
Yunanca |
| Elnare |
Ülkesinin ışığı, Odlar yurdu Azerbaycan’ın diğer ismi ile de eşanlamlıdır. |
Azerice |
| Elveda |
Veda etmek. |
Türkçe |
| Elzem |
Çok gerekli olan, vazgeçilmez. |
Türkçe |
| Emanet |
1. Emniyet edilen kimseye bırakılan şey, eşya veya kimse. 2. Osmanlı devletinde bazı |
Arapça |
| Emel |
1. Ümit. 2. Şiddetli arzu, hırs, tamah. 3. Uzun zamanda gerçekleşebilecek arzu. 4. İn |
Arapça |
| Emet |
Bereket, bolluk. |
Farsça |
| Emine |
1. Arapça'daki Amine kelimesinin Türkçeleştirilmiş şeklidir. 2. Peygamberimizin annes |
Arapça |
| Emira |
Eski mısırda prenseslere verilen ünvan. Bu isim hakkında daha fazla bilgi sahibi o |
Bilinmiyor |
| Emire |
(bkz. Emir). |
Arapça |
| Emra |
Emra ; en güzel sunuş hediye anlamındadır. Emir veren kadın. |
Bilinmiyor |
| Emriye |
(bkz. Emri). |
Arapça |
| Enda |
Yüksek, yüce, âlâ. |
Osmanlıca |
| Enfes |
Çok güzel, en güzel. |
Arapça |
| Enise |
(bkz. Enis). |
Arapça |
| Erda |
Beyaz karınca. |
Arapça |
| Erdemay |
(bkz. Erdem). |
Türkçe |
| Erdibike |
Olgunluğa erişmiş, deneyimli kadın. |
Türkçe |
| Erengül |
(bkz. Eren). Eren ve gül isimlerinden birleşik. |
Türkçe |
| Erge |
Şımarık, nazlı. |
Türkçe |
| Eribe |
(bkz. Erib). |
Arapça |
| Erike |
Taht. |
Arapça |
| Erma |
Çok güzel ve cilveli olan. |
Arapça |
| Ersevim |
Sevimli, sempatik erkek. |
Türkçe |
| Ervin |
1. Tecrübe, sınama, deneme. 2. Şeref ve itibar. |
Farsça |
| Esengül |
Canlı, dipdiri, renkleriyle yeni açan güzel gül. |
Türkçe |
| Esil |
1.Şerefli, şanlı, namlı, haysiyetli, itibarlı ve otoriter kişi. 2.Parlak, uzun ve d |
Osmanlıca |
| Esila |
Esila kuran da geçen arapça bir kelimedir ve geçtiği yer ile anlamı şöyledir: "vez |
Arapça |
| Esilasu |
Esila ve su kelimelerinin birleşiminden oluşmuş bir isimdir. |
Arapça |
| Esim |
Rüzgarın en tatlı ve hafif esmesi. |
Türkçe |
| Esin |
-1. Rüzgar, sabah rüzgarı. 2. İlham, çağrışım. |
Türkçe |
| Eslem |
Daha sağlam, en selâmetli, en sâlim. |
Bilinmiyor |
| Eslemnur |
Allah’ın askerleri, islam hakikat doğru |
Arapça |
| Esma |
1. Adlar. 2. Kulaklar, işitme. Esmaü'l-Hüsna: Allah'ın güzel isimleri. Hz. Esma: Hz. |
Arapça |
| Esmahan |
(bkz. Esma). |
Türkçe |
| Esman |
Bedeller, kıymetler, değerler. |
Arapça |
| Esmanur |
Adı nur |
Arapça |
| Esme |
Esmek fiili. |
Türkçe |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Esmer |
(bkz. Esved). |
Arapça |
| Esmeray |
Siyah ay, buğday renkli, karayağız. |
Arapça-Türkçe |
| Esna |
Bir işin yapıldığı an, sıra: "Ben de o esnada onun söyleyemediği tarafları zi |
Türkçe |
| Esra |
Daha hızlı, daha çabuk, en çabuk. Karanlıkta yol gösteren, anlamlarını taşır. |
Arapça |
| Esranur |
Çabuk, hizli, en hizli Allah(c.c) isimlerinden aydinlatan |
Arapça |
| Esved |
Siyah, kara. |
Arapça |
| Esver |
Medinede bulunan hacer-ül esver taşının adı |
Arapça |
| Eva |
Havva. Yaratılan ilk kadın demek. Akşam, arife, arife gecesi. (Almanca, İtalyanca, İs |
Almanca |
| Evda |
