Kurşun da böyle çarpar. Yanımdan yöremden geçti, bilirim. Vurulmuş bir dostum, “göğsüne kamyon çarpmış gibi” demişti… Hiç kurşun yemedim ben; yanımdan yöremden geçti…
[Bu ülkede, benim yaşıma gelmiş kim varsa, kesin, kesinlikle yani az biraz hastadır. Eğer bacak kadar çocukken, kurşun geçerse yanınızdan yörenizden, sağlam kalırsanız başarıdır. Ve bu mümkün değildir. ]
Kurşun böyle çarpar. Haberlerde okudum oysa. Uzak bir şehirde, bacak kadar bir sabi motor kazasında ölmüş. Olay yeri inceleme ekibi gelmiş işte… Gelen polislerden biri, o, orada yatan, ayakkabısı ayaklarından fırlamış çocuğun annesi… Ben okudum bu haberi. Okudum ben…
Çünkü nerde bir tanışım varsa bu ülkede, oraları bulup okuyorum. İnternet nimet. Her gün Karaman’ı okurum, Maraş’ı, Yozgat’ı. Ve o ölü –içim kavlıyor, ölü derken- ve oradaki diriler yüzünden Hatay’ı, Kırıkhan’ı da okuyorum.
[Okudum da anlamadım elbet. Altı üstü bir motor kazasıydı.]
Bir dostun evinde eğlenirken ben, ben batasıca adam… O gecenin gündüzü, işte bir motor kazasında bacak kadar biri, ölüp gitmiş. Kırıkhan’da, bana kendini yaşça büyük gösteren, kitap okuyan… Bana, okuyacağına söz veren…
Kurşun böyle çarpar işte. Sizi döker, dağıtır. Gerçek bir mermi için dua edersiniz.
Meğer bacak kadar çocukmuş benim dostum. Kırıkhan’da, bir motor arkasında… Bariyere çarpıp, gazetelere resim olmuş. “Şöhret” olmuş, kendi tabiriyle. Bana, büyük adam olacağını dediydi. Haberi yok, haber oldu…
Kurşun böyle çarpsa keşke. Dertleştiydik. Annesi babası ayrıydı. Bir de sevdiği vardı keratanın. Adı Canan…
Kurşun böyle çarpar işte. Yangın böyle yakar. Nerenize değdi bilmeden, nereniz yandı bilmeden. Yanmaya, kurşunlanmaya teşne… Gözdür, ağlamaya ayarlı… Her erken ölüm, keşke ben öleydim dedirtir. Duymaktan iyidir, bir ölümü duymaktan iyidir. Ölmek daha iyidir, erken bir ölümü duymaktan.
Maraş’ta “ede” sözünü öğrendiydim. Kırıkhan’da “keke”yi öğrendim. Kardeş gibi ağabey gibi… Yani dostluk içrekli bir söz işte…
Ah benim kekem… Zamansız ölüm yok elbet. Bize zamansız geliyor kekem. Kurşunum oldun keke. Yanmaya takatsiz kekeni yakıp göçtün. Ayağından çıkmış papuçlarını gördüğümde… Dilsizim günlerdir kekem. Lal oldum. Gözüm buğulu, kör oldum kekem.
Kurşun böyle çarpar keke. Ne uzun yaşadım ben. Ne uzun yaşadım. İki saniye öncenden öleydim kekem. Keşke seni daha çok dinleyeydim.
Şimdi Kırıkhan’dan gelen bir koli portakal ve limon duruyor odamda keke. Sen gidince daha çok sahip çıkmalıyım be keke, değil mi? Seni dinlemedi ağabeyin. Kızma. Helâl et hakkını. Ne bilirdim ki, dinlemeliydim. Aptalız işte, çok zaman var sanıyoruz. Uzun zamanımız var sanıyoruz. Oysa tükeniyor işte…
Kurşun böyle çarpar işte. Kurşun böyle yıkar, tarumar eder keke. Bana kurşun değmedi,bilemem pek. Lâkin darmadağınım. Kurşun da böyle olmalı keke. Kekem… Büyük ders verdin bana. Artık aldırmıyorum. Zaten içim dışımdaydı. Şimdi tam içim dışımda. Ölüm var be kekem. Yaşı yok, başı yok ölümün.
Göğsüme kamyon çarpmış gibi… Duvara yapışıp kaldım. Kurşun yemek budur.
Şimdi senin yaşadığın yerden bir koli portakal ve limon usta. Niye bilmem, “usta” dediydin keke bana. Sana sahip çıkamadım; birikmiş bir hayat yüzünden. Birikmiş endişem, şüphem yüzünden. Büyük derssin bana şimdi.
Artık aldırmıyorum. Keşke daha önce aldırmayaydım. O zaman daha çok konuşurduk. Sana, benim de annem babam ayrı diyebilirdim. Sana, âşıksın ya, gün gelir biter ya da sürer diyebilirdim. “Canan” dediğinde, canını da ihmâl etme diyebilirdim.
[Aslında az da kırgınım sana keke. Bana kurşun olmamalıydın. Şimdi numaran elimde. Sesin kulağımda. Kurşun böyle çarpar da çarpmayaydı, çarpmayaydın… ]
Özür kabul ederse hayat, özür dilerim senden. Konuşaydık belki ölmezdin. Mukadderat deyip geçiyoruz işte. Kul avuntusu…
Şefaate inanmam. Fakat sen gittiysen benden önce, şefaat et! Seni eksik dinleyen bu kulağı affet. Kıyamet, o büyük toplantı günü varsa eğer, yanımda haşrol.
Kurşun yemek budur işte. Ağzınız burnunuz dağılır. Ağzım burnum dağıldı keke. Kemikler toplandığında, elimden tut. Kemiklere et eklendiğinde elimden tut. Benden önce gittin, acemi ustana yardım et. İki elimden tut keke…
[Şimdi senin yörenden bir dost daha keke. Sana sahip çıkamadık. Odamın ortasında, bir koli portakal ve limon… Topladığı her meyvede muhabbet kokuyor. Sana mahcubuz. Utançların yüzlerden okunduğu o günde, ustanı utandırma. Söz sana. Aldırmasızlığımı ele aldım. Şüphemi bitirdim keke. Kıskanmazsan, yerine bir dost koyduk.]
Kurşun böyle çarpar işte. Üstünden kamyon geçmiş gibi. Üstümden kamyon geçti keke. Minik bedenine giydirilmiş kefenden öperek kekem… Ömrüm olduğunca ağlayarak. Ve asla hata etmeyeceğim keke. Ölüm varsa, hayat daha rahat.
Kurşun böyle çarpar işte…