Kursağının tüyleri beyaz olan güvercin. |
Arapça |
| Evdegül |
Güzel kız. |
Türkçe |
| Evenur |
Eve gelen nur, eve doğan nur |
Türkçe |
| Evin |
Tohum, tane, öz cevher. |
Türkçe |
| Evla |
Daha uygun, daha layık, daha iyi üstün. Hayırlı amel. |
Arapça |
| Evnur |
(bkz. Evdegül) |
Türkçe |
| Evra |
Hisar. |
Farsça |
| Evro |
Kıble rüzgarı. |
Lazca |
| Evsa |
Daha geniş ve daha uzak hale getirmek anlamında bir fiildir. |
Arapça |
| Evşen |
Hafif / Şen olan ev gibi de tanımlanabilir |
Bilinmiyor |
| Eylem |
1. Eyleme işi, fiil, aksiyon. 2. Bir durumu değiştirme ve daha ileriye götürme yönün |
Türkçe |
| Eylül |
Sonbahar'ın ilk ayı. |
Arapça |
| Eyşan |
Şanlı güzel, güzelliği ile ünlü |
Bilinmiyor |
| Eyşe |
Güzel, akıllı |
Bilinmiyor |
| Ezamet |
(bkz. Azamet). 1. Büyüklük, ululuk. 2. Çalım, kıvrım. |
Arapça |
| Ezfer |
Güzel kokulu. |
Arapça |
| Ezgi |
1. Belli bir kurala göre yaratılan ve kulakta haz uyandıran şeşname. 2. Makamla söyle |
Türkçe |
| Ezna |
Rüyayla gelen Bu isim ve anlamının doğruluğu yada yanlışlığı konusunda bilgi sahib |
Farsça |
| Ezo |
İsmin anlamı ve kökeni konusunda bilgi sahibi olan ziyaretçilerimiz bize yardımcı ola |
Bilinmiyor |
| Ezra |
1. Pek fasih, sözü düzgün adam. 2. Beyaz kulaklı siyah at. |
Arapça |
| Fadik |
Fatma adının bir söyleniş biçimi |
Türkçe |
| Fadile |
(bkz. Fazıl). |
Arapça |
| Fadime |
(bkz. Fatma). |
Türkçe |
| Fadiş |
Fatma adının bir söyleniş biçimi |
Türkçe |
| Fahamet |
1. Fahimlik, ululuk. 2. İtibar, kıymet, değer. |
Arapça |
| Fahime |
(bkz. Fahim). |
ArArapça |
| Fahire |
(bkz. Fahir). |
Arapça |
| Fahriye |
Bir işi çıkar beklemeden yapan |
Arapça |
| Fahriyye |
(bkz. Fahri). İslami edebiyatla, şairlerin kendi vasıflarından, faziletlerinden ve şa |
Arapça |
| Fahrünissa |
Övünülecek değerde kadın |
Arapça |
| Fahrunnisa |
(bkz. Fahir). Çok övünen, şanlı, şerefli, onurlu kadın. |
Arapça |
| Faika |
(bkz. Faik). |
Arapça |
| Faiza |
(bkz. Faiz). |
Arapça |
| Farah |
Mutluluk, Neşe |
Arapça |
| Farise |
(bkz. Faris). |
Arapça |
| Fatıma |
1. Sütten kesilmiş. 2. Kendisi ve zürriyeti cehennemden uzak kılınmış.Hz. Peygamber'i |
Arapça |
| Fatîne |
((bkz. Fatin). |
Arapça |
| Fatma |
Sütten kesme / Aslı Fatima |
Arapça |
| Fatmagül |
(bkz. Fatma). |
Arapça |
| Fatmanur |
(bkz. Fatma).td>
| ArArapça |
| Fatoş |
Fatma adının halk arasında bir başka söyleniş biçimi |
Türkçe |
| Fayiha |
1. Çiçek veya meyve kokusu. 2. Güzel kokulu nesne.td>
| ArArapça |
| İsim |
Anlamı |
Kökeni |
| Fazıla |
(bkz. Fazıl). |
Arapça |
| Fazilet |
1. İnsanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye olan devamlı ve değişmez istidat, gü |
Arapça |
| Fecriye |
(bkz. Fecri). |
Arapça |
| Fehamet |
(bkz. Fahamet). |
Arapça |
| Fehime |
Anlayışlı, çabuk kavrayan |
Arapça |
| Fehmiye |
(bkz. Fehmi). |
Arapça |
| Ferah |
1. Gönül açıklığı. 2. Sevinç, scvinme. |
Arapça |
| Ferahengiz |
Ünlü bir çeşit lale. |
Farsça-Türkçe |
| Ferahfeza |
1. Ferah artıran. 2. Türk müziğinin mürekkeb makamlarından. 3. Meşhur bir lale türü. |
Arapça-Farsça |
| Ferahna |
1. Bolluk, genişlik. 2. Geniş yer. |
Farsça |
| Ferahnak |
Sevinçli. Türk müziğinin mürekkeb makamlarından. |
Farsça |
| Ferahnaz |
Nazlı kız. |
Farsça |
| Ferahşan |
1. Sevinç veren. 2. Ferah saçan. |
Farsça |
| Feraset |
Anlayışlılık, çabuk seziş. |
Arapça |
| Feray |
Aydınlık, parlak ay, canlılık, süs, zinet. |
Farsça |
| Feraye |
Ay ışığı, ayın parlaklığı. |
Farsça |
| Ferda |
1. Yarın. 2. Gelecek zaman, ati. 3. Ahiret, öbür dünya. |
Farsça |
| Ferdane |
Tekli, yalnız. |
Arapça |
| Ferdiyye |
(bkz. Ferdi). |
Arapça |
| Ferhal |
Kıvırcık ve dolaşık olmayan uzun saç. |
Farsça |
| Ferhunde |
Mübarek, mesut, meymenetli, kutlu, uğurlu. |
Farsça |
| Ferican |
Hayat ışığı. |
Farsça |
| Feride |
(bkz. Ferid). -Kendi reyiyle hareket eden, kibirli, gururlu kimse. |
Arapça |
| Feriha |
Sevinçli, ferah |
Arapça |
| Feryal |
Gözleri ışık saçan güzel kız. |
Bilinmiyor |
| Ferzan |
İlim ve hikmet. |
Farsça |
| Fetanet |
Zihin açıklığı, zihnin yaratılıştan bir şeyi çabuk ve iyi kavraması. Peygamberlere ma |
Arapça |
| Fethiyye |
(bkz. Fethi). |
Arapça |
| Fevziye |
1. (bkz. Fevzi). 2. Tarihte, yeniçeri ocağının kaldırılması üzerine 2. Sultan Mahmud |
Arapça |
| Feyza |
1. Suyun taşıp akması. 2. Bolluk, çokluk, verimlilik, fazlalık, gürlük, ilerleme, çoğ |
Arapça |
| Fidan |
1. Yeni yetişen körpe ağaç. 2. Fidan boylu: İnce uzun mütenasip. |
Yunanca |
| Fide |
Bahçıvanlıkta, yastıklarda tohumdan yetiştirilip başka yerlere dikilmek için hazırlan |
Yunanca |
| Figan |
Bağırarak ağlama, inleme anlamlarını taşımaktadır. |
Farsça |
| Figen |
Atıcı, yıkıcı, düşürücü. |
Farsça |
| Fikriye |
(bkz. Fikri). |
Arapça |
| Filiz |
1. Bitkilerde yeni sürgün, tohumdan çıkan yeni uçlar. 2. Ocaktan çıkarılmış, eritilme |
Arapça |
| Firdevs |
1. Cennet, 2. Bostan, bahçe. Firdevsi: İran’ın milli destanı olan "Şeyhname"nin |
Arapça |
| Firuze |
1. (bkz. Firuz). 2. Nişabur'da çıkan açık mavi renkli ve değerli bir yüzük taşı. 3. A |
Arapça |
| Fitnat |
Zihin açıklığı, zeyreklik. Zihnin herşeyi çabuk anlayışı. Türk şairlerinden meşhur bi |
Arapça |
| Fuldem |
Her zaman geniş, açık görüşlü |
Bilinmiyor |
| Fulden |
Her zaman geniş, açık görüşlü |
Bilinmiyor |
| Fulin |
Hoş kokulu çiçek ve iç güzelliği |
Bilinmiyor |
| Fulsen |
Bir çiçek adı. Anlamı konusunda daha fazla bilgiye sahip olan ziyaretçilerimiz bize y |
Bilinmiyor |
| Fulya |
Nergisgillerden, san renkte çiçeği keskin ve güzel kokulu bir bitki, sarı soğançiçcği |
İtalyanca |
| Funda |
Kırcık yerlerde yetişen ve birçok çeşidi olan çalı. |
Türkçe |
| Füreyya |
Parlak, ışıltılı günler |
Bilinmiyor |
| Füsun |
Büyü sihir. Şaşırtıcı güzelliğe sahip, hayret verici derecede güzel. |
Arapça |
| Gabra |
Yer, yeryüzü, arz. |
Arapça |
| Galibe |
(bkz. Galib). |
Arapça |
| Gamze |
1. Süzgün bakış. 2. Çene veya yanak çukurluğu. |
Arapça |
|
|
|